Tıpkı Maynard Smith gibi bizler de çeşitli maliyet ve kazançlar için keyfi varsayımsal değerler kullanacağız. Daha genel olmak istenirse, bu durum cebirsel sembollerle de ifade edilebilir fakat sayıları anlaması daha kolaydır. Bir çocuk başarıyla yetiştirildiğinde her iki ebeveynin de elde ettiği genetik kazancın +15 birim olduğunu varsayın. Bir çocuğu yetiştirmenin maliyeti, yani yiyeceklerinin tamamının maliyeti, ona bakmak için ayrılan sürenin tamamı ve çocuk adına alınan risklerin hepsi -20 birim olsun. Maliyet negatif sayılarla ifade edilmiştir çünkü ebeveynler bu miktarı "öderler." Uzatılmış bir kur sürecinde vakit harcama maliyeti de negatiftir. Bu maliyet -3 birim olsun.İçindeki tüm dişilerin nazlı, tüm erkeklerin de sadık olduğu bir nüfusumuzun olduğunu hayal edin. Bu ideal bir tek eşli toplumdur. Her çiftte, hem erkek hem de dişi aynı ortalama kazancı elde eder. Yetiştirilen her çocuk için +15 elde ederler; çocuğu yetiştirme maliyetini (-20) aralarında eşit olarak paylaşırlar. İkisine de bu maliyetten ortalama -10 düşer. Her ikisi de uzatılmış kur sürecinde vakitlerini harcamanın -3 puanlık cezasını öderler. Dolayısıyla her biri için ortalama kazanç $+15 - 10 - 3 = +2$ olur.Şimdi nüfusa tek bir hızlı dişinin girdiğini varsayın. Bu dişi oldukça iyi iş çıkaracaktır. Gecikmenin maliyetini ödemeyecektir çünkü uzatılmış bir kur dönemi geçirmekle ilgilenmemektedir. Nüfustaki tüm erkekler sadık oldukları için kiminle çiftleşirse çiftleşsin çocukları için iyi bir baba bulacağından emin olabilir. Çocuk başına düşen ortalama kazancı $+15 - 10 = +5$ olur. Nazlı rakiplerine göre 3 birim daha iyi durumda olmuş olur. Dolayısıyla hızlılık genleri yayılmaya başlar.Eğer hızlı dişilerin başarısı, onların nüfusta çoğunluğa sahip olacağı kadar büyük olursa işler erkek tarafında
Osmanlı minyatür sanatı, Osmanlıda sanatın değişen algısı ve estetik kaygılar, aynı zamanda banilik ve banilerin sanat anlayışı hakkında net yorumlara varmamıza olanak sağlamakta; bugün dahi kültürel belleğin bir ifadesi olarak köklü bir gelenek olma özelliğini korumaktadır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Çok net yaptım Mehmet, çünkü net bir şekilde okumam ve hayatımı kurtarmam gerekiyordu. Bir yurttan çıkıp diğerine gitmezsem, sokakta kalacaktım. Bilmem anlatabildim mi? Okuldan başka kimsem yoktular."
Bütün geleneksel öğretiler içinde, İslam öğretisi, zâhirî ve bâtınî diyebileceğimiz, biri ötekinin tamamlayıcısı olan iki öge arasındaki farkın en net biçimde belirtildiği, tek öğretidir. Arapçada bu iki terim şöyle ifade edilir: Şerîat, yani sözlük anlamıyla herkese açık büyük ve anayol; hakîkat, iç gerçek ki seçkin bir zümreye özgüdür. Bu hiç de keyfî bir ayrım değildir. Tersine, eşyanın tabiatından dolayı böyledir; çünkü, herkes hakikat bilgisine ulaşmak için aynı niteliklere ya da aynı yeteneklere sahip değildir.
Habib Baba, Nalıncı Baba'yı çağrıştırdı. Onun hikayesiyse Sultan 4. Murat'la değil, bir önceki Sultan 3. Murat'la. Sultan 3. Murat Han, rüyasında bir zatın cenazesini kaldırmak için manevi bir emir alır. Sultan, Veziriazam Siyavuş Paşa'yı da yanına alır ve yine tebdil-i kıyafet dışarı çıkarlar. Hala gördüğü rüyanın tesirinde olan sultan, gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya, Zeyrek'ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada gözüne yerde yatan bir ceset ilişir. İşte aradığı, rüyada kendisine gösterilen zattır bu. Etraftakilere onun kim olduğunu sorar. Ahali, "Ayyaşın tekidir" dediğinde hayretler içerisinde kalakalır.
Sultan, "Nereden biliyorsunuz?" diye sorduğunda ahali anlatmaya başlar: "Aslında iyi sanatkardır, Azaplar Çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını ya içkiye ya fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerede mimli bir kadın varsa takar peşine."
Cenazenin başındaki ahali çekip gider. Sultansa olduğu yerde düşünceler içerisinde çakılıp kalır. "Bu adam bizim tebaamızdır, defin işini halletmek gerek" der. Kimsenin sahiplenmediği cenazeyi sultan ve vezir birlikte yıkar ve kefenlerler. Sultan, belki bunun bir eşi, bir ailesi vardır diye düşünerek mahalleyi kolaçan etmeye başlar. Sorar soruşturur ve nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hanım, kocasının öldüğü haberini metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir ve şunları anlatır:
"Bizim efendi bir alemdi vesselam... Akşamlara kadar nalın yapardı. Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya, 'Ümmet-i Muhammed içmesin' diye... Sonra malum kadınların ücretlerini öder, eve