Müzmin Mücadele:
İnsan, korkularına baştan boyun eğmiyor. Kişiden kişiye değiştiğini sandığım, kısalı uzunlu bir yenilgiyi kabullenme süreci yaşanıyor. Kapanan, biten bir süreç de değil ola ki bu, arasıra kızışıyor sanki taraflar, kesildiği noktanın ötesinde bir başka noktadan yeniden savaşıma girişiliyor, sonra yeniden yorgun ve yenik, bir kez daha geri çekiliniyor.
Sayfa 94·Kitabı okuyor
Yaşar Kemal’in Öfkesi
Yaşar Kemal’in bir televizyon programındaki öfkesine hayret ve dehşetle şahit oldum. Millî birliğimizi tehdit eden bir yazısı dolayısıyla mahkûm edilen Yaşar Kemal yere göğe sığmaz bir öfkeyle konuşuyordu: “Kimse beni susturamaz.” diyordu. “Dünyanın her yerinde yazacağım. Kürtlere kültürleri verilmelidir. Türkiye’de Kürtçe yapılan okullar açılmalı, enstitüler kurulmalıdır. TV yayınları olmalıdır. Bunları istemek bölücülük değildir. Atatürk sağ olsaydı bu meseleyi çoktan hallederdi.” Atatürk’ün Türkiye’de her kilide sokulan, her kapıyı açan sihirli bir anahtar gibi kullanıldığını bildiğim için hazretin bu iddiasına şaşırmadım. Okumayan ve bilmeyen bir topluluk karşısında bazı hin oğlu hinlerin Atatürk’ü(!) kullanmalarından daha ne olabilir? Ah o Siyaset Meydanı’nda bir kişinin olsun Yaşar Kemal’e sormasını çok isterdim: “Acaba Atatürk sağ olsaydı, önce sen öyle bir yazı yazabilir miydin? Sonra bu televizyonda, böyle konuşabilir miydin?” Mondros ve Sevr hükümlerine bütün silah arkadaşlarıyla birlikte karşı çıkan, sanki Atatürk değil de Yaşar Kemal’in babasıdır. Ağrı Ayaklanması’nı, Şeyh Sait İsyanı’nı, Dersim Harekâtı’nı… süratle ve şiddetle bastıran sanki Atatürk değildir de Yaşar Kemal’in Marksist ruhlu makaleleridir. İhsan Sabri Çağlayangil’i apar topar Dersim’e gönderen, orada alelacele bir mahkeme kurduran ve “uzun donlu bazı Kürt Alevilerini bütün yalvarmalarına rağmen” bir gece yarısı darağaçlarına çektiren, sanki ben çektirdim. Adamdaki surata bakın: “Atatürk sağ olsaymış, Kürt okulları açar, Kürt üniversiteleri kurar, Kürdoloji enstitüleri hazırlarmış.” Hayret! Rus Minorski de böyle konuşuyordu. Şimdi hazırlanmış mıyız başımıza bir çorap örmek isteyenler de böyle söylüyor. Meclis’imiz 1920 yılında açılmadı mı? Atatürk 1938 yılında ölmedi mi? Peki, kim Atatürk’ü
Sayfa 199·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Şunu önemle belirtmek gerekir ki, alışkanlık değiştirme sürecinin kolaylıkla tanımlanabiliyor olması kolaylıkla gerçekleştirilebilir olduğu anlamına gelmez. Sigara tiryakiliği, alkolizm, oburluk ve diğer müzmin paternlerin çok fazla çaba sarf edilmeksizin ortadan kaldırılabilecegini ima etmek kolaycı bir yaklaşım olur. Gerçek değişim, kişinin çaba göstermesini ve davranışları doğuran arzuları anlamasını gerektirir. Herhangi bir alışkanlığı değiştirmek kararlılık ister. Yeni bir alışkanlık döngüsü tasarlamakla kimse sigarayı bırakamaz. Bununla birlikte, alışkanlıkların mekanizmalarını anlarsak, yeni davranışları kavramamızı kolaylaştıran sezgiler kazanabiliriz. Bağımlılıkla veya zararlı davranışlarla mücadele eden herkes, eğitimli terapistler, doktorlar, sosyal yardım uzmanları gibi kanallardan alacağı yardımlardan faydalanabilir. Ama bu alanların uzmanları dahi, çoğu alkoliğin, sigara tiryakisinin ve problematik davranışlarla mücadele eden diğer insanların, alışkanlıklarını kendi başlarına, resmi tedavi ortamlarından uzakta bıraktıkları konusunda hemfikirdirler. İnsanlar bu değişimleri çoğu zaman, (ne yaptıklarının tam olarak farkında olmasalar da) davranışlarını doğuran işaret, arzu ve ödülleri inceledikleri, sonra da kendilerine zarar veren rutinlerin yerine daha sağlıklı alternatifler koymanın yollarını buldukları için başarırlar. Alşkanlıklarınızı doğuran işaret ve arzuları anlamak onların birdenbire yok olmalarını sağlamayacaktır, ama paterni (davranış kalıbını) nasıl değiştirebileceğinizi planlarken size yol gösterecektir.
