İçindeki öfke korları küllerin altında kıpkırmızı oldu. Artık onu istemiyor olabilirdi. Ama bu, onu sırtından vurup dışladıkları gerçeğini değiştirmiyordu. Nadine, ona geliş sebeplerinden pek bahsetmemiş olsa da Harold onun bir şekilde dışlanıp reddedildiğini tahmin ediyordu.
İkisi de dışlanmıştı ve dışlananlar intikam senaryoları yazardı. Belki akıllarını başlarında tutabilmenin tek yolu buydu.
Günlüğü ve taşı yerine koydu. Sakinleşmişti, içindekilerin hepsini dökmüştü. Dehşetin hiddetini sayfalara aktarmış, geriye kararlılığı kalmıştı. Bu iyiydi. Bazen yazma eylemi kendini daha gergin hissetmesine yol açıyordu. İçinden geçeni olduğu gibi yazmadığı zamanlarda oluyordu bu. Ya da gerçeğin kör bıçağını, kestiği yerden kan çıkaracak kadar bileyecek çabayı sarf etmediği zamanlarda. Ama o akşam günlüğü sakin bir ruh hali içinde yerine koymuştu. Öfke, korku ve düş kırıklığı sayfalardaki yerini almıştı. Üzerlerine yerleştirdiği taş, o uyurken tüm duygularına içeride tutacaktı.
Perdelerden birini çekerek sessiz caddeye baktı. Dalgınca dışarıyı izlerken 38’ liği çıkarıp dördünü birden gebertmeye ne kadar yaklaştığını düşündü. Kutsallık taslayan o aşağılık organizasyon komitelerinin de böylece sonu gelmiş olurdu. Onlarla işi bittiğinde çoğunluk ortadan kalkmış olacaktı.
Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hâtıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma.
Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm.
Hayâl içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni unutma.
O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yâr
Senin de başında o çılgın rüzgâr
Deli deli esiverirse bir gün
Beni unutma.
Ben ayağımda çarık, elimde asâ
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma.
Hala duruyorsa o yeşil elbisen
Onu bir gün yalnız benim için giy
Saksındaki pembe karanfilde çiğ
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma.