• 241 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Siz kitabı okumayın zaten bir şekilde size kitabı okutuyor. Hayatımıza dair , ölüm , savaş, yaşamak, psikolojik sorunlar , toplumsal sorunlar vs vs ... onlara dair sorunları sade ve yalın bir dille dile getiren yazarımıza çok teşekkür ediyorum. Kitabın başlarında kendi hayatından bir kesit sunması beni de çocukluğuma döndürdü. Herkese Maskesiz bir hayat ve bu kitabı tavsiye ediyorum. ALINTILAR
    Savaş insanın lanetidir. Şeytanın insana yapamadığı kötülüğü, insanın insana yapmasıdır. Hiç tanımadığı bir insanı, hiçbir neden yokken öldürmek akıldışı gözükse de halen yapılmasının sebebi insanlara bu fikrin aşılayıp çalıştırılmasına kaynaklıdır.
    hastalıklar kötü zevklerin ücretidir.
    Her cesaret Bir düş, her düş Bir cesaret içerir

    Iletişim ve anlayışın bol sevginin yoğun olduğu, güvenim ve Yalanın olmadığı bir dünya istiyorsa.ln sorgulamaya Önce kendinden başlamalısın
  • Bu kadar çok işi yapabilmek için güçlü ve büyük bir makine yaratmak lâzımdı. Çingiz, bu büyük
    makineyi yaratmış, onu askerlik, disiplin ve yasa temelleri üzerinde yükseltmiştir. Ordu, bu makinenin
    işleyen büyük kolu idi. Disiplinde birinci ve vuruşmada kabiliyeti dehşetli erlerden mürekkepti. Bu
    müthiş kuvvetlerin kumandanları da çok ustaca seçilirdi. Onun içindir ki, en büyük çarkından en küçük
    koluna kadar şaşmadan işleyen bu makine çok büyük işler yaptı.
    Koca Çin'in ilk hesabı iki seferde görüldü. 1216 yılı geldiği zaman şimalî Çin Türk imparatorluğuna
    eklenmiş ve Çingiz'ln önünde durulmaz orduları Batı'ya dönmüşlerdi. Batı'da ilk yumruğu
    Harzemşahlar İmparatorluğu yedi. İçinden çökmüş olan bu Türk İmparatorluğu Çingiz ordularının
    önünde çabucak boyun eğdi. Bundan sonra yenilmez ordular birçok kollara ayrılarak ilerlemeye
    devam ettiler. Bir yandan Hint, bir yandan Azerbaycan ve şimali İran ele geçirildi, Ermenistan bir
    hamlede çiğnendi. Gürcülerin işi bitirildi, Ruslar kolayca alt edildi. Bu ülkelere, Çingiz ordularından
    önce, bu önünde durulmaz müthiş kuvvetlerin namı ve korkusu geliyordu. Bu korku o kadar büyüktü
    ki çok defa kaleler dayanmayı bile göze alamıyor, hemen boyun eğiyordu. Dayanmak kararını verenler
    ise kalelerinin yerle bir edilmesine sebep oluyorlardı. Çünkü Çingiz orduları en güç setleri bile bir
    hamlede yıkabilen coşmuş sellerden farksızdı. Çiğneyip geçiyorlardı. Ve makine öyle işliyordu ki
    önünde durulmaz orduların seller gibi akışına Çingiz'in ölümü bile engel olamamıştı. Moskova'nın
    zaptından sonra türlü kollardan ilerleyen Türk orduları Lehistan'ı çiğneyip Macaristan'a bile
    girmişlerdi. Hiçbir kuvvet bu Türk akışını durduramamıştı.
    Dünya tarihinin tanıdığı en büyük imparatorluk, işte bu büyük makinenin işlemesi ile kurulmuştur.
    Asya'nın Doğu uçlarından Avrupa'nın göbeğine kadar uzanan o kadar geniş topraklar üzerinde Türk
    bayrağının yıllarca dalgalanması Çingiz'in kahramanlığı, dehası ve iradesi sayesindedir. Bu
    kahramanlık, deha ve irade Çingiz'i zaferlere ve şanlara götürdü. Bu şanlar ve zaferlerledir ki dünyanın
    en büyük imparatorluğunu kurmak şerefi Türkler'in oldu.
    Türk'ün bu ulu çocuğu "Çingiz orduları" adlı o müthiş ve yok edici kuvveti, ırkının birliğini kurmak için
    meydana getirmişti. Bu ordular nerede Türk varsa oraya kadar gideceklerdi. En büyük
    kumandanlarından biri Kıpçak'ın zaptı için izin istediği zaman Çingiz, şu buyruğu vermişti:
    "Madem ki Kıpçak'ta da Türk var, orayı da alınız!..."
