İnsan her şeyi kaybedebilir ama yaşama sevincini kaybettiğinde kendine ulaşma yolunu da kaybeder. O yolu yeniden bulmak zaman alır, emek ister, cesaret ister. Ama mümkündür. Çünkü yaşama sevinci, insana sonradan öğretilen bir şey değil, en çok karardığında bile içinden ses veren bir dirençtir.
Ve insan o dirence tutunduğu sürece,
hayat bir gün mutlaka karşılık verir.
Çünkü otoritenin en büyük düşmanı gülmek, neşe, mizahtır. Neşe ve kahkaha bulaşıcıdır. Otoriteye gülebilmek, mizahla eleştirebilmek, hicvetmek, en önemlisi tüm zulmüne rağmen neşeyi kaybetmemek onu bozar, sarsar ve sonunda mutlaka yıkar. 
Onun kendi selameti ve hayatta kalabilmesi için yapılan bunca tavsiye Hz.Hüseyin’i yumuşatmayacak, azmini kıramayacaktı.
Çünkü, mesele onun halifelik hakkıyla ilgili değildi. Ya da içinde Yezîd'e karşı beslediği şahsî düşmanlık değildi. Aynı şekilde bu çıkış, kâr ve zarar hesapları yapan bir iktidar ve tamah düşkününün son derece planlı yürüttüğü bir sergüzeşt de değildi. Bu, elbette bir iktidar macerası değildi!
Mesele çok daha büyük, çok daha önemliydi!
İslâm ve İslâm'ın varoluşuyla ilgiliydi. Müslümanların özlerini korumalarıyla ilgiliydi. Eğer müslümanların hepsi bu batıl hareketin karşısında susarsa, bunun anlamı İslâm'ın aziz ve şahsiyetli insanlardan tamamen mahrum olması demekti. Yani artık müslümanlar bu yüce dîne mensup olduklarını hangi dille savunacaklardı? Demek müslümanların hiçbiri zorba ve diktatör otoritelere ses çıkaramayacaktı ha? Kim güçlüyse onun borusu ötecekti. Ne Kur'ân'ın ne de doğruların hiçbir gücü olmayacaktı.
İşte Hüseyin'in gözünde hadise buydu! Bu mantıkla, mutlaka yola çıkmaya karar verdi!
İşi bitince mutlaka gelecekti ama. O zaman da ben çoktan gitmiş olacaktım. Kısacası birbirimizi bir daha göremeyecektik. Bir daha görüşmeyeceğimizi biliyordum. Biliyordum da, üzülmüyordum.
Al-i İmran 154: Sonra (Uhud gazvesinden kesin zafer elde edememe) kederin(in) arkasından Allah üzerinize öyle bir güven ve (bunun yol açtığı bir) uyku hali getirdi ki o hal içinizden bir kısmını sarıyordu. (Münafık olan) diğer bir kısmı da canlarının derdine düşmüş, Allah'a karşı, cahiliye devrindeki gibi haksız bir zanda/düşüncede bulunarak: "Bu işten bize ne?" diyordu. (Ey Resûlüm!) "Bütün iş (yetki ve karar) Allah'ındır." de. Onlar, senin huzurunda açığa vuramadıklarını içlerinde gizliyorlar ve: "Bu işte bizim bir payımız olsa (sözümüz tutulsa veya Muhammed'in vaadi yerine gelse) idi, biz burada öldürülmezdik." diyorlar. (Resûlüm! Yine) de ki: "Evlerinizde olsaydınız bile üzerlerine ölüm yazılmış olanlar, devril(ip öl)ecekleri yerlere mutlaka çıkıp gideceklerdi. Bu, Allah'ın gönlünüzdeki (ihlas ve fitne gibi) şeyleri yoklaması ve kalplerinizdeki (vesveseleri) temizlemesi içindir. Allah, sînelerdekini hakkıyla bilicidir."