• Ve biliriz ki insanı bozan ve kaybettiren ne varsa, sevgisizlik o işin bir ucundadır.
  • "Cennete bahçe demek, cehenneme ateş demek cahiller içinmiş. Hiçbir şey o kadar basit değil. Biz zannediyoruz ki insan ölünce çürümeye başlar. Doğru değil. İnsan doğduğu andan itibaren çürümeye başlıyor. İnsanı çürüten ölüm değil, hayattır."
    Tarık Tufan
    Sayfa 169 - Profil Kitap
  • “Gülümsedim. O da mutlaka gülümsedi ama ben göremedim. Çünkü yüzü siyah bir peçeyle kaplıydı ve sadece gözleri açıktaydı. Çünkü masallarında Açıl Susam, Açıl! diyenler, gerçek hayatta Kapan Kadın, Kapan! demişti. Dünyanın öyle bir yerindeydik ki erkeklerin her biri kendini Ali Baba sanıyor, geriye kalan herkesin de Kırk Haramiler olduğuna inanıyordu. Anlatıla anlatıla, masal gerçek olmuştu.”
    Hakan Günday
    Sayfa 406 - DK
  • "Nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre, ‘Yahu insanlık öldü mü?’ diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Bu nedenle gazetelerinde, ‘İnsanlık öldü mü?‘ ya da 'İnsanlık ölür mü?’ biçiminde büyük başlıklar yayımlamakla yetinmişlerdir. Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar telgraflar yağmıştır; herkes, insanlığın son durumunu öğrenmek istemiştir. Bazıları bu haberi bir kelime oyunu sanmışlarsa da, yapılan araştırmalar bu acı gerçeğin doğru olduğunu göstermiştir. Evet, insanlık artık aramızda yok. İnsanlıktan uzun süredir ümidini kesenler, ya da hayatlarında insanlığın hiç farkında olmayanlar bu haberi yadırgamamışlardır. Fakat, insanlık aleminin bu büyük kaybı, bir çok yürekte derin yaralar açmış ve onları ürkütücü bir karanlığa sürüklemiştir; o kadar ki, bazıları artık insanlık olmadığına göre bir alemden de söz edilemeyeceğini ileri sürmeğe başlamışlardır. Bize göre, böyle geniş yorumlarda bulunmak için vakit henüz erkendir. İnsanlık artık aramızda dolaşmasa bile, hatırası gönüllerde her zaman yaşayacak ve çocuklarımız bizden, bir zamanlar insanlığın olduğunu, bizim gibi nefes alıp ıstırap çektiğini öğreneceklerdir. İnsanlığın güzel ve çekingen yüzünü bende görür gibi oluyorum. Zavallı insanlık kendini belli etmeden sokaklarda dolaşır ve insanlık için bir şeyler yapmağa çalışanları sevgiyle izlerdi. Bugün için insanlık ölmüşse de, onun ilkeleri akıllara durgunluk verecek bir canlılıkla aramızda yaşamağa devam edecektir. İnsanlıktan paylarını alamayanlar için o zaten bir ölüydü; onun bu kadar uzun zaman yaşamasına şaşılıyordu. Yıllar önce küçük bir kasaba da dünyaya gelen insanlık, dünya savaşlarından birinde, çok rutubetli bir siperde göğsünü üşütmüş ve aylarca hasta yatmıştı. Bu olaydan sonra, hastalığın izlerini bütün ömrünce ciğerlerinde taşıyan insanlık, önce ki gece sabaha karşı nefes alamaz olmuş ve gösterilen bütün çabalara rağmen gün ağarırken doktorlar, insanlıktan ümitlerini kesmek zorunda kalmışlardır. Doğru dürüst bir tahsil görmeyen ve kendi kendini yetiştiren insanlık hiç evlenmemişti. Küçük  yaşta öksüz kalan insanlığa doğru dürüstte bir miras kalmamıştı; bu yüzden sıkıntılarla geçen hayatı boyunca insanlık, başkalarının yardımıyla geçinmeye çalışmıştı. İnsanlığın ölümüyle ülkemiz, boşluğu doldurulması mümkün olmayan bir değerini kaybetmiştir. Gazetemiz, insanlığın yakınlarına başsağlığı ve sonsuz sabırlar diler. Not: Merhumun cenazesi, önce, uzun yıllar yaşamış olduğu Hürriyet caddesinden geçirilecek ve ölümüne kadar içinde barındığı Ümit apartmanı bodrum katında yapılacak kısa ve sade bir törenden sonra toprağa verilecektir."
  • O denli yaraladılar ki beni, kitaplara sığındım, içime kapandım.
  • 436 syf.
    ·31 günde·Beğendi·10/10
    Bazı kitaplar vardır, o kitap sadece sizin tarafınızdan bilinir, kendi kendinize “abi bu nasıl gizli kalmış” dersiniz… İşte o kitaplardan biri benim için. Nasıl olur da raflarda yer almaz, nasıl olur da inkılap kitap evi bu kitabı bir daha basmaz anlamış değilim. Kitabı açıklamadan önce sanırım ilk olarak 1 ay gibi bir süre zarfında okuduğumu söylemeliyim. Aslında bir gecede okuyabilirdim ama beni öylesine sarmaladı ki bitmesini hiç istemedim ve işleri, yoğunlu bahane ederek kitabı elimden geldiğince hamam sefaları, kahve-lokum saatleri ve benzeri otantik saatlerde okudum.

