bizesuya düşmüş bir umuttan dolayı mı daha çok kızılır, yoksa yapılan bir iyilikten dolayı mı daha çok minnet duyulur, bunu bilmiyorum. Dostum, söz edeceğim önemsiz görünen şeylerin benim bilgi alanıma dâhil olmasından ve bu husuları bildiğime inandığım için ağırlığımı koyabileceğimden dolayı, özellikle ne insanlara çok güvenmenizi ne sıradan tavırlar sergilemenizi ne de gay- retkeş davranmanızı istiyorum! Fazla güven saygıyı azaltır, sıradanlık küçümsenmeye mal olur, başkaları için fazla çaba harcamak bizi sömürülmeye çok elverişli kılar. Sevgili çocu- ğum, öncelikle, yaşamınız boyunca en fazla iki üç dostunuz olacağını bilin, tamamıyla onlara güveneceksiniz; bu güveni- nizi başkalarıyla paylaşmak onlara ihanet etmek olmayacak mı? Bazılarıyla diğerlerinden daha yakın bir ilişki kurarsa- nız, kendiniz hakkında fazla açık vermeyin, günün birinde onları karşınızda birer rakip ya da düşman olarak görebile- cekmişsiniz gibi ihtiyatlı olun: Yaşamın tesadüfleri bunu ge- rektiriyor. Bu yüzden, ne soğuk ne de cana çok yakın bir tutum sergileyin, bir insanın hiçbir şeyi riske atmadan yaşa- mını sürdürebileceği orta çizgiyi bulmaya çalışın.
Kahin olmaya gerek yok; önümüzdeki yüzyıl, yüksek teknoloji ile insanın doğuştan kazandığı temel hakların mücadelesine değil, teknolojinin önlenemez üstünlüğüne sahne olacak; devlet fiziki bakımdan küçüldükçe aynı cep telefonları veya mini mini kamera gibi- etki alanı genişleyecek ve belki de 21. yüzyılın insanları, yıllarca uzaktan yaşadığımız devirlere bakıp, 20. yüzyılda teknolojik ceberrutluğun henüz uzağında yaşayabildiğimizden ötürü bizlere gıbta edecekler. Günün birinde uzak torunlarımızın "Aah nerede o eski modern zamanlar." diye iç geçirmeleri kuvvetle muhtemel; önümüzdeki çağ şimdikinden daha totaliter, daha ceberrut ama şüphesiz daha teknik bir çağ olacak. İktidarın kılcal damarlara ayrılarak, -özellikle yüksek iletişim ortamının sağladığı zeminde-insanları bilgi yoluyla muktedir kılacağını vaadeden post-modern hayallerin verniği daha şimdiden dökülmeye başladı. Yüksek teknoloji dünyayı akıl almaz derecede küçük bir köy haline getirdi ve bu küçücük köyde belki şahsı hayal dünyamız bile güvenilir bir sığınak, emin bir mahremiyet alanı olmaktan çıkacak. Ne var ki sıkıntılı bir rüyayı hatırlatan bu tahminler ilk kertede Türkiye'yi pek fazla ilgilendirmiyor. Rasyonaliteye takla attıran zihnî kaypaklığımız belki de ilk defa işe yarayacak ve biz yüksek teknolojiyle beslenen postmodern toplumların tedirginliğini paylaşmadan zihin sağlığımızı koruyabileceğiz. Aydınlanma çağından beri batılı toplumların en üstün tarafını teşkil eden ortak rasyonalite iklimi, onlarda bilginin zorbalığı biçiminde tecelli ederken biz, belki de tarihte ilk defa kronikleşmiş irrasyonal zihnî mekanizmamız sayesinde kendimiz gibi kalmayı başarabileceğiz, bu saçmalığın ve abesle iştigalin, rasyonel düşünce tarzından intikamı anlamına gelecek . **Bizi biz yapan unsurların
Sayfa 213 - Yaşasın Saçmalık! | Ötüken Yay.
Ahmet Turan Alkan
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Mini bilgi
Amazon ormanlarındaki bir tek ağac 1500 şit böcek barındırabilir!
Sayfa 238 - Kırmızıkedi·Kitabı okudu
Kendini bir hazineye sahip olduğu halde dünyayı dolaşıp dilenen bir dilenci gibi hissediyordu.
Sayfa 698 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Bunlar geniş bilgi bakımından belki ötekilerden biraz üstün­düler. Fakat, içinde-yaşadıkları çökmüş memleketin etkisiyle ye­nilgiyi değişmez kader olarak kabul etmiş yılgın bir halleri var­dı. Millete güvenmeyi hiçbir zaman denememiş, henüz bir mil­letin varlığından haberleri olamamış bütün aydınlar gibi, her bi­ri kendilerini teker teker vuruşup teker teker yenilmiş sayıyor, bir daha kalkarak yeniden başlamaya cesaret bulamıyordu. Çöken imparatorluk, aydınlarını da, uçuruma beraber sürük­lemekteydi. İslamcılığın 350 milyonla sayılan kalabalığı, Turancılığın yüz milyonla hesaplanan uçsuz bucaksız stepleri üzerine kurulan hayaller, Balkan bozgunundan sonra, asırlık baskılarla hadım edilmiş sinirlere, şehveti bir kımıldama vermiş, dört yıllık kanlı boğuşma bu bunak sinirleri işte bu bitkin kımıldamanın tam or­tasında çekip koparmıştı. Osmanlı aydınları için artık geçmişe sığınmaktan başka çare yoktu ama artık sığınacak geçmiş neredeydi? "Anadolu?" Bir sür­gün yolu idi ki vaktiyle ucu Avrupa'daki jöntürklerden de boyu­nun ölçüsünü almış bulunuyordu. Oturup ağlamaktan başka bir iş kalmamış gibiydi. Kendi içine kapanıp bir sınırsız vicdan aza­bını, vicdan azabı olduğundan bile habersiz çekmek, mini mini, değersiz, gülünç dertlerle öfkelenip, mini mini, değersiz gülünç sevinçlerle mutluluğuna kendini kandırarak sürünmek "ve artık ölmek, ölebilmek" kalmıştı.
İnsanoğlunun mutsuzluğunu süreklileştiren şiddet sarmallarının yönettiği bir dünyada kalmak istiyor muydum? Yanıtım, hayır, asla ve hiçbir yerde’ydi ve bu yüzden insansız bir dünyaya kaçmayı sectim.
Sayfa 32 - Jaguar Yayınları·Kitabı okudu