Her rüyanın aynı salı öğleden sonra gerçekleşmesini beklemiyorum. Zamanlamayı anlıyorum. Mevsimleri anlıyorum. Bazı şeylerin yapımının yıllar alabileceğini anlıyorum. Ama aynı zamanda inanıyorum ki, bir gün, bugüne kadar inşa ettiğim her şey aynı yaşamda bir araya gelebilir. Ev gibi hissettiren bir aşk. Beni heyecanlandıran iş. Bana özgürlük veren para. Beni besleyen dostluklar. İçinde yaşamaktan mutluluk duyduğum bir beden. Huzur. Neşe. Arzu. Amaç. Birini diğerine sonsuza dek feda etmek zorunda olduğum fikrini kabul etmeyi reddediyorum. Sevilmekle başarılı olmak arasında seçim yapmak zorunda olduğuma inanmıyorum. Yumuşak olmakla güçlü olmak arasında seçim yapmak zorunda olduğuma inanmıyorum. Anlamlı bir yaşam ile karlı bir yaşam arasında seçim yapmak zorunda olduğuma inanmıyorum. Belki bugün hepsini kaldıramam. Belki bazı parçalar diğerlerinden önce gelir. Belki bazı hayaller diğerlerinden daha fazla zamana ihtiyaç duyar. Sorun yok. Yapmayacağım şey ise, bir şey henüz gerçekleşmedi diye daha azını istemem gerektiğine kendimi inandırmak. Kıtlığı bilgelik olarak adlandırmayacağım. Hayal kırıklığını olgunluk olarak adlandırmam. İsteklerimi mevcut koşullarıma uydurmak için küçültmeyeceğim. Bugün her şeye sahip olmamam, gelecekte her şeye sahip olamayacağım anlamına gelmez. Ve çocukluğumdan beri süregelen bu inanç beni çok şeyin üstesinden getirdi. Çünkü daha dolu bir hayatın mümkün olduğuna gerçekten inandığınızda, yetinmek gereksiz gelmeye başlar. Daha iyi bir aşkın var olduğuna inanıyorsam, doğru olmayan bir aşka neden tutunayım ki? Anlamlı bir başarının mümkün olduğuna inanıyorsam, beni tüketen bir işte neden kalayım ki? En derin arzularıma sırf beklediğimden daha fazla sabır gerektiriyor diye neden ihanet edeyim ki? Bekleyebilirim.
Substack
İyi geceler.
Bu günü tarihe not alayım. Temiz sayfa açılmadı yeni defter alındı, artık tek bir cümle bile geçmeyecek zihnimden.
Ben seni kötüleyemem hiç, Dikenli bir yol vardı, yürüdümm derim Ayaklarıma dikenler battı ama her bahçede böyle şeyler olur derim.. Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım (okumak için not alındı)
Alıntı
Z kuşağında sadece Türkiye'de değil başta abd olmak üzere avrupa'da, güney kore'de çin'de da ev gençlerinin olması tesadüf değil. (Türkiye'de ev genci, avrupa ve abd'de quiet quitting(sessiz istifa), güney kore'de sampo kuşağı, çin'de tang ping(anlamı sırt üstü yatmakmış)) Türkiye'de iş şartları ve okuduğu bölüme uygun iş olmaması dolayısıyla aile evinde yaşayan gençlerin sayısı milyonları buluyor. Bunlar ne istihdamda ne de eğitimde. Burada sadece Türkiye özelinde bakarsanız tembel ve boş nesil diyebilirsiniz. Ama bu şu an tüm dünyada bu nesil özelinde yaşanıyor. Şimdi tabii doğrulamak için baktım: NEET (Not in Education, Employment, or Training - Ne Eğitimde Ne İstihdamda) deniyormuş. Ve altı uzun uzun kırmızı kalemle 4-5 defa çizilmesi gerek konu: uluslararası literatürde bu NEET durumunda olan gençler tembel değil. Karın tokluğuna, güvencesiz ve haklarının gasp edildiği (nöbet ücretinin ödenmemesi, sahte zam vaatleri) şartlarda çalışmak istemiyorlar. Kapitalizm 2. dünya savaşından sonra komünizm korkusuyla toplum-devlet-işçi-birey ile sosyal sözleşme yaptı. (sadece abd'de değil daha ingiltere daha 1942 yılında Beveridge Raporu yayınlandı ve uygulamaya konuldu.) Ucuz konutlar, iş emeğinin oranıyla artan ücretler, ücretsiz kaliteli sağlık ve eğitimle dünya altın dönemlerini yaşadı. "1948'den 1979'a kadar işçi verimliliği %118 artarken, işçi ücretleri de paralel olarak %107 arttı. Beraber kazandılar. Ancak 1979'dan 2020'ye gelindiğinde tablo korkunçtur: Verimlilik %61 artmaya devam ederken, reel ücretler sadece %17 artmıştır." tespiti doğrudur. Ve marjinal(zengin) gelir verigisi 1950'de %91'di. O yüzden abd'de 1945 ile 1975'ler altın 30 yıl olarak adlandırılıyor. 80'lerde margaret thatcher ve ronald reagan neoliberalizmle devlet piyasalardan tamamen çekilmeli

Grekov Kafkayevski

@Grekov_Kafkayevski
·
z kuşağı, harca harca bitmez.. pardon, a101..
