Eğitim
Türkiye’de hiçbir sosyal kavram yoktur. Türkler sosyal kavramı olmayan bir millettir. Yalnız bazı sosyal kavramlar vardır, bunlardan en önde geleni özel dershanedir. Avrupa’da özel dershane sadece Türkiye’de var. Okulda öğrenmesi gereken şeyleri okulda öğrenemez, gider dershanede öğrenir. Çocukları okula ne diye gönderiyoruz? Öğretmen düzey olarak aynı, program aynı niye okulda öğretilmiyor? Bana öyle rakamlar söylediler ki şaşırdım kaldım. Sistem bu. Bu parayla yaşayamayan öğretmen kendi çocuğuna nasıl dürüst ve namuslu ol diyecek? İşte böyle bir memleket. Hurda, tükenmiş bir memleket. Bir ülkenin eğitimi tükenmişse başka taraflarda bir şey olmaz. Ne ordusu, ne maliyesi, ne dışişleri olur. Olmaz, bu eğitim sistemi ile hiçbir şey olmaz. Bunu her zaman her yerde söylüyoruz. Ama bizim etkimiz ne? Bilkent’e giderseniz, zengin çocuğu iseniz orada daha iyi yetişirsiniz. Bilkent‘te herkes gönderebilir mi çocuğunu? Zaten herkes göndersin istemiyorlar. Bir sürü üniversite açıyorlar ve daha da açacaklar. Adı üniversite; ilkokulu öğretmenliği yapamayacak adamlar profesör seviyesinde. Bunlar bilim merkezi ve ne oluyor biliyor musunuz? Bütün Avrupa bizim üniversite mezununu üniversite bitirmiş saymıyor. Bu hale geldik. Ben bir Türk yurttaşı olarak bundan utanıyorum. 3 Nisan 1993
Sayfa 273 - Nesin Yayınevi·Kitabı okudu
Siyasetin iç yüzü ...
Bilinenin aksine ,"laik cumhuriyetten ödün" konusunda bile iki partinin birbirlerinden pek farkı yoktu ... DP, ezanın Arapça okunma yasağını kaldırdı. Radyoda dini program yayınlanmasına izin verdi. Bu kararlar, kamuoyunda yerleşik bir kanıya yol açtı. Güya, DP, "dinin siyasete araç edilme dönemini" başlatmıştı. Hâlbuki okullarda din eğitimi verilmesini CHP 1948'de yürürlüğe soktu. İmam Hatip kurslarına izin veren, ilahiyat fakülteleri açan da CHP'ydi. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ait yasayı yürürlükten kaldıran da CHP hükümetiydi !
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Rus uşağı olan Müslüman komünistler
Sual — Siz kendinizi <sol Komünist> sayıyorsunuz.Acaba herhangi bir içtimaî ve iktisadî program maddesinde biz size nisbeten daha sağda ve daha muhafazakâr bir vaziyette miyiz? Bunlar hangi maddelerdir? Cevap — Biz ictimaî ve iktisadî meselelerde sizi kendimize nisbetle muhafazakâr saymıyoruz, biz sizden ancak milli meselelerde ayrılıyoruz. Sual — Bu farklar nelerdir? Bu farkların sağlık veya sollukla ne münasebeti var? Cevap — Biz herhangi bir otonomiye muhalifiz. Bunları proletarya birliği bakımından zararlı buluyoruz. Sual — Yâni Rus ve Tatar proletaryasının birliği bakımından muzır buluyorsunuz. Otonomi olunca bu milletlere mensup proletarya milliyet bakımından birbirinden ayrılmış olacaklar, öyle mi? Cevap — Evet. Sual — Parti âzaları dinsiz oldukları için din farkının hükmü yoktur, madem ki Tatar proletarının Rus'larla bir olmasını istiyorsunuz, o halde neden kendinizi Müslüman tesmiye ediyorsunuz? Doğrudan doğruya Rus teşkilâtında çalışsanız daha iyi olmaz mı? Cevap — Parti bizi nereye tâyin ederse biz orada çalışırız. Sual — O halde siz bizim aramızda Rus emperyalizminin mümessilleri sifatiyle bulunuyorsunuz. En iyisi Moskova'ya gidiniz, orada çalışınız, sizin otonomiye muhalefetinizin sağlık ve sollukla münasebeti yoktur. Aramızda fark şudur: Siz Rus yoldaşlarımıza, bize nisbeten daha sadıksınız, doğrusu onların uşaklarısınız
Sayfa 227·Kitabı okudu
ISPARTA ve LYKURGOS'UN KANUNLARI...
