genel olarak bakıldığında okuyucu kitabın ismine aldanıp kitaptan çok fazla beklentiye giriyor. sanat ile ilgili bir mitolojinin ya da sanat hakkında kavramsal bir tartışma bulacağını umut ederken, içinde yalnızca mitoloji bulabiliyor ve bulduğu şeylerde hemen her yerde bulabileceğiniz, 150 seneyi aşkın bir süredir çok fazla incelenmiş ve ilan edilmiş söylemleri okumak zorunda kalıyor. öncelikle şu söylenebilir. "sanatın mitolojisi" sanat ile alakalı mitoloji ya da sanatın yarattığı, sanat kavramına ait bir mitoloji demektir. bu kitabın adının mitolojik sanat ya da mitolojinin sanatı olmalıymış zira sanat ile alakalı hiçbir kavramsal tartışma yapılmamıştır. hatta mitolojinin mitolojisi olsa çok daha yerinde olurdu.
ismail sezgin burada mitosların toplumun kolektif hafızasının ürünleri olduğunu belirtirken mitosların içerisindeki oldukça kişisel sayılabilecek imgeleri biraz da olsa öteye itmiş gibidir. mitos anlatılarında bulunan (ve günümüzde bize çok acayip ya da sıradışı sayılabilecek) figürler, olaylar, kurgular, nesneler, mitosun yaratıldığı dönemde oldukça kişisel bir imgelem ürünü iken, sonradan evrenselleşmiştir. burada imgenin kişisel bir yapıntı mı yoksa evrensel bir yorum mu olduğu tartışılabilir.
ayrıca, ismail sezgin'in kullandığı "şunu söyleyebilirim", "bunu iddia edebilirim" diye bildirdiği çoğu iddia zaten çoktan beridir söylenmiş ve tartışılmış, aşılmış ve sonuca bağlanmış tartışmalardan ileri gidemiyor. bu tip bireysel ifadeleri bir çeşit ego ile bağdaştırmak zorunda kalıyoruz. bu da ya okuyucuyu küçümsemek ya da hafife almak anlamına geliyor ve bilimsel ifade yöntemleri ile alakasız, çiğ bir söyleme sebep oluyor. bu tip cümlelerde yazar yerine ben utandım.
ismail sezgin’in mitosları tarif ederken kullandığı “ölü söz”, “dna”, “ışık (sorgulama,