bulunduğum yerde ikamet eden bir arkadaşın kız kardeşi geçen sene haziran ayında tıbbi sekreterlik bölümünden mezun olmuş.. iki ay sonra bir eczanede -yol ve yemek içerisinde- 20.000 lira maaşla işe girmiş.. çalışmaya başladığı eczane sahibi kendisine; 'sen şimdi bu maaşla işe başla.. işi biraz öğren maaşına iyileştirme yaparız..' demiş.. devamında bu şartlar altında çalışmaya başlayan kıza eczane nöbet günlerindeki mesai ücretini de vermemişler.. kız, bunu eczane sahibine dile getirdiğinde eczane sahibi bu kez de kendisine; 'zaten eylül ayı sonuna geldik, sene sonuna kadar bu şekilde devam edelim.. sene başında maaşına yapacağımız iyileştirme sırasında bu nöbetlerden alman gereken ücreti de yansıtırız..' demiş.. kız, buna da tamam deyip çalışmaya devam etmiş.. 2026 yılında yukarıda yazdığım şartlar altında eczanede çalışan kızın 20.000 lira olan maaşını yine yol ve yemeğin içerisinde olması kaydıyla 25.000 lira yapmışlar.. kız, 2026 ocak maaşını bu şekilde aldıktan sonra kendisine geçen sene söylenenleri dile getirdiğinde eczane sahibi kıza eczanenin beklenenin dışında artan giderleri olduğunu işleri kısa sürede yola koyup kendisine kendisinin geçmişteki mağduriyetlerini de giderecek şekilde zam yapacağını söylemiş.. kız, yine tamam demiş.. eczane sahibi 2026 şubat, mart, nisan aylarında da sözünü tutmayınca, kızın abisi gidip eczane sahibi ile konuşmuş.. eczane sahibi kızın abisine, hazirandan önce kız kardeşine zam yapamayacağını, belki haziran sonrası kızın maaşını içerisinde yol, yemek, nöbet ücreti de olacak şekilde 30-32 bin lira yapabileceğini söylemiş.. bunları duyan kızın abisi kız kardeşi ile konuşup kendisinin emeğinin sömürüldüğünü, oyalandığını anlatıp kız kardeşini eczaneden ayrılması konusunda ikna etmeye çalışmış.. kız kardeşi kendisine iş arayıp
GURURU, KALBİ, KİŞİLİĞİ İÇİN...
Onu kaybetmekten korkuyordu ama kendini kaybetmekten daha çok yorulmuşdu.Sonra ne oldu? Aynada kendi siluetini gördü uzun zaman sonra belki de ilk defa bu kadar dikkatli baktı gözlerine. Yemyeşil gözleri solmuştu artık bunu kendine yapmamalıydı.Kendini hatırladı ve hikayeyi yeniden yazdı. "Aşk değil, bağlanma döngüsüydü bu ve döngü artık kırılmıştı. İyileşme planı yapıldı. İstanbul’a bilet alındı... 🌊 Sabah – Denizle Başlangıç 📍 Üsküdar Sahili Sabah erken saatte git. Çayını simidini al, denize karşı otur. Martıları izle. Hiçbir şey yapmadan sadece nefes al. İstanbul’un en güzel tarafı: bedava huzur. Sonra istersen kısa bir vapur yolculuğu: ⛴ Şehir Hatları vapurlarıyla uygun fiyatlı bir Boğaz havası. Rüzgâr saçlarını dağıtsın, sen sadece “iyi ki geldim” de. 📚 Öğlen – Kitap Arası 📍 Sahaflar Çarşısı Eski kitapların kokusu insanın kalbine iyi gelir. Bir kitap almasan bile raflara dokun. Belki sana göz kırpan bir cümle bulursun. Alternatif olarak: 📍 Akmar Pasajı – daha uygun fiyatlı kitaplar bulabilirsin. (Minoa Pera'ya da uğrayalım🤭) 🌅 Akşam – Gün Batımı 📍 Kız Kulesi manzaralı bir yerde otur (Üsküdar tarafı en iyisi)... Güneş batarken içinden geçenleri not aldı. Belki de 6 ay sonraki kendine bir mektup yazdı. Ve en önemlisi… Bu geziyi “kaçış” için değil, “kendine dönüş” için yaptı. Kimse için değil. Gururu, kalbi, kişiliği için.
1000Kitap
ASIL FİLM ŞİMDİ KOPUYOR Bir bağımlılığı bırakmaya çalışırken hata yaptın. Bozdun. Düştün. (Relapse.) Bu bağımlılık ne olabilir? 🚬 Sigara / nikotin 🍺 Alkol 🍬 Şeker / abur cubur / aşırı yemek 🔞 Porno / mastürbasyon 📱 Sosyal medya / reels / short / telefon 🎮 Oyun 💊 Madde / ilaç 🛒 Alışveriş ❤️ Toksik ilişki / onay bağımlılığı 💬 Mesaj, bildirim, ilgi bağımlılığı 😡 Öfke / kavga / kaos bağımlılığı 💤 Uykuya kaçış / erteleme bağımlılığı Hangisi olursa olsun… Mekanik birebir aynıdır. Yaptığın eylem sana 1 birim zarar verdi. Ama aynaya bakıp kendine söylediğin o sözler var ya… “Ben iğrenç biriyim.” “İradesizim.” “Yine başaramadım.” İşte asıl yıkım orada başlar. O sözler sana 100 birim zarar verir. Duygusal masalları bırak. Mekaniği dinle. Bir savaşçının göğsüne ok saplanır.
Alıntı