"İnşa edilen her otorite, kendi yıkımını da beraberinde büyütür; çünkü hiçbir kural, şiddetin yarattığı korkudan daha hızlı bir itaat üretmemiştir."
Ne kadar basit dimi, "5 6 kadın cinayeti!"
Günde 5-6 kadın cinayetinin işlendiği bir tabloda, artık kimse bunun yalnızca bireysel sapmaların toplamı olduğunu iddia edemez. Bu tek tek olayların ötesinde, insanın düşünce dünyasının, değer ölçülerinin ve hayat tasavvurunun sistemli biçimde aşınmasının acı bir neticesi. İnsan, küçük yaşlardan itibaren neyle beslenirse onunla şekillenir. İlk eğitimden başlayarak verilen her içerik, sadece bilgi değil, aynı zamanda hayatın anlamını da inşa eder. Eğer bu inşa, ahiret bilincinden kopuk, hesabı ve sorumluluğu dışlayan, insanı yalnızca dünyevi başarı ve haz eksenine sıkıştıran bir anlayış üzerine kurulursa; ortaya çıkan zihniyet, sınır tanıma duygusunu zamanla kaybeder. Sınırın kaybolduğu yerde ise hak, hukuk ve emanet bilinci yok olur. Bu kırılmayı besleyen insanın zihnini şekillendiren otorite merkezleridir. Allah’ın indirdiği ölçülerden bağımsız şekilde hüküm koyan her beşeri sistemin sahte ilahları insanın referans noktasını parçalar. Böyle bir düzende insan, mutlak hakikati sabit bir vahiyde değil, değişken beşeri kanaatlerde aramaya başlar. Helal-haram, doğru-yanlış, adalet-zulüm çizgileri netliğini kaybeder ve yerini sahte ilahların göreceli ve keyfi ölçüleri alır. Bu da insanın kendisini merkeze koymasına, yani fiilen kendi nefsini mutlak otorite haline getirmesine kapı aralar. Kul, sistem, ideoloji azgın bir tağut olur. Medya, yayın dünyası ve kültürel üretim ise bu zihniyetin yaygınlaşmasında güçlü bir rol oynar. Sürekli tekrar edilen şiddet filmleri, sorumsuz ve carkıp ilişki biçimleri ve aileyi zayıflatan filmler toplumun hassasayetini yerle bir etti. İnsan, maruz kaldığını normalleştirdikçe, anormal olan sıradanlaşti. sıradanlaşan şey ise artık tepki üretmez hale geldi. Cezaya dayalı mevcut düzen, suçu kökten önleyen bir caydırıcılık üretmeken
ŞEYTAN ATEİST DEĞİLDİ!
❗️SORU: Şeytan kafir mi? Bu soruya alacağımız cevap hemen hemen yüzde yüz aynıdır: CEVAP: O nasıl soru ya, tabii ki kafir! ❗️SORU: Nasıl kafir oldu peki? ​İşte bu ikinci soruda yüzde yüzü bulmak bence zordur. En az iki farklı cevap duyacaksınız. Bunlardan ilki: ”Allah’ı inkar etti de ondan kafir oldu!” derken, diğerleri biraz daha bilinçli olarak: “Adem’e secde etmediği için kafir oldu.” diyecektir muhtemelen. 🔎 ​Sizleri fazla yormadan işe hemen el atayım: 👉 ​Evet, Şeytan (İblis) kafirdir. Ve onun kafir olma nedeni, 'Allah’ı inkar ettiğinden değil, Allah’ın koyduğu bir yasayı beğenmediğinden, O’nun bir emrini akıl dışı bulduğundan'dır! Budur kafir olma sebebi! ​Bu cümleyi tekrar etmemde fayda var: ​Şeytan, çoğu insanın zannettiği gibi Allah’ı inkâr ederek kâfir olmamıştır. İblis ateist değildi. O, Allah’ın varlığına, birliğine, hatta Kıyamet Günü’ne bile iman ediyordu. Ama kabul ettiği Yaratıcısının “Âdem’e secde et” yasasını bir türlü içine sindirememişti. Ona göre bu secde emri, çağdışıydı! Aklın kabul edeceği bir iş değildi bu! Hele bir okuyun şu ayeti: ​"Allah: Ben sana emretmişken, seni secde etmekten alıkoyan da nedir?" "İblis: Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan, dedi.”
Soru-yorum
Toplumsal fayda, nesnel gerçekliğin ve bilginin üzerindeki en üstün otorite midir?"
Alıntı
Biyolojik İtiraf: Efendinin Silahıyla Özgürleşmek
Sıradan insan (NPC), kendi bilincini, inançlarını ve "özgür iradesini" evrenin merkezinde kutsal birer olgu sanarak yaşar. Oysa çıplak ve acımasız biyolojik determinizm bize bambaşka bir gerçeği fısıldar: Bizler, bireysel hücrelerin, bencil genlerin ve bizi istila eden parazitlerin kendilerini bir sonraki nesle aktarabilmek için inşa ettiği geçici, harcanabilir birer etten robottan ibaretiz.Bunun en pürüzsüz ve çıplak örneği Kuduz (Rabies) virüsüdür.Kuduz virüsü bir memelinin sinir sistemini ele geçirdiğinde, canlının beynindeki ilkel limbik sistemi manipüle eder. Hayvanı aşırı agresifleştirir, salya üretimini artırır ve onda yutkunma felci yaratarak sudan korkmasına (hidrofobi) neden olur. Neden mi? Çünkü virüs hidrofobi yaratmalıdır ki salyadaki virüs konsantrasyonu suyla seyrelmesin; agresiflik yaratmalıdır ki o canlı gidip bir diğerini ısırsın ve virüs yeni bir taşıyıcıya pürüzsüzce kopyalansın. Canlı orada kendi iradesiyle saldırmaz; tamamen virüsün kopyalanma döngüsüne hizmet eden kör bir araçtır.Şimdi aynayı kendimize, yani insan primatına çevirelim:Bizim "bilinç" dediğimiz o karmaşık düşünce yeteneği, "din" dediğimiz o devasa inanç sistemleri ve bizi manipüle eden toplumsal güdülerimiz... Aslında o mikroskobik DNA zincirinin hayatta kalmasını, üremesini ve kendini aktarmasını kolaylaştırmak için evrimleşmiş gelişmiş birer işletim sistemi aplikasyonudur.Hücre (Gen) köleleştirir: Genlerin tek bir mutlak emri vardır: Kopyalan, üre, DNA'yı aktar.Bilinç bu köleliği fark edip delirmesin diye Din afyonunu üretir: Geleceğini öngörebilen insan işlemcisi, günün birinde öleceğini ve sadece geçici bir et çuvalı olduğunu anladığında varoluşsal bir çöküşe girer. Beyin, bu sabote edici çöküşü engellemek için dini kurar. Din bilince der ki: "Hayır, sen geçici bir araç
Felsefe-Düşünce
Gerçek güç, hiçbir bedenin zihnin üzerinde otorite kuramayacağını bilmektir.
Felsefe