Yüce Tanrım sabretmek yarattığın biz, kulların icin ne kadar da zor, çünkü yanan yüreği canlı bedenimize Sen koydun ve yeryüzündeki ömrümüzün ne kadar kısa olduğu bilincinin ve korkusunun tohumlarını derinlerde bir yere Sen yerleştirdin. Bizler biliyoruz Yüce Tanrım, ömrümüzün sonbaharı çok yakınındadır ilkbaharının, yazı ise hic uzun değildir; bu nedenle böyle bir sabırsızlk calkalanır kanımızda, bu nedenle büyük bir açlıkla uzanır elimiz, sevdiğimizi almaya ve fani seylere bile hemen sevinmeye; zaman geçtikçe yaslanırken, beklemeyi nasıl öğrenelim. bir gecede ölüp giderken nasıl sabredelim, zaman sönmeyen ateşiyle peșimizdeyken nasıl yanmayalım, ölüm arkamızdan kosarken nasıl acele etmeyelim?
Kabuğu göğsümden koparmış olduğuma göre, artık her sey benimdi ve cömertliğin terk edilmesinin sevinci bedenimi sardı. Ah, ne kadar kolay diye düşündüm. zevk vermek ve bu zevke sevinmek: Kendinizi açmanız yeterlidir ve yaşayan akım bir insandan diğerine geçer, yüksekliklerden derinliklere düşer, derinliklerden sonsuzluğa yükselir.
Aniden soğuk, kara şehir eridi gitti; gürültülü, kasvetli yalnızlık sona erdi. Her gelen icin bekleyen, bilmediğin biri insanı serbest birakabilidi. buzunu çözebilirdi, yeniden rahatca nefes almasıı ve bu çelik zindanın ortasında hayat bütün parlaklığıyla hissetmesini sağlayabilirdi. Cok kullanılmasına, yaşla çetinleşmesine, aşınmayla yitip gitmesine rağmen yalnız olanlar icin, kendilerini susturmak. korktuklarinda onları destekleyen bir sey olduğunu tahmin etmek veya bilmek, bir seye sadik kalmak ne kadar mükemmeldir.