• Merhaba arkadaşlar. İlber Hocam gene oldukça sitemkar. Aslında bende. Geçmişi Düşünerek Anmalıyız, Osmanoğulları ve Halifelik, Tarih ve Osmanlı Tarihine Yaklaşım, Tarih Bilinci ve Osmanlıya Bakış ve Son İmparatorluk Osmanlı başlıklarında hep aynı konu üzerinde duruluyor aslında. Osmanlı’da bizim, bu tarihte bizim. Sakalınızı kesebilirsiniz ama yüzünüzü söküp atamazsınız. Yani ucuz tarihçiler gibi Osmanlıyı inkar edemezsiniz, görmezden gelseniz bile. Bu böyledir, bu tarih bizimdir. İnkar niye? Bunu yapınca elinize ne geçiyor? Bu yüzyılın son ve en büyük tarihçisi İlber Hoca’dan daha iyi olduğunuz bir tarih alanı varda biz mi duymadık? Anca tarih kitaplarında gördüklerini araştıramadan kopyalayıp sayfaları düzenli hale getirip paylaşırlar, ondan sonra da ben Tarihçiyim ayakları. Bu millet bunları yemez.
    Türklüğü yalnızca Türkiye’de sanan, Türk olduğu için utanan, Türklük kelimesini elinden geldiğince küçük düşürmeye çalışıp kendileri küçük düşenler; bizim Tarihimiz çok büyüktür, sizi de yutar. Bizde Yahudi denilince akla Karaylar (bunlar hem Tevrat’ı kabul edip Talmut’u reddederler), Kırımçaklar (hem Tevrat hem Talmut kabuldür), Hristiyanlık ve Ortodoksluk denilince de Romanya, Moldova, Ukrayna ve tabii Bulgaristan’daki kardeşlerimiz aklımıza gelir. İslam denilince de zaten 1000 yıldır bu topraklarda onu da biz Türkiye yüceltiyoruz. İşte sadece Türkiye grubunu gören eksik tarihçiler ve sadece Müslüman grubu görüp kalanı dışlayan BOŞ grup bizim en büyük sorunumuz ve nedense bu eksikliler daha fazla okunuyor ve isim yapıyor. Hayret! İnsanların dilinden, dininden size ne? Özellikle DİN konusunda bir şey konuşun hemen “Harhorhurhoaa” diye üstünüze geliyorlar. Kardeşim, bir insanın DİN konusunda yargılanması kimin işi? Cevap: Allah. O halde siz bu yargılamayı yaparsanız kendinizi ona ortak yani dindeki büyük günahlardan ŞİRK koşmuş oluyorsunuz. Böyle deyince de hemen konu değişiyor. Herkes anca işine geldiği gibi, biz neyin ne olduğunu bilelim ama artık susmayalım. Bugün biz de Irak yahut Suriye ya da Uzak Doğu ülkelerinden birisi olsaydık, kim bizi kabul ederdi? Kültür Ortaklığı tamam ama Milletini unutmak yahut unutturmaya çalışmak Vatan Hainliğinden başka şey değildir, olamaz!
    Gelelim bir diğer konumuza. 2. Abdülhamid. Koskoca Osmanlı’da kimseyle uğraşmazlar (bunlara şeker amca 5. Mehmed ve hiçbir varlığı olmayan 6. Mehmed dahildir.) ama Türklük düşmanı kim varsa bu adamla uğraşır. Yazık bizim gençlerimiz de sosyal medyadan gördüğü bilgiyi TARİH diye yutarak konuşur. Araştırın biraz. Kendine yazar diyen bir SÜRÜNGEN, böyle bir padişaha Kızıl Sultan diyebilecek kadar hadsiz. Hadi bakalım neler olmuş, bunların çoğu da kitapta yok. Enver Paşamız vardır bizim. Darbeden sonra özellikle savaş yılında geri gelir padişaha, el açar özürler diler, yaptığı yanlışın farkındadır. Araştırın da okuyun azcık. Ondan önce meclis kapatma olayı vardır ki zamanında Aydınlık olması lazım, bir gazete bu meclisi kapattı bunu mecliste anıyorlar falan diye ANIRMIŞTI. O meclisi kapattığında meclisteki yabancı sayısı Türklere oldukça eşitti hatta nüfus dağılımına göre ¼ oranından da hayli fazlaydı. Üstelik bunlar sürekli toprak ve bağımsızlık derdine düşmüşlerdi. Şuan meclisteki teröristlerin siyasi uzantısı gibi. Bir de neymiş tepki alırmışım böyle deyince. Benim en yakınım (2 çocukluk arkadaşım, 1 kuzenim ve tek kardeşim) şuan askerdeler. Bu vatan için. Bu soysuzlar ve onların tepkisinden mi çekineceğim! Bir de şu haber vardı. Osmanlı arazilerini kendi üzerine yapmış. Doğru yaptı. Dış borçlar ona gelene kadar fazlasıyla arttığından yabancı devletler milli gelir getiren yerlere el