    Kitabı kısaca özetlemek gerekirse, özeti başlığının aynısı demek olurdu. İskoçyalı çoban Donald McLeod, sevdiği kadının Amerika’ya göçmesi üzerine durumu hazmedemez ve Amerika’ya gidebilmek adına Kraliyet Ordusu’na trampetçi olarak yazılır. Napolyon Mısır’ı işgal etmektedir ve ona karşı savaşacak birlikle derhal Mısır’a gönderilir. Burada kendisi ve bazı arkadaşları bir Memlük beyine esir düşerler. İşte ne olursa bundan sonra olur. Müslüman olan, kendisine doğulu tarzda bir harem kuran, kendi kendini sünnet edip, Kabeyi dönme arkadaşıyla ziyaret eden Osman olmuştur artık o! Sadece bu kadar da değil… İngiliz casuslardan, posta teşkilatına, piramit rehberliğinden, Kavalalı Mehmet Ali (Muhammedali) Paşa’nın emrinde çalışmaya ve hatta Süveyş Kanalı’nın açılmasına kadar birçok işe ve maceraya atılmıştır.

    Tarih ve tarihi kurgu severler için (özellikle 1830’lar) bir başucu kitabı niteliğinde. Tek bir kitap içerisinde İskoçya’dan Mısıra, Osmanlı Sultanalarından, paşalara, hidivlere kadar bilgi barındıran muhteşem bir eser.

    Kitabın gerçeklik ve kurgu kısmına gelince. Osman karakteri yani Donald McLeod, o dönemin pek çok diplomatı, tarih yazarı ve bölgeyi ziyarete gelmiş kişilerce tasvir edilmiş biri. Yazar tarafından Osman’ın tüm ailesinin ve harem karakterlerinin kurgu olduğu belirtilmiş. Ancak Osman’ın maceraya atıldığı arkadaşları, iş yaptığı ve gezdirdiği isimlerin hepsi gerçek. Kitabı okurken neyin gerçek neyin kurgu olduğunu saatlerce araştırmak zorunda kaldım. Yazarın ve hatta Osman’ın gerçek kızının belirttiği Osman’ın portresine ulaşamadım. Ancak referans tutulan mektuplar ve bahsinin geçtiği kitaplar internette mevcut.

    Kitap dil açısından okuyucuyu zorlamıyor. Sadece konuşma metinlerinde fransızca kullanılan bazı cümlelerin çevirisinin yapılmamış olması biraz can sıkıcı. Bir yandan olayların araştırmasını yaparken diğer yandan da ne demiş olabilir diye merak ettim. Ancak bu cümleler metnin genelinden de anlamını çıkarabildiğiniz cümleler olduğu için okumaya bir engel teşkil etmiyor.

    436 sayfa içerisinde bu kadar çok farklı şeyi barındıran harika bir yolculuk oldu benim için. Hikaye o kadar zengin ve o kadar farklı alanlara hitap ediyor ki herhangi bir okuyucuyu bir noktadan yakalayıp içine çekebileceğini düşünüyorum. Sahaflarda bulabilirseniz düşünmeden alın…
  • Oturur bir gece yarısı, bir adamın bir kadına yazdığı şiir olursun…
    O şiir öyle güzel olmuştur ki içinde ruh bulursun.
    Ahh o adamlar iyi ki aşık olmuşlar.
    Ahh o kadınlar aşk'a ne çok yakışmışlar…

    Cemal Süreya