KÜLTÜREL TERMODİNAMİK: Hegemonya, Kontrol ve Maddi Sınırlar Üzerine Dokuz Eksenli Bir Analiz Robin Hood efsanesinin 12. yüzyıldan günümüze evrimini takip eden bu çalışma, muhalif kültürel figürlerin kapitalist sistem tarafından nasıl absorbe edildiğini ortaya koymaktadır. Dokuz eksenli metodoloji aracılığıyla, bu dönüşümü sadece kültür-politik değil, aynı zamanda termodinamik yasaları ile fiziksel altyapısının çelişkileri bağlamında analiz edilmektedir. Kültürel Termodinamik olarak adlandırılan bu çerçeve, Che Guevara, Malcolm X ve Marilyn Monroe gibi tarihsel figürler üzerinden test edilmiş ve evrensel bir geçerliliğe sahip olduğu gösterilmiştir. Son olarak, simülasyonun maddi sınırları ve kodlanamaz yaşamın direniş potansiyeli incelenerek, kapitalizmin kaçınılmaz fiziksel çöküşü ve insanın kuantum belirsizliği aracılığıyla direniş olanakları tartışılmıştır. GİRİŞ: "MASKENİN" TARİHİ VE "HARD WALL"IN KAÇINILMAZLIĞI Bir efsanenin tarihsel metamorfozunu incelemek, aslında o efsanenin yazıldığı dönemin güç ilişkilerini, sınıfsal kaygılarını ve egemen ideolojisini deşifre etmek demektir. Robin Hood, 12. yüzyılda sözlü anlatım geleneğiyle ortaya çıkmasından bu yana, her çağda farklı bir maske takmıştır. Ancak bu maskelerin altında, aynı bir gerçeklik yer almıştır: Muhalif enerji, sistem tarafından sürekli olarak absorbe edilmiş, estetikleştirilmiş, soyutlaştırılmış ve sonunda paraya tahvil edilmiştir. Bu makale, Robin Hood efsanesinin bu yolculuğunu takip ederken, aynı zamanda muhalif kültürel figürlerin dönüşümünün bir termodinamik yasası olduğunu iddia etmektedir. Sistemi yok edemeyeceğimiz için, hatta sistem onu her saldırısı karşısında güçlendireceği için, direncin son kapısı—paradoksal olarak—fiziksel yasalardır. Elektrik kesilir, çip krizi yaşanır, nehirler kurur.
Felsefe
d grubu'ndan başlayarak tüm turnuva gruplarının öne çıkan kadrolarını, grup karmalarını ve kağıt üzerindeki teknik analizleri. ##` d grubu` ### `türkiye` * `kaleci`: mert günok, altay bayındır, uğurcan çakır * `savunma`: ferdi kadıoğlu, merih demiral, çağlar söyüncü, zeki çelik, ozan kabak, abdülkerim bardakcı, mert müldür * `orta saha`: hakan çalhanoğlu, orkun kökçü, ismail yüksek, salih özcan, kaan ayhan * `hücum`: arda güler, kenan yıldız, barış alper yılmaz, kerem aktürkoğlu, yunus akgün, irfan can kahveci, can uzun, deniz gül, oğuz aydın ### `abd` * `kaleci` : matt turner, ethan horvath * savunma: antonee robinson, tim ream, chris richards, joe scally, cameron carter-vickers * **`orta saha` **: weston mckennie, tyler adams, yunus musah, gio reyna, johnny cardoso * hücum: christian pulisic, folarin balogun, timothy weah, ricardo pepi, brenden aaronson ### `paraguay` * kaleci: orlando gill, roberto fernández, gastón olveira * `savunma`: gustavo gómez, fabián balbuena, junior alonso, omar alderete * `orta saha`: diego gómez, andrés cubas, damián bobadilla, braian ojeda
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yargısı doğru olan mutludur!
