İşte, zaman zaman münakaşa edilen, rahmetlinin ölümünden sonra daha çok yoğunlaştığı görülen ve daha pek çok münakaşalara konu olacağı anlaşılan ilk Körfez Krizi'nin bir bölümüyle ilgili olarak gördüklerim, bildiklerim ve yaşadıklarım bundan ibarettir. Ben olayların içindeki yerimi, durumumu, yetki ve sorumluluğumu belirtmiş bulunuyorum. Hakiki sebep miyim, zahiri sebep miyim, aranan sebep miyim, yoksa yaratılmak istenen sebep miyim, bunu da bilemiyorum. Bu harekatla ilgili olarak, sadece ilk inceleme safhasında hareket tarzlarının ve alternatiflerin tespiti sırasında dile getirilen, ancak değerlendirme ve karar safhasında öncelik almayan, planlamaya esas alınmayan verilen emir ve direktiflerde bulunmayan, uygulamada yeri olmayan bir hareket tarzının istifa sebebinin ve yapılan münakaşaların içindeki yeri, değeri ve maksadı nedir, bilemiyorum. Ben sadece burada "gölgede kalan izler"i açığa çıkarıyor, bu cevabı, gelecekte burada yazılamayanların da yer alacağı tarihe bırakmayı tercih ediyorum. Sekizinci Cumhurbaşkanı rahmetli Turgut Özal'ın ölümünden ve Birinci Körfez Harekatı'ndan sonra, seneler geçmiş olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Özal'ın bu savaşla ilgili tutumu, politikası ve düşünceleri konusunda münakaşalar, kişisel değerlendirmeler, maksatlı yönlendirmeler, yanlış algılamalar ve olayları politik bir malzeme gibi kullanma arzularının devam ettiği görülmektedir. Özellikle rahmetli Turgut Özal'ın ölümünden itibaren ona atfedilen söz, yazı ve düşüncelere dayanılarak yapılan eleştiriler, ikinci ve üçüncü Körfez krizlerinin ufukta görülmesinden itibaren daha da yoğunlaşarak birçok yazı ve programa konu olmuş, şimdi rahmetliye atfedilenler artık hayallerine kadar ulaşarak, kendisini bile aşmıştır. Rahmetlinin ölümünden sonra, önce yaptıkları veya yapamadıklarıyla, daha