• 112 syf.
    Karakoç, her eserde karşımıza çıkan "ön söz"ü bu eserinde "Düz Kelam" olarak ifade etmiş. Şiirin ne olduğundan, şairin şiir inşasında kullandığı malzemelerin neler olabileceğinden ve okuyucunun ne gibi görevleri olduğundan bahsetmiş. Kitap bu yönüyle farklı bir girişe sahip.
    Onun ifadesiyle:
    "Şiiri tam anlamıyla tarif etmek ne şiirin, ne de edebiyatçıların haddine düşmüştür. Çünkü şiir tatlı bir düştür. Bebekçe gülüştür.
    Kimi zaman kabaran öfke seli, kimi zaman uyuyan bir denizdir, şiir. Kimi zaman yaraya ilaç, kimi zaman başa taç... İman, edep ve has duygularla yoğrulduğu zaman miraç, içine dalkavukluk, şehvet, menfaat ve edep dışı söz karıştığı zaman da kokmuş bulamaç olur şiir.
    Şiiri ve şairini değerlendirmek okuyucunun vazifesidir. Doğru veya yanlış hangi karara varırsa makbuldür."
    Gelelim şiirlere...
    Hayatı ve hayatın içindeki gerçekleri yüzümüze yüzümüze çarparak anlatan şiirlere...
    Desem de ustanın isteği üzerine -ben haddime düşeni bilirim- herhangi bir değerlendirme yapmayacağım. Ben vazifemi yaptım, okudum. Sıra sizde.
    :)
  • Sevgilim desem
    İnanmadan kaçarak susarsın
    İçimin su götürmez yangınlarının
    Gönül yarasındaki masumiyetin faili

    Tutkunum teninin
    Değdiği iklimlerin havasına
    Hadi birazcık parala oyun bozanlık et
    Körebe gibi yumma aç kahve gözlerini...
    Sözlerin dizginlerini bıraktım kaçıyorlar dört nala
    Sendeki pekili sözlerin/mistik güzeli zerafetine

    Açıkçası bende bilmiyorum nasıl hak edilirdi'ki
    Senin mağrifetindeki sevginin bendeki adsız özlemi
    Hakikatimdeki makamına verecek ne çok sevgim var
    Senin zorunu işte böyle son satıra okumadan yazdım
    Çünkü;Düşündükçe daha bi/çok seviyorum seni.......
  • Rüya gibiydi, bitecekti,
    Düğüm çözülecekti.
    O kendi yoluna gidecekti,
    Ben kalacaktım…
    .
    Neden güzel olan her bir şeyi,
    Kaybolmaya yüz tutarken yakalıyoruz.
    Bu geri kalmışlık ya da,
    Üzerine örtü olup saklayan bu şey nedir?
    .
    Issız sokaklarda pinhan gezer, pir-i fani yaşarım,
    Hanadislerde kaldırım taşlarında ayak izlerini ararım.
    Kulağıma ilişen sadâ'ları sen sanar galeyan eder,
    Her çehrede tebessümün görür, gözünün parıltısını ararım.
    Arayışımla kalır bir meçhule karışır, sensiz seninle yaşarım.
    .
    Her birimiz aşkın cezbedici haline bürünmüştük.
    Kimimiz geçici bir cana ehemmiyet verirdi,
    Kimimiz görünmeyen, varın ile yoğun sahibine...
    .
    Ah zaman, ne desem ki sana? sana da eyvallah...
    .
    Suyunu çekmiş ceviz dalı gibi kupkuru, kırılganım.
    Soğuğu yemiş gecelerde misafirim.
    Kasvet, nakış nakış havaya işlemiş,
    Omuzlarda bir yük, adı hamallık imiş.
    .
    "Günlerden pazar; puslu bir sabah.
    Bir yaşanmamışlığın tuhaflık veren hissi.
    Saf düşüncelerin nihaisinde yok oluş.
    Ardında kalan kifayetsiz kelimeler..."
    .
    Gel can içim,
    Gel can özüm,
    Gel cancağızım,
    Gel gönlümde yaşattığım gönül parem,
    Beni ben yapan mutluluğum
    .
    Yâr, yolunda seyyahım,
    Ne gecem vardır ne de gündüzüm.
    Müdavim tutmuşum gönlümü sende,
    Senden başka ne yerim vardır ne de yurdum…
    Uğur Erden
    Ugur erden-ciniusyayinlari
  • 145 syf.
    ·649 günde·Beğendi·10/10
    Rüya gibiydi, bitecekti,
    Düğüm çözülecekti.
    O kendi yoluna gidecekti,
    Ben kalacaktım…
    .
    Neden güzel olan her bir şeyi,
    Kaybolmaya yüz tutarken yakalıyoruz.
    Bu geri kalmışlık ya da,
    Üzerine örtü olup saklayan bu şey nedir?
    .
    Issız sokaklarda pinhan gezer, pir-i fani yaşarım,
    Hanadislerde kaldırım taşlarında ayak izlerini ararım.
    Kulağıma ilişen sadâ'ları sen sanar galeyan eder,
    Her çehrede tebessümün görür, gözünün parıltısını ararım.
    Arayışımla kalır bir meçhule karışır, sensiz seninle yaşarım.
    .
    Her birimiz aşkın cezbedici haline bürünmüştük.
    Kimimiz geçici bir cana ehemmiyet verirdi,
    Kimimiz görünmeyen, varın ile yoğun sahibine...
    .
    Ah zaman, ne desem ki sana? sana da eyvallah...
    .
    Suyunu çekmiş ceviz dalı gibi kupkuru, kırılganım.
    Soğuğu yemiş gecelerde misafirim.
    Kasvet, nakış nakış havaya işlemiş,
    Omuzlarda bir yük, adı hamallık imiş.
    .
    "Günlerden pazar; puslu bir sabah.
    Bir yaşanmamışlığın tuhaflık veren hissi.
    Saf düşüncelerin nihaisinde yok oluş.
    Ardında kalan kifayetsiz kelimeler..."
    .
    Gel can içim,
    Gel can özüm,
    Gel cancağızım,
    Gel gönlümde yaşattığım gönül parem,
    Beni ben yapan mutluluğum
    .
    Yâr, yolunda seyyahım,
    Ne gecem vardır ne de gündüzüm.
    Müdavim tutmuşum gönlümü sende,
    Senden başka ne yerim vardır ne de yurdum…
  • “Tûti-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil
    Çerh ile söyleşemem âyinesi saf değil

    Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana
    Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil

    Yine endişe bilür kadr-i dür-i güftârım
    Rüzgâr ise denî dehr ise sarrâf değil”
  • Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı?
    Felekler yandı ahımdan muradım şem’i yanmaz mı?

    Kamu bimarına canan deva-yı ders eder ihsan
    Niçün kılmaz bana derman beni bimar sanmaz mı?

    Şeb-i hicran yanar canım döker kan Çeşm-i giryanım
    Uyarır halkı efganım kara bahtım uyanmaz mı

    Gül-i ruhsarına karşu gözümden kanlu akar su
    Habibim Fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı?

    Gamım pinhan tutardım ben dediler yare kıl ruşen
    Desem ol bi vefa bilmem inanır mı inanmaz mı?

    Değildim ben sana mail sen ettin aklımı zail
    Beni tan eyleyen gafil seni görgeç utanmaz mı

    Fuzuli rind-i şeydadır hemişe halka rüsvadır
    Sorun kim bu ne sevdadır bu sevdadan usanmaz mı?
  • ༄ Ne var bu gecelerde?
    Karanlık desem, ben gündüzleri de karanlığım zaten...