Vatandaşların fikirlerini ve isteklerini belirtbileceği, eleştirilerini ifade edebileceği tüm yolların -basın, siyasi partiler, seçimler- kapatıldığı toplumlarda, edebiyat, edebi olmanın ötesine geçen ve siyasileşen bir önem üstlenir kendiliğinden.
Sayfa 702 - Cilt 2·Kitabı okudu
Öğrenci hareketi açısından sahip olunan, edinilen bilginin toplum adına ve onun iyiliği için kullanılması dolayısıyla egemenlerin bildiği ama kendi çıkarları adına kullanmakta ısrar ettikleri imkânların topluma dönmesi ancak toplumsal iyiliği sağlayıp, kontrol edebilecek ve bunu geleceğe dönük de planlayabilecek bir siyasal güç sayesinde olabilirdi. Bunu yapabilmenin yolu iktidara sahip olabilmekti, bu da ancak örgütlü bir mücadele sayesinde gerçekleşebilirdi. Seçim/oy verme bu süreçteki tek seçenek değildi. Öğrenci hareketini/hareketlerini siyaseten anlamlı bir aktör olarak saymayı gerektiren, sınıf değilken sınıf refleksleriyle davranmaya iten, parti değilken parti gibi örgütlenilmesi gereğine yönelten olgular, siyaseti toplumsal bir süreç olarak kabul edip, kendilerini de burada taraf haline getirmeleriydi. Sosyalist/komünist partiler bu imkânı sağlıyordu. Sınıf siyasetinin araçlarıydı. Ancak partilerin düzen içinde legal zemine çekilmiş olmaları bu partileri atalete itiyor ve gerekli pratik siyasî faaliyetlerden dahi çekinilmesini beraberinde getiriyordu, O zaman “öncü"yü zorlamak (bu durumda işçi sınıfının temsilcisi olan parti), olmuyorsa “öncü" olmak gereki yordu. Ancak öğrenciler belirli bir toplumsal sınıf değil, farklı sınıflardan gelen ve o sınıfın özelliklerine sahip, dolayısıyla o sınıfın bilinç düzeyiyle varolan bireylerden müteşekkil topluluklardı. Bu kendi siyasal tahlilini sınıf çatışmasına ve bir sınıfın diğer sınıflar üzerindeki sömürüsünü ortadan kaldırmaya yöneltmiş sosyalist hareket ve partiler için gerçekçi bir taban değildi. Sonuçta öğrenciliğin kendi doğası ancak öğrenci olunan dönemle sınırlandığı, o süreçle ilişkili olduğu için ve bundan sonrasında toplumsal sınıflar dünyasının parçası olacak başka bir mecraya akacağı gerçeğiyle ortada
Sayfa 818·Kitabı okuyor
Düşünce
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Arthur Schopenhauer
Arthur, yıllar sonra, babasının bu hastalık dönemini hatırladığında annesini ve kadınları yerden yere vuruyordu: "Kadınları tanıdım. Evliliği sadece kendilerinin korunmasını sağlayan bir kurum olarak düşünüyorlar. Babam hasta olduğu ve sefil bir halde tekerlekli iskemleyi kullanmaya mecbur kaldığı zaman, eğer sevginin gereklerini yerine getirecek yaşlı bir hizmetçi olmasaydı tamamen terk edilmiş olacaktı. Babam tek başına yaşamını tüketirken ve acılar içinde kıvranırken benim sevgili annem partiler verip eğleniyordu. İşte budur, bir kadının sevgisi!"
Biyografi
Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanlarından oluşan Milli Güvenlik Konseyi, yürürlükteki anayasayı, hükümeti, meclisi ve senatoyu feshederek vekillerin dokunulmazlıklarını ve temsilcilik sıfatını kaldırdı. Siyasi partiler, belediyeler ve birkaçı haricinde tüm dernekler kapatılarak yönetici ve üyelerinin görevlerine son verildi. Her türlü siyasal, sosyal ve kültürel faaliyet yasaklandı. darbeciler, 27 Mayıs’ta DP’yi ve istismar ettiği politik rejimi; 12 Mart‘ta ise devlet için “tehlikeli” hale gelen solu hedef almıştı. Bu iki darbe amacı ve etkisi bakımından nispeten sınırlıydı. Siyasal sistemin belirli alanlarında düzenlemeler yapılması gözetilmişti. Ancak toplumsal yaşamı adeta sıfırlayan 12 Eylül müdahalesi salt bir askerî darbe değil, düzeni kökten değiştirme amacı güden radikal bir dönüşüm süreciydi. Askerî yönetim iktidarı ele alır almaz NATO dahil tüm uluslararası anlaşmalara bağlı olduğunu ve yürürlükteki ekonomik programı devam ettireceğini bildirdi. MGK, bu açıklamayla bir bakıma Ecevit’i haklı çıkarmaktaydı. Ahmad da askerî darbenin nedenlerinden birisinin 24 Ocak kararlarının “sükûnet içinde” uygulanabilmesi olduğunu belirtmekteydi.
Alıntı
Her şeye karşı kesinlikle duyarsız kalınan bir ortamda en küçük farklılık bile umutlanmamıza yol açıyor. İşte bu yüzden herkes kendi kimliği konusunda tartışmak istiyor. İster eşcinseller ister kamyon şoförleri isterse siyasi partiler ya da sendikalar olsun herkes artık her şeye karşı tamamen duyarsızlaşmış devlete (modern demokrasilerin totaliter düzenlerden farkı şudur: Totaliter düzenler nihai çözüme yok etme yöntemiyle ulaşacaklarını düşünürken demok­rasiler sorunu duyarsızlaşarak çözmektedir) başkaldırıyor, herkes kendi belli belirsiz farkını bir başkaldırma aracı olarak kullanmaya çalışıyor. Kimlik sorunu zararsız olaylara yol açmaktan başka bir şey yapmıyor; zira kimlik çok da önemli bir şey olmadığından varsayımsal bir değe­re sahiptir. Genelleşmiş duyarsızlık bizi böyle bir farklılaşma sürecine boyun eğmeye zorlamaktadır. Kimlik ta­lebi ölmüş ideolojüeri telafi etme çabasına benzemektedir.