Ama her sınıf savaşımı siyasal bir savaşımdır. Proleterlerin (işçilerin) zincirlerinden başka yitirecekleri bir şey yoktur. Oysa kazanacakları koskoca bir dünya vardır. Bir de, özel mülkiyet ortadan kaldırılırsa, tüm işler durur, hepimizin üstüne bir tembellik çöker diye itiraz da bulunuluyor. Öyle olsaydı, burjuva toplumu sırf aylaklık yüzünden çoktan silinip gitmiş olurdu; çünkü bu toplumun çalışan üyeleri hiçbir şey elde edemezken, her şeyi elde edebilen üyeleri hiç çalışmamaktadırlar. Bu itiraz tümüyle, "sermaye diye bir şey olmayınca ücretli emek diye ye bir şey de olamaz" genellemesinin bir tekrarından başka bir şey değildir. Bu toplumda çalışanlar kazanmazken kazananlar çalışmamaktadırlar.
Çevremizdekilere karşı davranışlarımızda dikkatli olmamız gerek. Çünkü her ölüm geride kalan bir avuç kimseye öyle düşünceler miras bırakır ki yapılabilecekken yapılmamış, unutulmuş, boş verilmiş şeyler... Onarılabileceği halde onarılmamış kırgınlıklar, giderilmemiş eksiklikler... İnsan için bunlardan daha acı bir düşünce olamaz! Hiçbir pişmanlık, iş işten geçtikten sonra duyulan pişmanlık kadar acı değildir. Kendimizi acıdan korumak istiyorsak bütün bunları vaktinde anımsayalım...
Sayfa 334·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Önseziler tuhaf! Sempatiler de öyle ve alametler de; ve üçü bir araya gelip birbirine karışınca insanlığın henüz çözemediği bir sır oluşuyor. Hayatım boyunca hiçbir zaman önsezilere gülüp geçmedim çünkü benim de tuhaf önsezilerim oldu…
Alıntı
- Jermen Fransa'da bulunduğumuz zaman sana ekseriye Şark'ı anlatırdım. Mesela Nil Nehri'nden büyük bir Göksu Deresi... Üzerinde binbir renkli fenerlerle donanmış yüzlerce, binlerce kayık geziyor... Kayıklarda yaşmaklı feraceli harem ağaları... Derenin kenarında büyüklü küçüklü, kubbeli minareli bir yığın saray... İçlerinde elektirik lambaları yanıyormuş gibi parlak çiniler ve buna benzer daha bir çok şeyler... Bu binbir gece masalları dekorunu maatteessüf sana İstanbul'da gösteremeyeceğim. Niçin mi diyeceksin? Şunun için ki İstanbul'da böyle şeyler yok... Göksu denilen yer ufacık bir çamurlu su sızıntısı imiş... Kenarlarındaki saraylar ve bahçeler muhacir kulübeleriyle gübre tarlalarından ibaretmiş... Buhurlar, amberler ve türlü musiki ahenkleriyle dolu havasında sivrisinek bulutları gezermiş... Dikkat ediyor musun Jermen, hep "mış... miş" diye söylüyorum, çünkü bir İstanbullu için ayıp olmakla beraber ben bu Göksu Deresi'ni henüz görmedim... Ben ki coğrafya derslerinden daima tam numara almış zabitim... Öyle ise Şark'ı ve İstanbul'u niçin sana bu şekilde tasvir ettim? Sebep gayet basit... Sizin muharrirleriniz Şark'ı böyle düşünmüş, böyle sevmiş, böyle yazmışlar...
Sayfa 66·Kitabı okuyor
Daima öyle bir an gelir ki insan susmayı öğrenir, belki de nihayet dinlemeyi hak etmiş olduğu için; öyle bir an gelir ki insan bir şey yapmaz olur, çünkü hareketsiz bir şeye sabit bir şekilde bakmayı öğrenmiştir, ölülerin bilgeliği bu olmalı.
Sayfa 81 - Metis Yayınları
Ben evleneceğimi hiç sanmıyorum.Olduğum halimle mutluyum ve özgürlüğümü o kadar çok seviyorum ki fani bir adam uğruna ondan alelacele vazgeçmem mümkün değil. " Şimdi böyle düşünüyorsun ama bir gün sen de birisine ilgi duyacaksın ve onu deliler gibi seveceksin, onun için yaşayıp onun için öleceksin. Böyle olacağını biliyorum çünkü senin tarzın bu.Ben de bir kenarda durup izlemek zorunda kalacağım, "Evet, eğer istemediğim halde karşıma öyle birisi çıkar ve bu halime rağmen onu sevmemi sağlarsa, o zaman onun için yaşar, onun için ölürüm. Bence sen de elinden geleni yapmalısın