Paralellik kavramının gizlerini göstermeyi amaçlayan bir örnekte, eğimli bir doğrunun dönüp, tıpkı bir ok gibi fırlayıp bir kavis çizerek dikey bir doğru boyunca ilerlemesi üzerine mutluluk ve dehşetle kafa yoruyordu. Dikey olanı sonsuzdu -tüm doğ­rular gibi- onun yanında kayıp giden ve açısı genişledikçe daha da yükselen eğimli olanı -ki o da sonsuzdu- hiç durmadan hareket etmeye mahkumdu, çünkü yolundan çıkması imkansızdı ve kesişme noktaları, Lujin'in ruhuyla birlikte, sonsuz bir patikada yukarı doğru kayıyordu. Ama, bir cetvel yardımıyla onları birbirlerinden ayrılmaya zorladı: sadece onları birbirine paralel olarak çizmesi yeterliydi; bu ona, oralarda, sonsuzlukta bir yerde, eğimli doğruyu yerinden zıplattığı için akıllara durgunluk veren bir facia meydana geldiği, açıklanamaz bir mucizenin gerçekleştiği hissini veriyor ve Lujin dünyevi doğruların fıttırdıkları o semalarda geziniyordu.
Standart Anlatı, insanın elindeki av silahlarını (mızrak, ok, yay) hemen birbirini öldürmek için tasarlanmış askeri mühimmatlar olarak kurgular. Oysa avcılık, özü itibarıyla bencilce bir imha eylemi değil; kabilenin çocuklarını, kadınlarını ve erkeklerini beslemek için sergilenen en rafine sosyal işbirliği ve diğerkamlık (altruizm) örüntüsüdür. Doğadaki diğer canlıları beslenmek için avlayan prehistorik insan, kendi türünden olan diğer insanları birer düşman olarak kodlamamıştır; çünkü kabileler arası gen akışı (S.E.Ex) ve dayanışma, izole bir savaştan çok daha büyük hayatta kalma avantajı sağlamaktadır.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Lawrence Keeley gibi 'Medeniyetten Önce Savaş' tezini savunan antropologlar, prehistorik sit alanlarında buldukları birkaç kırık kafatasını veya saplanmış ok ucunu kitlesel savaşların kanıtı olarak sunmak için acele ederler. Ancak bu bilim insanları, bireysel cinayetler, kazalar veya ritüelistik yaralanmalar ile organize, sistematik ve kolektif bir askeri eylem olan 'savaş' arasındaki radikal farkı kasıtlı olarak görmezden gelirler. Bir avcının av esnasında kaza geçirmesi veya iki erkeğin anlık bir kavga yaşaması, o toplumun 'savaşçı' bir yapıya sahip olduğunu göstermez. Tıpkı modern bir şehirdeki cinayet oranlarının, o şehrin ordularla kuşatıldığı anlamına gelmemesi gibi. Standart model, bulguları kendi kasvetli insan tasavvuruna uydurmak için antropolojik verileri terörize etmektedir.
Ötüken’in Aslanı
Ötüken’de arslanlar var. Kür Şad onlardan biridir. Çok yiğitler vardır ama Kür Şad erlerin eridir. Kür Şad’ı doğuran ana, Ne emzirmiş acap ona? Erlik, ululuktan yana Tanrı Kür Şad’dan geridir. Acunda var nice çeri Kimi üstün, kimi geri Kür Şad adlı Gök Türk eri Anadan doğma çeridir. Kılıcı yıldırım çeler, Attığı ok demir deler, Ölüm gelse Kür Şad güler On sekiz yıldan beridir. Yiğitlik en ileri, Kalacak on bin yıl diri Gök Türkler’in gönülleri Şimdi Kür Şad’ın yeridir.
Tanrı Güç Vermeyince Kola
Çinli beğin attığı Boşa gittiyse nola? Çinli bu... Sağa atsa Ok gider, düşer sola. Neylesin Ulu Tanrı Güç vermeyince kola. Kavuşsun Kara Kağan Kür Şad gibi oğula.
Sayfa 40
hayatını ovula ovula ok başı gibi incecik kalmış bir sabun parçası olarak görüyor, her gün bir parçasının daha eriyip gittiğini hissediyor.
Sayfa 785·Kitabı okudu
Alıntı