Bir an o kadar üzüldüm ki hayatımın debdebeli bir döneminde okuduğum için bu kitabı. Elimde kaldı, yavaş yavaş okudum, bazen günde 5 sayfa. Sonrasında ise fark ettim ki bunun için hayıflanmamalıyım. Bu kitabı hızlı okursam belki de bu kadar derin hisler uyandırmayacaktı bende. Sindirerek okudum ve içerisinde kayboldum.
Kitap o kadar şahane detaylarla bezenmiş ki bir noktadan sonra olayı sizin düşlemeniz gerekiyor. Okuyucuya bu kadar fazla kapı aralayan sayılı kitap okumuştum ve tamamen eminim ki okuduklarımın en etkileyicisiydi. Olayı anlatıp zaman zaman sizi şaşkınlığa uğratıyor, meraktan ne olduğunu anlamak için akıp gidiyorsunuz ama olayı düşlemezseniz ne olduğunu öğrenemezsiniz. En az yazar kadar aktif olduğumuz bir şaheserdi ve muhteşem derecede memnun kaldım.
İncelemeyi yazarken acele etmemeliyim, biraz sindireyim diye düşünüyordum ama verdiği hissiyatı kaybetmeden bunları kelimelere dökmeyi ve kalıcılaştırmayı istedim. Kitap, bir olayı ve öyküyü anlatmıyor aslında. Kitapta resmen öyküler var. Bizi hayran bırakan diğer bir nokta da bu; "Kesişmeler."
Bir an bağımsız sandığımız bir olayı okurken bir anda ana olayla öyle güzel bağlanıyor ve kesişiyor ki kitabın bir ağaç misali dallanıp budaklandığını ve heybetlendiğini hissedebiliyoruz. Daha net bir cümle kurmak gerekirse, bir düş görür gibi kitabın içinde geziniyoruz. Sadece okumuyor, düşler alenine giriyoruz. Eğer kitabı okumadan önce bu yazıyı okuduysanız lütfen kaydedin, okuduktan sonra tekrar gelip bu cümleleri okuyun. Dediğimi çok iyi anlayacak ve hayranlıkla tebessüm edeceksiniz.