ZEHİR Üstüme dökülen zehir uyutmuyor, işliyor diplere ben miyim değil mi uyurgezer odamda gecelerce aşkı ve dünyayı hak edememiş kavganın kuruttuğu insanlar sinekler gibi çarpıp camlara düşüyorlar yarı karanlıkta camlar mı aklım mı hayalim mi oradan oraya, oradan öteye sağalsın, dinsin istiyor dıştakiler ve dipteki dayanamıyor dinsin, artık yeter
Sayfa 239 - YKB Yayınları·Kitabı okudu
Şiir
“Odamda tek başıma olmayı diledim; kitaplarımla baş başa, bu insanlardan uzakta.”
Sayfa 100
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
ÖDÜLLERİN EN BüYÜGÜ Bir buçuk yıllık öğretmenlik serüvenimin sonuna gelmiştim. Ter­his olacaktım. (Bizim dönem yedek subay öğretmenleri, askerlik eğitimi yapmadan okuldan terhis oldu.) İşin kötüsü, aylardan marttı. Okulun kapanmasına iki ay vardı daha. Dördüncü sınıftan aldığım öğrencilerimi beşinci sınıfa getirmiştim. Mezun edecektim onları. Daha doğrusu, edemeyecektim. Tezkere gelmişti. Müdüre, "Yeni bir öğretmen atayacaklar mı yerime?" diye sordum. Hikmet Bey yanıt vermedi. "Bu çocuklar ne olacak peki?" "Bilmem" gibilerden boyun büktü. "Peki," dedim, "ben öğretmenliği sürdüreyim. Para mara is­temiyorum. Yeter ki, çocukları mezun edeyim." Bildiniz! "Mevzuat hazretleri" çıktı karşımıza. Aklıma bir şey geldi, Milli Eğitim Müdürlüğü'ne koştum. "Müfettiş raporu var," dedim. "Dilersem bu meslekte kalabilirmişim. Öğretmenliği sürdürmek istiyorum." Dosyamı açıp incelediler. "Doğru," dediler. "Meslekte kalabilir­siniz. Ama bunun işlemleri birkaç ay sürer. Yaz sonuna doğru öğretmen olabilirsiniz." Yaz sonuna doğru! Benim derdim sınıfımı öğretmensiz bırak­mamak. Okula geldim. Müdürle konuştuk. Tamam! Hiç olmazsa arada bir "çaktırmadan" geleceğim, çocuklar yalnız kalmayacak. Ayrılık günü. Öğrencilerimle vedalaşacağım. Ne mümkün! Hepsi hüngür hüngür ağlıyor. "Yapmayın," diyorum. "Bakın, sık sık geleceğim buraya." Dinleyen kim! Kapının önüne yattılar. Üst üste. Bir tepecik oluştur­dular. Hem ağlıyorlar, hem dövünüyorlar. Beni bırakamıyorlar. Çantamı, paltomu masaya koydum. "Bunlar kalsın. Birazdan döneceğim," dedim. Sınıftan çıktım. Doğru Müdürün odasına. "Ağlıyorlar. Bırakmıyorlar beni," dedim. "Ne yapayım?" Hikmet Bey celallendi. "Ben şimdi sustururum onları!" "Aman" dememe kalmadı, öfkeyle odadan fırladı. Ben de peşinden seğirttim. Ya şimdi iki tokat patlatırsa bir
Sayfa 219·Kitabı okuyor
“Odamda beni kitaplarım bekler. Bu yegâne tesellidir.”
Sayfa 65·Kitabı okuyor
Alıntı
Üstüme dökülen zehir uyutmuyor, işliyor diplere ben miyim değil mi uyurgezer odamda gecelerce aşkı ve dünyayı hak edememiş kavganın kuruttuğu insanlar sinekler gibi çarpıp camlara düşüyorlar yarı karanlıkta.
Şiir
keşke o an nüzhet gelseydi
Ve kapı açılıyor, Nüzhet koynuma giriyor. Beni öpüyor, ağlıyor, teminat veriyor. Şüphe ediyorum, yatağın için­de oturuyoruz, başımı dizine koyuyorum, okşuyor, ok­şuyor. Fakat omuzuma bir el dokunuyor. Gözümü açıyorum ve kendimi evimdeki odamda görüyorum, karşımda doktor Mithat.