Eski Yunan medeniyeti, bir bakıma da “İyonik” ve “Dorik” unsurların bir terkibi olarak kabul edilir. İyon üslûbu, yumuşak, korkak, ama fikir ve sanata daha yatkındır. Dor üslûbu ise, sert, savaşçı ve fikre uzaktır. Bu iki üslûb, müzikten mimarîye kadar geniş bir sahada eski Yunan medeniyetinin iki temel unsurunu teşkil etmişlerse de, özellikle Atina ve Isparta siteleri arasındaki, “Elenler’in başı” olmak kavgasında kendini göstermişlerdir. Isparta, Yunanlılar’ın sert ve savaşçı damarlarından husûle gelmiş ve kendini “Dorlar’ın torunları” saymıştır. Hâkimiyeti çerçevesinde kalan ve “Elot” adını verdiği yerli halka kan kusturmasıyla ünlüdür. Bir zamanlar Amerika’daki zencî-kölelere yapılandan farksız, yerli halkı köylere tıkıp, toprağı ekip biçerek, Dor soyundan efendilerini beslemeye mahkûm eder. Isparta’da ırka ve askerlik sanatına düşkünlük had safhadadır; o kadar ki, neredeyse bütün Isparta devlet faaliyeti, ırkın ve askerliğin yüceltilmesi üzerinde kümeleşmiştir. Isparta’nın tek ve en üstün kanun koyucusu olan Lykurgos’un, Milâddan Evvel 9’uncu asırda yaşadığı tahmin edilir. Romalı tarihçi Plütark’a göre Lykurgos, kanunnâmesini hazırlarken, “çok doğru ve sert olan” Girit kanunlarını örnek alıp, “lüzumsuzluklarla dolu” İyonya kanunlarından kaçınmış. Ayrıca bizzat Mısır’a giderek, askerlik uygulamalarını müşahede etmiş… Neticede ortaya çıkan Lykurgos kanunnâmesi, Isparta’yı yüzyıllarca yönetir. 20’nci yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan bütün totaliter rejimlerin, bir taraftan faşizm, bir taraftan komünizmin, Lykurgos kanunnâmesi’nden mülhem olduğu kabul edilir. Söz konusu kanunnâmenin câri olduğu Isparta’da, devlet, vatandaşının 24 saatini nasıl geçireceğini program altına alırdı; şu saatte yatıp bu saatte kalkacağına kadar tâyin ederdi. **Vatandaşını
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Ocak 1997), Eski Yunan Medeniyeti -I-, Ek: Cesaret ve Fazilet. (NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…)
Akademya Yazıları
Bülent Ecevit, 1957 yılında ikinci kez ABD’ye gitmişti. Rockefeller Vakfı’nın sağladığı bursla bir yıl boyunca Amerika’da çeşitli kurslara katılmış ve araştırmalar yapmıştı. Program doğrultusunda Harvard Üniversitesi’nde sosyal psikoloji, Ortadoğu tarihi ve Osmanlı tarihi üzerine derslere ve seminerlere katılmıştı. Daha sonra ABD Dışişleri Bakanı olan Henry Kissinger’dan dış politika dersleri almıştı. İkinci ABD gezisinden sonra Ecevit’in köşe yazılarında Komünizm karşıtlığı ve batı taraftarlığı kendini belli etmeye başlamıştı. Ulus’taki dış politika yorumlarında NATO’yu özgürlükleri yok eden komünist rejimlere karşı bir kalkan olarak görmekte ve askerî alandaki işbirliğinin diğer alanlarda da genişletilmesi gerektiğini savunmaktaydı.
Alıntı
Her vakit, her an insana bir emanet, hayat da bir emanet, her şey bir emanet. Nasip var hiç şüphesiz, kısmet var, kader var, tecelliyat var. Bir program yapacağız ama bileceğiz ki o mutlak bir program değil, o her an değişebilir. Değiştiği zaman da üzülmeyeceğiz.
Sayfa 175 - Turkuvaz Kitap·Kitabı okudu