Cisimlerin hareketinden söz ederiz; meselâ arabanın, trenin, geminin, uçağın, kısaca taşıtların hareketinden. Evet, sadece ma kinelerin hareketinden değil, rüzgârın hareketinden, suyun hareke tinden, yaprakların hareketinden. Bir de sürünün hareketinden; ya da bir kitlenin, bir kütlenin hareketinden, üstelik sadece hayvan sürülerinin değil, insan sürüle rinin de hareketinden. Bireye gelince, kişiden söz edilince, hareket sözcüğü nadiren çıkar ağzımızdan. Eskiden am el derlerdi, fiil derlerdi; şimdiyse davranış. İnsan yapıyor, ediyor ve yapıp etmeleri birer davranış olarak adlandırılı yor. Oysa -ne garip değil mi- bitkilerin davranışından, makinelerin veya taşıtların davranışından, dili biraz bilen hiç kimse söz etmeye yanaşmıyor. Davranış, zannedildiği üzere fiil anlamında değil, am el anla mında bir eylemdir. Tanrı yapar, eder ve yapıp etmeleri fiil olarak adlandırılır; am el olarak değil. Keza Tanrı için, tıpkı hareket gibi, am el gibi, davranış sözcüğü da kullanılmaz. Meselâ Tann’nın ‘amelleri’, iyi ya da kötü ‘davra nışları’ olduğu söylenemeyeceği gibi, “Tanrı hareket ediyor veya etmiyor” da denmez. Niçin? Cevabı çok basit: Çünkü hareket cisimlere mahsustur. Tanrı ise bir cisim değildir. A m el ve davranış ise gayr-ı aklî hareketler için kullanılan sözcüklerdir. (Bu bakımdan Türkçe’de sadece am el ‘edil mez’; ‘olunur’ da.) Gerçekte ‘davranış(lar)’ da bir harekettir, ne var ki ancak bir isteğin (irade’nin) yol açtığı bir hareket.