Buna karşılık, dinleyin ne kadar düşkündü ölümlüler,
Ve ben bu ağızsız dilsiz, çocuksu varlıklara Nasıl verdim aklı, düşünceyi,
Anlatayım bunu, insanları küçültmek için değil, Onlara ne büyük iyilikler ettiğimi göstermek için.
Önceleri insanlar görmeden bakıyor, Dinlediklerini anlamıyorlardı, Uzun ömürleri boyunca düş görüntüleri gibi Düzensiz, gelişigüzel yaşıyorlardı.
Bilmiyorlardı duvar örmesini.
İçine gün ışığı giren evler yapmasmı,
Ağacı kullanmasını bilmiyorlardı.
Yerin altında, karanlık mağaralarda Karınca sürüleri gibi yaşıyorlardı.
Ne kışın geleceği belliydi onlar için.
Ne çiçekli baharın, ne bereketli yazın.
Bilinç yoktu hiçbir yaptıklarında
Ben gösterinceye kadar onlara yıldızların Doğuş batışlarım kestirmenin yolunu.
Sonra sayı bilgisini verdim onlara, Bu kaynak bilgiyi onlar için ben bulup çıkardım.
Sonra harf dizilerine geldi sıra, O diziler ki belleğidir her şeyin, Anasıdır bilimlerin ve sanatların.
Hayvanlara da ilk boyunduruk vuran ben oldum Ölümlüleri kurtarmak için kaba işlerden;
Atları dizginleyip arabalara koştum, Zenginlerin şanını artıran arabalara.
Denizler aşan gemilerin bez kanatlarını Bulan da benim, başkası değil.
küçüktüm, küçücüktüm,
oltayı attım denize
bir üşüşüverdi balıklar,
denizi gördüm.
bir uçurtma yaptım, telli duvaklı
kuyruğu ebem kuşağı renginde
bir salıverdim gökyüzüne
gökyüzünü gördüm.
büyüdüm, işsiz kaldım, aç kaldım
para kazanmak gerekti
girdim insanların içine,
insanları gördüm.
ne yardan geçerim, ne serden
ne denizlerden, ne gökyüzünden ama...
bırakmıyor son gördüğüm,
bırakmıyor geçim derdi.
oymuş, diyorum, zavallı şairin
görüp göreceği.