ÖNSÖZ
Elma
* Daha önce de gıda zehirlenmesi yaşamıştım. Senaryoyu biliyordum. Su iç ve geçmesini bekle, o kadar. 11
* Ne zaman sahiden mutlu oldun? 13
* Doktorlara bana bu aşırı bulantıya son verecek bir şey vermeleri için yalvardım. Dang heyecanlı heyecanlı doktorlarla konuştu. En sonunda bana dönüp şöyle dedi: "Doktor bulantına ihtiyacın olduğunu söylüyor. Bir mesajmış bu, mesajı dinlememiz gerekiyormuş. Sorunun ne olduğunu o söyleyecekmiş." 13
* Depresyon ya da şiddetli kaygı yaşamış olanların konu hakkında yazdığı kitaplarda, yazarın yaşadığı sıkıntının derinliğini -gitgide daha abartılı bir dille- tarif ettiği uzunca bir azap pornosu mevcuttur hep. 15
* yola çıkmadan hemen önce, gerçekten aşık olduğum ilk insan tarafından reddedilmiştim; utanç verici bir koku gibi her zamankinden daha fazla duygu sızdırdığımı hissediyordum. 16
* Mutluluk yaratan doğru kimyasalları üretemeyen arızalı bir beynim varsa şayet, böyle sorular sormanın ne anlamı var ki? Zalimlik değil mi bu? Bunamadan mustarip olan bir hastaya anahtarlarını nerede bıraktığını niye hatırlayamadığını sormazsınız. Aptalca bir soru bu. Tıp fakültesine gitmediniz mi siz? 18
* Ben hikâyemi bulmuştum. Aslında şimdi bakınca bu hikâyenin iki parçalı olduğunu görüyorum. İlki depresyonun nedenine ilişkindi: serotonin eksikliğinin ya da zihin donanımındaki başka bir hatanın yol açtığı bir beyin arızası. İkincisi ise depresyonun çözümünün ne olduğuna ilişkindi: beyin kimyasını onaran ilaçlar. 19
* Neden böyle hissettiğime dair muhtemel bir açıklama daha duymuştum. Bu açıklama doktorumdan gelmemişti; kitaplarda okumuş, televizyonda tartışıldığını görmüştüm. Buna göre depresyon ve kaygı genlerinizde taşınan bir şeydi. 20
* O yüzden, anlamak istediğim ilk muamma şuydu: Antidepresan alırken nasıl olup da hala
Bunun tam tersine, Yeni Zelanda'nın kuzeyindeki (daha ılık
olan) bölgede epeyce büyük bir öbek oluşturan Polinezya Adaları'ysa
Polinezya tarımına uygundu. Yeni Zelanda'da kalan Maoriler nüfusları lOO.OOO'in üzerine ulaşıncaya kadar çoğaldılar. Komşu topluluklarla sürekli ve kıyasıya savaşan, yerel olarak nüfus yoğunlukları
yüksek toplumlar haline geldiler. Depoladıkları ürün, zanaat erbabı
uzmanları, reisleri, yarı zamanlı askerleri fazlasıyla besleyebiliyordu.
Ürün yetiştirmek, savaşmak ve el sanatları için çeşitli el aletlerine
gereksinimleri vardı ve bunları geliştirdiler. Törenler için binalar ve
koca koca kaleler diktiler.
Böylece Moriori ve Maori toplumları aynı ortak atadan gelip
farklı yönlerde gelişim gösterdi. Sonuçta ortaya çıkan iki toplum
birbirlerinin varlığını unuttu ve yüzyıllarca birbirleriyle ilişkileri olmadı, belki de 500 yıl. Bir gün fok avlamaya çıkan bir Avustralya
gemisi Yeni Zelanda'ya giderken Chatham Adaları'na uğradı ve Yeni
Zelanda'ya bu adalardan haberlerle döndü. "Balıkları, kabuklu deniz
hayvanları çok bol, göllerinde yılanbalığı kaynıyor; karaka meyvesi
istemediğiniz kadar .... Epey insan var ama savaştan anlamıyorlar,
silahları yok." 900 Maori'nin Chatham Adaları'na yelken açması
için bu haber yeterliydi. Çevre koşullarının ekonomiyi, teknolojiyi,
siyasal örgütlenmeyi, savaş becerilerini kısa sürede nasıl etkilediğini
bu sonuç çok açık olarak gösteriyor.
Washington'un hiçbir zaman okula gitmediğini; sadece birkaç özel hocadan ders aldığını, çok iyi bir atlet, binici ve dansçı olduğunu, 14 yaşındayken İngiliz Kraliyet Donanması'na katıldığını, karısı ve yakın arkadaşlarının ona General diye seslendiğini, ülkenin en önde gelen likör ve viski üreticilerinden biri olduğunu, topraklarında marihuana yetiştirdiğini (zirai amaçlıydı ve o zamanlar yasak değildi), katır kullanan ilk çiftçi olduğunu, köleliğin kaldırılmasının ardından serbest bıraktığı loo kadar kölesinin bakımını üstlendiğini. Amerikan tarihindeki en kısa (133 kelime) başkanlik yemini konuşmasına imza attığını, başkan olan ilk mason olduğunu ve yaygın kanaatin aksine hiçbir zaman peruk takmadığını biliyor muydunuz?