Merak etme, susuz kalmayacaksın artık daha fazla,
ey kavrulmuş yürek!
Bir müjde var havada
Bilinmeyen dudaklardan üflenmekte bana doğru
- büyük serinlik, şimdi yolda...
24-Kuran’ı Allah’ın koruduğu
25- Kuran’ın çelişkisiz bir kitap oluşu
26-Kuran’ın eksiksiz oluşu
27- Kuran’ın rahmet oluşu
28- Kuran’ın doğru yola iletmesi
29- Kuran’ın müjde olduğu
30-Kuran’ı ince ince düşünmenin gerekliliği
Kalpleri katılaşan, insanî vasıflarını yitiren insanlar için bahar bir müjde niteliğindedir ve bir şifa kaynağıdır.
Şehirlerde cendereye sıkışmış ve maddi hırsların peşinde koşmaktan yaşamaya fırsat bulamamış insan için her baharda toprak üzerindeki değişimler bir çıkış kapısı olabilir.
Tabiatın bir köşesindeki küçük bir mola, insana unuttuğu birçok güzel hasleti hatırlatabilir ve dünya hırsını frenleyebilir. Çünkü toprak bir merhamet yurdudur. Dokunduğu her insanın kalbini yumuşatır, merhamet duygusunu yeniden hatırlatır. İnsan olmanın erdemine vardırır.
Hayatın sadece maddeden oluşmadığını ve bunu tamamlayan bir mananın olduğunu gösterir. Kısacası insanı iyileştirir.
“Her yeni insanla kendi öykümüzü yeni baştan yaşarız. Kimse bize yeni bir öykü getirmez. İnsan, insanın öyküsüne katılır sadece. Alaşağı da etse, o eski öyküdür alaşağı ettiği. Bu yüzden her yeni insan yeni baştan kendimizle yüzleştirir bizi. Öykümüzün renk değiştirme vaktinin geldiğini söyler bize gelişiyle. Bu belki de hep hazırlıksız yakalandığımız vakitler bir müjde midir bir uyarı mı, bilinmez. Her değişim, bizden alır bize verir. Mutlaka sonradan özleyeceğimiz şeylerdir bizden alacağı ve mutlaka sonradan özleriz bize vereceklerini.”
Ebû İdris el-Havlânî (Allah rahmet eylesin) anlatıyor:
Bir gün Şam Mescidi’ne gitmiştim, baktım ki orada nur yüzlü güzel bir genç vardı, halk etrafına toplanmış ihtilafa düştükleri meselelerin çözümü için ona soru soruyor ve görüşünü de kabul ediyorlardı. Onun kim olduğunu sordum:
–Muâz b. Cebel, diye cevap verdiler.
Ertesi gün kuşluk vakti mescide gittim. O zatı, orada benden evvel gelmiş ve namaz kılarken buldum. Namazı bitirinceye kadar kendisini bekledim, sonra önüne gelerek selâm verdim ve:
–Vallahi ben seni seviyorum, dedim. Bana:
–Allah için mi seviyorsun, dedi.
–Evet, Allah için seviyorum, dedim.
–Allah için seviyorsun değil mi, dedi.
–Evet, Allah için seviyorum, dedim.
Bunun üzerine elbisemin kenarından tutarak beni kendisine doğru çekti ve şöyle dedi:
–Sana müjde, ben Resûlullah’ın (sav) şöyle dediğini duydum: “Allah Teâlâ “Sırf benim için birbirini seven, benim için toplanan, benim için birbirini ziyaret eden ve benim için infak edenler, benim sevgime hak kazanmışlardır.” buyurdu.” (MU1748 Muvatta’, Şa’r, 5)