en gürültülü sayfalarda ağlarken
susturulmuş harflerde boğuşurken buluyoruz kendimizi
ruhumuzda çiçeklerden açmış bir diken
geçmiyor zamanın kenetlenmiş izi
boynumuzdaki eller nefesimizi bu denli kesmişken
nasıl hissedelim kalbimizi
hayatta kalmaya bu kadar hasr-ı vücutken
bu topraksız kentlerde nasıl kaybedelim bizi
nasıl dayanalım bu tekrar bu kadar acımasızken
nasıl susalım da yüzmeyelim derimizi
hislerimiz soluk borumuza tırmanıyorken
nasıl söküp atalım kinimizi
kurşundan sözcükler dilimize kadar gelmişken
durmayalım, tutmayalım kendimizi
bu sis bizi bu denli yutmuşken
özgür bırakalım birbirimizi
zamanı geri sarıyorum
neresinde hata yaptığımı görmek için
ama yerine acı bir keder zalimce devralıyor gözlerimi
görüyorum ki yapmışım
en yanlışını her şeyin
gözlerim onun ellerinde şimdi
göremiyorum ateşin büyüleyici parıltısını
göremiyorum masum yüzündeki
hatıralar sakladığım benleri
ya da yorgun gözlerindeki
beni hapseden saflığı
ama gözlerime ihtiyacım yok görmek için
ellerimdeki nefesinin adenini
dudaklarından kıvılcım misali çıkan sözleri
yüreğinin kulağıma çarpan seslerini
bir yaş damlıyor gözlerinden
tomurcuklandırıyor çiçeksiz bahçemi
kurak, vefasız topraklarımı
iyileştiriyor tüm derin yaralarımı
namütenahi bir fezada süzülüyorum sanki
ama yine de
perdeleri kapatınca geçmiyor
gecenin uçsuz karanlığı
gözlerim solgun yuvalarına dönmüyor
dudaklarımdan hüzün şarabı damlarken
geri sarılmıyor hayat