koyuyordu. Padişahın şahsi mallarına ise el koyamıyorlardı. Son padişah bile tahta çıkarken karşı devletler saygıdan dolayı bombayı kesmişlerdi hatırlayın. Osmanlı hep önemlidir yani. Her neyse bu mülkleri üzerine geçirdi ve onlara da el konulmasını engelledi. Ama işin içini araştırmak yerine sadece dışını haber yapmak kolay çünkü okumayan gençleri rahatlıkla kandırıp kendi tarihlerine düşman etmek o kadar basit ki. Yazık! Anlamadıkları da şu aslında. İşin siyasi ayağını bırakamıyorlar, alacakları bir başka model de yok. En eski toplumlardan birisiyiz. Yediremiyorlar. Bunlar kimliğindeki Türkiye Cumhuriyeti yazısından, Türkiye’den rahatsız olanlar, bu kadar net.
    Burada işlenen ve Osmanlı için kötüleme sebeplerinden biri de ‘Harem’ ve bu konuda da gerçekten çok çekiyoruz. Anlamıyorum bir başkası sizi kötüler ama siz neden kendinizi kötülersiniz. Mesela dedenizi, babanızı yahut ağabeyinizi sevmeyebilirsiniz; bunu başkalarının yanında söyler misiniz? Ailenizi ve kendinizi küçük düşürür müsünüz? Peki yabancıların yapmaya çalıştığını bu vatanın öz evlatları neden onlardan daha iyi yapıyor? Yazıktır. Bakalım. “Hayırlı Kapılar Açan Allah’ım Bize de Hayırlı Kapılar Aç” yazısı. Bu yazı nerede? Bu yazı şimdiki gibi kızları soyup, makyajlayıp kendisine Hoca diyenlerle bir tutulabilir mi? Bunun adı Alçaklık, Omurgasızlık ve Sürüngenliktir. Tarihini beğenmezsin, geçmişini sevmezsin, İslama ve Türklüğe düşman da olabilirsin. Ya inkar? Var olan bir şeyi inkar etmek salaklık değil de nedir? Neyse.
    Osmanlı dönemine ait Öteki kavramı, Ahilik, Mahalle ve Mezarlıklar, bana göre en önemli olaylardan biri olan Kütüphaneler, Tanzimat Aydınları, Batılılaşma Hareketleri ki başta eğitimde ve Oryantilizm konuları işleniyor.
    Bunun yanında Doğu-Batı Kültür çatışmasından; Osmanlı’nın Avrupa ile İlişkileri ve Rusya İlişkilerine değinerek konumuzu bitiriyoruz. Böylelikle İlber Hocama ait son bir kitabım kaldı. Artık ondan sonra bu kadar tarih üstüne biraz farklı alanlara yönelip kafa dağıtma zamanımız gelmiştir diyebiliriz.
    Şimdiden mutlu bayramlar dilerim, hepimizin bayramı kutlu olsun..
  • 1878'deki Berlin Antlaşması'yla; Bulgaristan'ın ve Doğu Rumeli'nin özerkliği, Romanya'nın, Sırbistan'ın ve Karadağ'ın bağımsızlığı tanındı. Niş Sırbistan'a, Dobruca Romanya'ya, Teselya ve Narda Yunanistan'a verildi. Bosna Herkes Avusturya'nın yönetimine bırakıldı. Ardahan,Kars,Batum ve Güney Moldova Rusya'ya , Kotur İran'a verildi. Böylece birkaç kaza ve 6 sancak kaybedildi.( T.Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi, C.12, s. 131)
  • Gagavuzca, Güney Batı Türkçe diye da anılan Oğuz dilleri öbeğinden 2001 verilerine göre iki yüz otuz bin kişinin konuştuğu bir dildir. Gagavuzların büyük çoğunluğu Moldova Cumhuriyetinin güney kesimlerinde oturur. Burada yaşayanların sayısı 171.070 dolayındadır. Ayrıca Ukrayna, Orta Asya ve Kazakistan'da yaşarlar. 20 bin dolayında Gagavuz ise Bulgaristan ve Romanya'da bulunur.
    Gagavuz adı eski bir açıklamaya göre "Kök-Oğuz" "Gök-Oğuz" adından gelir. Bu adı "kara-oğuz" biçiminde açıklayanlar da olmuştur. Son dönemlerde ise "Keykaus" adından geldiği ileri sürülmüştür.
    Gagavuzların kökeni üzerine kimi varsayımlar ileri sürülür. Bulgar tarihçilerine göre, Gagavuzlar sonradan Türkleşmiş Bulgarlardır. Salt dinlerini korumuşlardır. Sözde Osmanlıların baskısı ile dillerini yitirmişlerdir, de dinlerini korumuşlardır. Deliorman kesiminde oturan Müslüman Türkler ise, yine aynı baskı yüzünden hem dillerini, hem de dinlerini değiştirmişlerdir! Yunan tarihçiler ise Gagavuzları Rum kökenine bağlama çabası içinde gözükürler.
  • ACHTUNG!
    Mit Wirkung!