    Evet, nerede Türk varsa oraya gidilecek ve Türk bulunan ve olan her toprak devlete eklenecekti.
    Çingiz, bu ülküsüne ulaşmış, ırkının birliğini kurarak Türklüğü dünyaya baş eğdiren güç haline
    erdirmiştir.
    Çingiz. 1227'de Tankut seferine çıkmıştı,. Tankutlar'ı ortadan kaldırıp cenubi Çin'i zapt etmek ve
    Asya'da Türk hâkimiyetine girmemiş olan bu son toprak parçasını da imparatorluğa eklemek
    istiyordu. Ömrünün pek çok yıllarını savaş alanlarında geçiren ulu kağan, bu son seferine çıkarken
    yetmiş iki yaşında bulunuyordu. Bu ihtiyar yaşında bile Türklük için fayda ve zafer aramakta idi. Lakin
    yolda birdenbire hastalandı. Ölüm, Türk birliğinin bu muhteşem kahramanını son bir zaferden
    mahrum bıraktı. Her şeyi alt etmesini bilen Çingiz, ölüm önünde boyun eğmişti.
  • ÇİNGİZ HAN
    Moğolistan'daki kabilelerin birbirleri ile durup dinlenmeden boğuştukları on ikinci yüzyılın ikinci
    yarsında bir kaç kabilenin başı olarak yaşayan Yesükey Bahadır'ın, 1155'de bir çocuğu dünyaya
    gelmişti. Bir avucu kapalı olarak doğduğu ve avucu açılınca içinde bir damla kan pıhtısı olduğu
    söylenen bu çocuğa Temüçin adını koymuşlardı. İşte; hayata avucunda taşıdığı kanla çıkan bu mini
    mini Temüçin, sonradan bütün Türkleri bir bayrak altında toplayıp tarihin en büyük imparatorluğunu
    kuracak olan Çingiz Kağan'dır.
    Temüçin, babasının yerine geçtiği vakit henüz ufak bir çocuktu. Talih ona hayli uzun sürecek sıkıntılı
    ve ıstıraplı bir hayat çağı hazırlamıştı. Çok karışık olan on ikinci yüzyıl Moğolistan tarihinin kavgalarına
    o da karışacak, savaş içinde büyüyüp yetişecekti. Temüçin, hayatın karşısına diktiği bütün fırtınalara
    karşı göğüs germesini bilmiştir. Çektiği ıstıraplar iradesini çelikleştirmiş, fakat hayattan aldığı derslerle
    pişmiş ve yetişmiştir.
    1207 yılı Temuçin'i, Çingiz Kağan olarak selamlayan tarihtir. Çünkü Moğolistan'daki nüfusu günden
    güne artan Temüçin, kendisine düşman olan kabileleri bir bir yok ettikten sonra, bir kurultay toplayıp
    imparatorluğunu bu yılda ilân etmiş ve Çingiz adını almıştır. Temüçin'in ve ordularının dünyaya nam
    vermesi bundan sonra başlar.
    Çingiz, dünyaya çok büyük işler yapmak için gelmişti. O, dağılmış ve birliğini kaybetmiş olan Türkleri
    bir araya toplayacak, ırkının düşmanlarını tepeleyecek ve Türk üstünlüğünü dünyaya bir yol daha
    gösterecekti. Tanrı, bu işleri yapabilecek kahramanlığı ve dehayı ondan esirgememişti. Çingiz Kağan,
    Tanrının bu lûtfundan tam olarak faydalanmıştır.
    Bu kadar çok işi yapabilmek için güçlü ve büyük bir makine yaratmak lâzımdı. Çingiz, bu büyük
    makineyi yaratmış, onu askerlik, disiplin ve yasa temelleri üzerinde yükseltmiştir. Ordu, bu makinenin
    işleyen büyük kolu idi. Disiplinde birinci ve vuruşmada kabiliyeti dehşetli erlerden mürekkepti. Bu
    müthiş kuvvetlerin kumandanları da çok ustaca seçilirdi. Onun içindir ki, en büyük çarkından en küçük
    koluna kadar şaşmadan işleyen bu makine çok büyük işler yaptı.