Sayfa 84·Kitabı okudu
Alıntı
Devletin Gelişme, Duraklama,Çöküş Safhaları
Devletin Aşamaları ve Durumunun Değişmesi, Aşamaların Değişmesiyle Halkın Ahlakının Değişmesi: Her devlet farklı safhalardan geçer ve yeni yeni şartlarla karşılaşır. Bu evrelerin her birinde, o devletin vatandaşları her bir aşamanın şartlarına uygun düşen ve başka safhalarda görülmeyen farklı karakter özellikleri kazanır. Gerçekten de karakter, tabiatı gereği, içinde geliştiği duruma bağlıdır. Bir devletin merhaleleri ve safhaları genellikle beş sayısını aşmaz. İlk safha; zafer, rakibini yenme ve önceki devletten iktidarın devralınması safhasıdır.Hükümdar, bu aşamada şan ve ihtişamın kazanılması, vergilerin toplanması, mülkün korunması ve milli savunma konusunda bir modeldir. Fethetmeyi mümkün kılan ve bütün canlılığını hâlâ koruyan asabiyetin gerektirdiği üzere, hiçbir konuda kendini toplumdan ayırmaz. İkinci safha, devletin başındaki kişinin, grubun diğer üyelerini dışlayarak, bütün yetkiyi kendi eline aldığı, otoriteye ortak olma konusundaki her türlü girişimi bastırdığı aşamadır. Bu evrede hükümdar, kendisiyle aynı soydan olan ve iktidar konusunda kendisi kadar iddiası bulunan kabilesinin ve ailesinin üyelerine boyun eğdirmek için kendi adamlarını edinmeye, çevresini azatlılar ve yardımcılarla kuşatmaya, sayılarını sürekli olarak artırmaya çalışır. Ötekileri iktidardan ve imkânlarından uzak tutar ve onların buna ulaşmak için bütün teşebbüslerini akamete uğratır. Bütün yetkiyi yakın sülalesinin elinde toplar ve elde etmekte olduğu tüm ihtişamı da kendi ailesine saklar. Kendi insanlarıyla mücadele etmek ve onları dizginlemek için harcadığı enerji, devletin kurucu atalarının iktidara gelmek için harcadıkları enerjiden çok daha fazla olur. Çünkü yabancılara karşı savaşmak zorunda olan o kurucular, asabiyete katılan herkesin desteğini alıyorlardı. Fakat bu ikinci
Sayfa 264·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Orkun'un Yayın Macerası ve Sonu: Orkun'da hiç aksamayan iki köşe vardı: "Orkun'dan Sesler" ve "Türkiye'nin Köy ve Kasabaları". Bunlardan birincisinde haftanın bazı haberleri çok defa mizahi bir üslupla ele alınıyor ve ayrıca 1944'e ait güldürücü hatıralara yer veriliyordu. Diğerinde çeşitli şehir, kasaba ve köylerimiz coğrafyası, tarihi, bitki örtüsü, yetiştirdiği önemli kişiler vb. yönlerden tanıtılıyordu. Çankırı hakkındaki uzunca araştırmayı 57. sayıda Kazganoğlu (Türkeş) yazmıştı.) Orkun, fikir ve mücadele ağırlıklıydı. İlmî yazılar çok değildi. Başlıca ilmî yazılar olarak Atsız'ın "Türk Destanı" üzerindeki beş bölümlük incelemesini, Gökçeoğlu Sait'in Rubin'den yaptığı "Dede Korkut Hikâyeleri Üzerinde Yeni Araştırmalar” çevirisini ve Nejdet Sançar'ın “Hâmit'te Milliyetçilik ve Vatanseverlik" incelemesini sayabiliriz. 02 Nisan 1951'de kurulan Türk Milliyetçiler Derneği'ne ait haberler de 35. (01 Haziran 1951) sayıdan itibaren Orkun'da yer almaya başlamıştır. Hemen hemen her sayıda “Milliyetçiler Teşkilâtlanıyor” başlığı altında illerde, ilçelerde ve hatta bazı köylerde dernek şubelerinin kuruluşuna dair haberler kurucu üyelerin isimleriyle birlikte veriliyordu. Türk milliyetçilik tarihinin bu önemli derneğinin tarihçesi için Orkun'daki haberler önemli bir kaynaktır. Türk Milliyetçiler Derneğiyle ilgili asıl kaynak, derneğin yayın organı olan ve 20 Ekim 1951'den itibaren 31 sayı yayımlanabilen, yarım gazete boyutundaki tek yapraklık Mefkûre gazetesidir (Sefercioğlu 2016: 65). Türk Milliyetçiler Derneği, 01-02 Nisan 1951'de toplanan Türkiye Milliyetçiler Federasyonu kurultayında alınan kararla ve beş milliyetçi derneğin birleşmesiyle kurulmuştu. İlk başkanı Haluk Karamağaralı idi (Sefercioğlu 2000: 21). Orkun 1,5 yıla yakın yaşamış ve 68. sayı ile kapanmıştır. Atsız
Timur'un 1402'de Ankara Savaşı'yla yaşattığı büyük yenilginin ardından Osmanlıların Avrupa ve Asya'daki imparatorluğu iç birliğini kaybetti. 1402-1413 yılları arasındaki müteakip dönemde, hanedanın hakimiyetini yeniden tesis etmeye çalışan, taht için mücadele eden şehzadeler arasındaki müzmin iç savaş nedeniyle imparatorluk enkaz haline geldi..
Sayfa 11 - Kronik Kitap·Kitabı okudu
Tiyatro-Oyun-Senaryo
Reklam
Reklam