    Kırılmış, paramparça, mahvolmuş... Kaputt, Almancada tam olarak bu anlamlara geliyor.


    İtalyan Gazeteci-Yazar Malaparte'ın ikinci Dünya Savaşı'nı çeşitli cephelerde izleyerek,yaşadıklarını,şahit olduklarını kendi kaleminden okuyoruz.

    Bu kitabın yazım süreci çok sancılı geçmiş,Malaparte kitap yazım aşamasındayken,taslaklarını kaptırmamak için onları uzun soluklu bir maceraya atmış,taslakları bir kaç parçaya bölüp zamanın büyükelçilik çalışanları ve bürokratlarına emanet ederek (bunlardan biride Türk),İtalya'da tekrar teslim alıp birleştirir.

    Savaş zamanı yazılan kitap,gözlemlerini ve yaşadıklarını aktarabilmesi açısından Malaparte'a Alman subayları ile ahbaplık,akşam yemekleri,partiler ve arkadaşlıklar kurmasını sağlar.

    Malaparte bu kitabı için "Korkunç derecede acı ve neşeli bir kitaptır" der,doğruda söyler,soykırım,savaş,dostluklar,ihanetler,yalanlar,insanların ne derece kötü ve kindar olabilecekleri sizin zihninizde canlandırılmaya bırakılır.Ve bu gayet başarılı bir şekilde yapılır.

    Kitapta özellikle değinilmesi gereken bölümler var,tabii ki tahmin edeceğiniz gibi İkinci Dünya Savaşı deyince akla ilk gelen Yahudiler,esirler ve... Yahudi Fahişeler!Bir çok yerini okurken içiniz sızlayacak.

    Bu kitap bana olduğu gibi muhtemelen size de bir çok bölümünde Kosinski'yi hatırlatacak.Evet evet Boyalı Kuş!Yanılmadınız ;)

    Bendeki kitap Toplum Yayınları 1969 baskısı,bunu şu nedenle söylüyorum;Yeni baskısı vardır sanırım,ancak bu kitaptaki önsöz onda varmıdır bilemem,daha kitabın önsözün de ne okuyacağınızı,nelerle karşılaşacağınızı hissedebiliyorsunuz.Malaparte'ın Hitler ve Mussolini'ye ince ince göndermelerine şahit oluyorsunuz.Adamın kalemi çok sağlam ve etkili.

