Derin bir nefes alarak başlamak istedim ilk defa. Kendisi benim en sevdiğim şair ve yazarlar arasında özellikle melankoli kategorisinde zirveyi oynayan kadındır. Sırça Fanus yarı otobiyografik bir romandır. Kitabın kahramanı tıpkı Sylvia Plath gibi şairdir. İkisinin de babası sekiz yaşında ölmüş, ikisinin de bir erkek kardeşi vardır. Hayatı boyunca psikolojik bunalımlar yaşayan Sylvia Plath, tekrarlanan intiharları sonunda canına acıklı bir hikaye ile kıyar. Ve özellikle bundan bahseden ve beni derinden sarsan bir şiiri vardır; Lady Lazarus.
Gene yaptım, gene yaptım işte.
On yılda bir kere beceririm bunu ben.
Bir çeşit ayaklı mucize, tenim.
Bir Nazi abajuru kadar parlak, sağ ayağım.
Kağıt üstüne ağırlık, yüzüm hiçbir özelliği olmayan, halis Yahudi keteni, en incesinden.
Kaldır o örtüyü sevgili düşmanım. Korkuttum mu yoksa? Göz ve burun oyuklarımla, otuz iki dişimle? Sasımış soluğum yok olur gider bir günde.
Pek yakında, evet pek yakında, mezar inimin yediği etim gene üstümde olacak eve gittiğimde. Bir kadın olacağım yine, yüzümde gülümseme. Otuzundayım daha. Kedi gibi dokuz canım var hem de.
Bununla üç etti.
Ne pis iş bu silip, yok etmek her on yılı böyle.
Milyonlarca lif, milyonlarca.
Ağızlarında fındık fıstık çatur çutur, itişip
Kakışıyor kalabalık, görmek için ellerimin, ayaklarımın açığa çıkarılışını.
Baylar, bayanlar!
Böyle striptiz görmediniz.
Bunlar ellerim.
Bunlar da dizlerim.
Bir deri bir kemiğim belki,
Ama, aynı kadınım işte, tıpatıp aynı.
İlk kez olduğunda on yaşındaydım ben.
Kazaydı. İkincisinde, işi bitirmeye ve bir daha dönmemeye öyle kararlıydım ki.
Kapatmıştım kendimi,
Sallanıyordum deniz kabuğu gibi.
Seslenmek, durmadan seslenmek, bir de ayıklamak.