    Koca Çin'in ilk hesabı iki seferde görüldü. 1216 yılı geldiği zaman şimalî Çin Türk imparatorluğuna
    eklenmiş ve Çingiz'ln önünde durulmaz orduları Batı'ya dönmüşlerdi. Batı'da ilk yumruğu
    Harzemşahlar İmparatorluğu yedi. İçinden çökmüş olan bu Türk İmparatorluğu Çingiz ordularının
    önünde çabucak boyun eğdi. Bundan sonra yenilmez ordular birçok kollara ayrılarak ilerlemeye
    devam ettiler. Bir yandan Hint, bir yandan Azerbaycan ve şimali İran ele geçirildi, Ermenistan bir
    hamlede çiğnendi. Gürcülerin işi bitirildi, Ruslar kolayca alt edildi. Bu ülkelere, Çingiz ordularından
    önce, bu önünde durulmaz müthiş kuvvetlerin namı ve korkusu geliyordu. Bu korku o kadar büyüktü
    ki çok defa kaleler dayanmayı bile göze alamıyor, hemen boyun eğiyordu. Dayanmak kararını verenler
    ise kalelerinin yerle bir edilmesine sebep oluyorlardı. Çünkü Çingiz orduları en güç setleri bile bir
    hamlede yıkabilen coşmuş sellerden farksızdı. Çiğneyip geçiyorlardı. Ve makine öyle işliyordu ki
    önünde durulmaz orduların seller gibi akışına Çingiz'in ölümü bile engel olamamıştı. Moskova'nın
    zaptından sonra türlü kollardan ilerleyen Türk orduları Lehistan'ı çiğneyip Macaristan'a bile
    girmişlerdi. Hiçbir kuvvet bu Türk akışını durduramamıştı.
    Dünya tarihinin tanıdığı en büyük imparatorluk, işte bu büyük makinenin işlemesi ile kurulmuştur.
    Asya'nın Doğu uçlarından Avrupa'nın göbeğine kadar uzanan o kadar geniş topraklar üzerinde Türk
    bayrağının yıllarca dalgalanması Çingiz'in kahramanlığı, dehası ve iradesi sayesindedir. Bu
    kahramanlık, deha ve irade Çingiz'i zaferlere ve şanlara götürdü. Bu şanlar ve zaferlerledir ki dünyanın
    en büyük imparatorluğunu kurmak şerefi Türkler'in oldu.
    Türk'ün bu ulu çocuğu "Çingiz orduları" adlı o müthiş ve yok edici kuvveti, ırkının birliğini kurmak için
    meydana getirmişti. Bu ordular nerede Türk varsa oraya kadar gideceklerdi. En büyük
    kumandanlarından biri Kıpçak'ın zaptı için izin istediği zaman Çingiz, şu buyruğu vermişti:
    "Madem ki Kıpçak'ta da Türk var, orayı da alınız!..."
    Evet, nerede Türk varsa oraya gidilecek ve Türk bulunan ve olan her toprak devlete eklenecekti.
    Çingiz, bu ülküsüne ulaşmış, ırkının birliğini kurarak Türklüğü dünyaya baş eğdiren güç haline
    erdirmiştir.
    Çingiz. 1227'de Tankut seferine çıkmıştı,. Tankutlar'ı ortadan kaldırıp cenubi Çin'i zapt etmek ve
    Asya'da Türk hâkimiyetine girmemiş olan bu son toprak parçasını da imparatorluğa eklemek
    istiyordu. Ömrünün pek çok yıllarını savaş alanlarında geçiren ulu kağan, bu son seferine çıkarken
    yetmiş iki yaşında bulunuyordu. Bu ihtiyar yaşında bile Türklük için fayda ve zafer aramakta idi. Lakin
    yolda birdenbire hastalandı. Ölüm, Türk birliğinin bu muhteşem kahramanını son bir zaferden
    mahrum bıraktı. Her şeyi alt etmesini bilen Çingiz, ölüm önünde boyun eğmişti.
  • Aşırı delilik en yüce mantıktır
    Sağduyulu insanın gözünde
    Aşırı mantıksa -çılgınlık
    Çoğunluktur bu konuda,
    Her zamanki gibi, söz sahibi
    Kabullenirsen -aklın başındadır
    İtiraz edersen -tehlikelisin apaçık
    Ve zincire vururlar seni

    Much Madness is divinest Sense
    T o a disceming Eye
    Much Sense -the starkest Madness
    'Tis the Majority
    ln this, as All, prevail
    Assent -and you are sane
    Demur -you're straightway dangerous
    And handled with a Chain

    Emily Dickinson-435