Kitabı ilk okuduğumda ne saçma şey lan bu diyordum. Ama haklıymış adam. Çok saçma gelse de böyle oluyor. Mantıklı kararlar üzse de doğru olduğunu bilmek teselli oluyor. Ama bence en önemlisi netlik. Net olduğunuzda etrafınızı daha iyi gözlemliyorsunuz. Siz netseniz niyetler daha çok açığa çıkıyor. Hayatımın her alanında gördüm bunu. Netlik maskeleri düşürür. Net olunuz. Televizyon reklamı gibi oldu :D Mutlu Yaşam Üzerine – Yaşamın Kısalığı Üzerine
Duygu ve Düşünce

Esmanur ücel

@Bioengmouse
·
Bu kadar mantıksal bakmak mutluluk getirir mi emin olamadım
Yargısı doğru olan mutludur, her ne olursa olsun, mevcut durumda başına gelen şeylerden memnun olan, kendi koşullarına uyum sağlayan ve yine koşullarının yarattığı her durumda aklın rehberlik ettiği insan mutludur.
Sayfa 10·Kitabı okudu
Alıntı
OSMANCIK, KONAK, ÇATI ve DEVLET ANA...
Dünyanın akışına yön veren en önemli hâdiselerden birisi olan Devlet-i Aliye-i Osmaniye’nin (Yüce Osmanlı Devleti’nin) kuruluşu birçok edebiyatçımıza ilhâm vermiş; saklı bir hazine gibi, nice kalemlere mevzu olmuş, nice roman ve şiirlerin muhtevasını teşkil etmiştir. Bu kaynağa eğilen romancılarımızdan üç tanesinin üzerinde duracağız: “Osmancık” isimli romanıyla Tarık Buğra’nın; “Konak” ve onun devamı “Çatı” isimli romanlarıyla M. Necati Sepetçioğlu’nun ve “Devlet Ana” isimli romanıyla Kemal Tahir’in… Eserlerin tahliline geçmeden önce, yazımıza temel teşkil etmesi bakımından önemli gördüğümüz, Prof. Dr. Erol Güngör’e âit “TARİHİN ROMANI” isimli bir makaleden bazı pasajları aktarmak faydalı olacaktır. Rahmetli Erol Güngör bu yazısını, Mustafa Necati Sepetçioğlu’nun “Kilit” ve “Anahtar” isimli eserleri vesilesiyle yazmış olsa da, aynı hükümler, “Konak” ve “Çatı” da dahil, yazarın diğer tarihî romanları için de geçerlidir. İşte Erol Güngör’ün tesbitlerinden bazıları: **“Tarihî roman yazmak, hele tarihteki büyük adamların hayat macerasını roman hâline getirmek çok çetin bir iştir. Romancı böyle bir teşebbüse giriştiği zaman, yüksek bir ipin etrafında denge kurarak yürümeye çalışan bir canbaza benzer. Bir tarafta işlediği konunun tarihî realitesi, öbür tarafta kendisinin bir yığın malzemeden seçerek inşâ edeceği yeni bir realite vardır. Bu taraflardan birine fazla eğilmek, romancıyı çürük bir sakızı yeniden geveleme basitliğine düşürür, öbür tarafa ağırlık verdiği zaman da, yazdığı şey tarih olmaktan çıkar. Tolstoy “Harp ve Sulh”u yazarken, yarattığı şahsiyetlerin yanı sıra harp vakıasının teknik yönlerini de vermeye çalışmış, fakat başarılı olamamıştı. Son günlerde onun ve Dostoyevski’nin edebiyat geleneğini devam ettiren Soljenitsin, “Ağustos 1914” adlı romanıyla harbin strateji ve
Kemal Tahir
Ehl-i Beyt’in iki büyük figürü Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in evlilikleri, özellikle de Hz. Hasan’ın evlilik sayısı, hem klasik İslami kaynaklarda hem de modern tarih yazımında üzerinde en çok tartışılan, siyasi ve ideolojik yorumlara en açık konulardan biridir. Klasik kroniklerde (örneğin İbn Sa'd'ın Tabakat'ı, Belâzürî'nin Ensâbü'l-Eşrâf'ı veya Taberî'nin kronikleri) Hz. Hasan’ın çok fazla evlendiği, hatta bu yüzden kendisine "Mıtlek" (çok boşayan) dendiği