    Kitap savaş zamanı cephelerde yazılmış deyince yanlış anlaşılmasın,savaş bu kitapta ikinci planda,genelde perde arkasından seslerini duyuyorsunuz,savaşın olduğunu biliyorsunuz ama onunla pek samimi olmuyorsunuz.Daha ziyade savaşın kıyısında olan ama köküne kadarda savaştan etkilenen insanların yaşadıklarına şahit oluyorsunuz.

    Bir çok bölüm hayvan isimleri ile başlıyor,Atlar,Fareler,Köpekler,bölümlerde savaşın sadece insan için değil hayvanlar içinde nasıl bir yıkım olduğunu gösterebilmek için...gerisi mi?Kitabı okuyacaksın artık ;)

    Betimlemeler ve arada olayları ve diyalogları anlatımı gereksiz ve sıkıcı görünebilir,ancak devamı niteliğindeki olayları ve diyalogları anlamak açısından önemli,kesinlikle ve kesinlikle çok çok iyi bir kitap,mutlaka ama mutlaka okunmalı derim.Tabi yine üzerine basarak belirteyim,herkesin her kitaptan alabileceği tat ayrıdır,illede size bu kitaba bayılacaksınız demiyorum,sadece ben bu kitabı da,yazarı da tuttum diyorum.

    Bu inceleme hiç düşünmeden sıcağı sıcağına,çala kalem yazıldı,kitap kesinlikle bu incelemeyi haketmiyor,çok daha iyi,çok daha detaylı,çok daha etkili bir inceleme çıkması gerekirdi.Bu kez bu kadar ;)

    Romanya,Polonya,Ukrayna,Moldova,Finlandiya veee..İtalya,malaparte ile uzun bir geziye,iç kıyıcı,zihin bulandırıcı bir savaş ve insan incelemesine varsanız kesinlikle tavsiyedir.


    Tanıtım Bülteninden;
    -------------------------------------

    "Orospuluk etmek şimdilerde İtalya'da pek revaçta. Herkes orospuluk ediyor, Papa da, Kral da, Mussolini de, sevgili prenslerimiz de, kardinaller de, generaller de, hepsinin yaptığı orospuluk işte. İtalya'da hep öyle olmuştu, hep öyle olacak. Ben de orospuluk ettim, hem de yıllar yılı, bütün diğerleri gibi. Derken o hayattan iğrendim, isyan bayrağını açtım, soluğu hapiste aldım. Ama soluğu hapiste almak da orospuluk etmenin bir biçimi. Kahramanlık taslamak da, özgürlük için savaşım vermek de orospuluk etmenin bir biçimi İtalya'da. Kurtuluş yok..."

    Sunum Yazısından;
    -----------------------------------

    Avrupa’nın kurban halklarının öykülerini aktarıyor Kaputt;sanatı, düşüncesi, siyasal yaşamıyla tarihe kök salmış derin ve süzme kültürüyle “kurban Avrupa”nın halklarının ve bireylerinin öyküleri onlar. Ve saldırgan devletler Almanya’nın ve İtalya’nın halkları da giderek o korkunç kıyımın kurbanı olmaya hükümlüler, inanılmaz bir kibirle gözü dönmüş ırkçı
    gaddarlık kasırgasının kurbanları.O iki uğursuz kader yılında, Malaparte görünürde birbirinden
    bağımsız, kopuk kopuk öyküleri yoluyla, Avrupa savaşını geçmişi ve geleceğiyle, öncesi ve sonrasıyla özetleyerek sunuyor,bir kez okunduktan sonra bir daha unutulmayacak, okurun
    belleğine kazılarak tedirginlik etkisini sürdüren olağanüstü, her türlü düş gücünü aşan gerçek tablolar çiziyor.

    Son Cümle ;
    ---------------------------------

    Ne yapalım bayım,Sinekler kazandı savaşı!