aktarılır. Bazı Abbasi dönemi kaynaklarında bu sayı abartılarak 70'e, hatta 90'a kadar çıkarılır. Ancak modern tarihçiler (özellikle Şii tarih tezi ve nesnel tarih akademik çalışmaları), bu astronomik rakamların Abbasi-Alavi siyasi rekabeti döneminde Hz. Hasan’ın soyunu (Hasanîleri) siyaseten itibarsızlaştırmak için üretildiğini, gerçek evlilik sayısının çok daha makul olduğunu belirtir. Hukuki sınırlara sadık kalarak, aynı anda hiçbir zaman 4 hür kadını geçmeyen ama hayatı boyunca evlenip boşandığı tespit edilebilen nikahlı eş sayısı 10 ile 12 arasındadır. Bilinen Önemli Nikahlı Eşleri: Ca'de bint Eş'as: Muaviye ile yapılan barış sürecinde, dönemin çok güçlü kabile reislerinden Eş'as b. Kays'ın kızıdır. Hz. Hasan'ı zehirleyen eşi olarak tarihe geçmiştir. Ümmü Beşîr: Medine'nin güçlü yerlilerinden (Ensar) Evs kabilesinin reisi Zeyd b. Sa'leb'ın kızıdır. Havle bint Fazîl: Fazîloğulları kabilesindendir. Ümmü İshak bint Talha: İslam'ın ilk kurmaylarından Talha b. Ubeydullah'ın kızıdır. (Hz. Hasan vefat ederken kardeşi Hz. Hüseyin'e bu kadını hamisiz bırakmamasını vasiyet etmiş, Hz. Hüseyin de ağabeyinin ölümünden sonra onunla evlenmiştir). Hind bint Abdurrahman: Ünlü sahabi Abdurrahman b. Ebû Bekir'in kızıdır (Hz. Ebû Bekir'in torunu). Cariyeleri: Hz. Hasan'ın saray tipi bir cariye sistemi yoktu ancak dönemin
1000Kitap
İslam hukukundaki çok eşlilik meselesi, modern zamanlarda sanki gökten durup dururken, sırf erkeklerin keyfi için indirilmiş bir izin gibi algılanıyor. Oysa bu hükmün arkasında, Medine’deki o genç devletin karşı karşıya kaldığı devasa bir sosyal ve demografik travma, yani Uhud Savaşı (MÖ 625) ve bu savaşın doğurduğu acımasız realiteler var. Ayetin (Nisâ Suresi, 3. ayet) nüzul sebebi (iniş gerekçesi) ve bu süreçle anılan şahıslar, dinin kurumsallaşırken nasıl bir "sosyal güvenlik mekanizması" gibi çalıştığını çok net gösteriyor. Ayetin indiği dönem, Uhud Savaşı'nın hemen sonrasıdır. Medine gibi nüfusu zaten az olan bir şehir devletinde, yaklaşık 70 Müslüman erkek tek bir günde şehit düştü. Bu, yetişkin erkek nüfusunun neredeyse yüzde 10'unun yok olması demekti. O dönemin kabile hukukunda, arkasında güçlü bir erkek (baba, koca, kardeş) olmayan kadınların ve çocukların hiçbir can, mal ve namus güvenliği yoktu. Ortada onlarca dul kadın ve yüzlerce yetim çocuk kalmıştı. Medine toplumu bir günde devasa bir insani ve ekonomik krizin içine düştü. İşte bu ayet, o yetimleri ve dulları kabile sisteminin vahşi dişlerinden kurtarmak, onları topluma entegre etmek için acil bir "sosyal sığınma" hamlesi olarak indi. Klasik tefsir kaynaklarına ve bizzat Hz. Âişe’nin aktardığı rivayetlere (Buhârî) baktığımızda, ayetin mikro düzeyde iki temel tetikleyicisi ve bu süreçte adı geçen önemli figürler vardır. Hz. Âişe’nin anlatımına göre, ayetin ilk muhatabı aslında çok eşlilik yapmak isteyen erkekler değil, yetimlerin mallarına göz diken vasilerdir. Savaştan sonra babası ölmüş zengin ve güzel yetim kızların velayetini alan bazı fırsatçı amcalar veya akrabalar türemişti. Bu adamlar, kızın malına çökmek için onunla evlenmek istiyor, üstelik aristokrat bir kadına verilmesi gereken normal
1000Kitap