Türkçülük ile ilgili fikirlerini çıkardığı dergiler vasıtasıyla yaymaya başlayan, bu dergilerde belli başlı meseleler hakkında zamanla başkaları, özellikle de eğitimli gençler arasında yayılacak argümanlar geliştiren Nihâl Atsız'ın, bu itibarla Cumhuriyet döneminde ırkçı-Turancı Türkçülüğün sembol ismi olarak hatırlandığı, kabul edilmesi gereken bir gerçektir. Turancılıktan sosyalizme, modernlikten muhafazakârlığa, faşizmden demokrasiye, üniversiteden gençlik hareketlerine kadar Türk siyasal hayatının neredeyse bütün meseleleri üzerinden tarif edilen ve devlet yapısında radikal değişikliklere işaret eden bu fikirler, onun hem aykırı biri olarak kabul edilmesini sağlamış hem de Türkçülüğe ait bazı meselelerin onun tarafından çözüldüğünü düşündürmüştür. Doğrusu istenirse, Türk siyasal hayatında Atsız tarafından ileri sürülen fikirlerin hiçbiri yoktur ki 19. yüzyılın sonlarında filizlenmemiş, Trablusgarp Savaşı'ndan itibaren tedavüle girmemiş, Balkan Savaşları ile yaygınlık kazanmamış olsun. Ancak Atsız bu fikirleri işlerken Türk devletinin ezel-ebed niteliği ve tekliği, Türk tarihinin kadrosu, ordu-millet-devlet bütünlüğü, Türklerin sahip olması gereken nitelikler gibi meselelere verdiği cevaplarla farklılık yaratmıştır. Türkçülüğe ilişkin meselelerde sadece öncüllerinden değil sonradan gelenlerden de daha açık bir tutum benimsediği ve iddialarına dayanak olarak tarihî verileri kendi içinde daha tutarlı bir şekilde kullandığı da inkâr edilemez. Onun Türkçülüğe asıl katkısı, teknik titizlik ya da ideolojik tutarlılıktan ziyade Türklüğü bir üstünlük duygusu olarak benliğinde yaşatabilmesinden; eserlerinde işlediği bu duyguyu başkalarına aktarabilmesinden yüceltici sözler söylediği, buna mukabil DP'nin 1950'de iktidara gelişini “gerçek” demokrasi adına selamladığı, hatta
Kendini değiştirme çabaları çoğunlukla bu gerçekçi olmayan beklentiler yüzünden en başından, başarısızlığa mahkum olur, ama bireyler eninde sonunda bir davranış örüntüsünü değiştirmeye başaracakları umuduyla denemeye devam ederler. Bir çok kişi değişiklik yapamama konusundaki başarısızlıklarının nedenini yeterince çaba sarf etmemekte veya yanlış bir programa katılmak arar.
Sayfa 317·Kitabı okudu
Psikoloji
Reklam
* Motive olmuşken herkes çok çalışabilir. Farkı yaratan, işin heyecan verici olmadığı zamanlarda da işe devam edebilme becerisidir. *Profosyeneller programa bağlı kalır, amatörler ise hayatın araya girmesine izin verirler.
Körfez krizi ve özal
İşte, zaman zaman münakaşa edilen, rahmetlinin ölümünden sonra daha çok yoğunlaştığı görülen ve daha pek çok münakaşalara konu olacağı anlaşılan ilk Körfez Krizi'nin bir bölümüyle ilgili olarak gördüklerim, bildiklerim ve yaşadıklarım bundan ibarettir. Ben olayların içindeki yerimi, durumumu, yetki ve sorumluluğumu belirtmiş bulunuyorum. Hakiki sebep miyim, zahiri sebep miyim, aranan sebep miyim, yoksa yaratılmak istenen sebep miyim, bunu da bilemiyorum. Bu harekatla ilgili olarak, sadece ilk inceleme safhasında hareket tarzlarının ve alternatiflerin tespiti sırasında dile getirilen, ancak değerlendirme ve karar safhasında öncelik almayan, planlamaya esas alınmayan verilen emir ve direktiflerde bulunmayan, uygulamada yeri olmayan bir hareket tarzının istifa sebebinin ve yapılan münakaşaların içindeki yeri, değeri ve maksadı nedir, bilemiyorum. Ben sadece burada "gölgede kalan izler"i açığa çıkarıyor, bu cevabı, gelecekte burada yazılamayanların da yer alacağı tarihe bırakmayı tercih ediyorum. Sekizinci Cumhurbaşkanı rahmetli Turgut Özal'ın ölümünden ve Birinci Körfez Harekatı'ndan sonra, seneler geçmiş olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Özal'ın bu savaşla ilgili tutumu, politikası ve düşünceleri konusunda münakaşalar, kişisel değerlendirmeler, maksatlı yönlendirmeler, yanlış algılamalar ve olayları politik bir malzeme gibi kullanma arzularının devam ettiği görülmektedir. Özellikle rahmetli Turgut Özal'ın ölümünden itibaren ona atfedilen söz, yazı ve düşüncelere dayanılarak yapılan eleştiriler, ikinci ve üçüncü Körfez krizlerinin ufukta görülmesinden itibaren daha da yoğunlaşarak birçok yazı ve programa konu olmuş, şimdi rahmetliye atfedilenler artık hayallerine kadar ulaşarak, kendisini bile aşmıştır. Rahmetlinin ölümünden sonra, önce yaptıkları veya yapamadıklarıyla, daha
Sayfa 715·Kitabı okudu
"Hz. Adem zamanındaki insanlığın bilinç, bilgi ve gelişim seviyesine on sayfalık bir yazılım yeterli geliyordu ki Allah o kadarlık bir vahiy gönderdi. Sonra insanlar çoğaldı, insanlık gelişti, bilgi arttı, bilinç ve kültür daha kapsamlı hâle geldi, Allah Musa peygambere göndereceği vahiy yazılımının kapasitesini arttırdı. Tevrat, önceki vahiylere göre daha kapsamlı, geniş ve yeni bir program gibiydi. Bu böyle devam etti ve Hz. İsa zamanında insanlık ihtiyaç ve bilgileri ölçüsünde daha yeni versiyon bir programa sahip oldu; eski Ahit yenilenip Yeni Ahit oldu. Böylece her yeni gelen program bir öncekinin insaniyet ve kulluk adı verilen hard diskindeki işletim sistemine sahipti ama kapasite ihtiyaca oranla artıyordu. Bu bakımdan en son versiyon olan İslamiyet, insanlık için mükemmelleştirilmiş bir program olarak geldi. Onun içinde diğerlerinin temel prensiplerinin, mesela Yahudilerdeki on emrin yahut sizdeki gülümseme ve çalışkanlık kurallarının tekrarlanması kadar tabii ne olabilir?"
Sayfa 91 - Kapı Yayınları·Kitabı okudu
Roman/Polisiye
Büyük bir savaş görmüş hiç kimse, artık görmemiş gibi yapamazmış. Bir savaştan çıkmış hiç kimse, artık aynı kişi olamazmış. Kazanmak kaybetmek gibi olaylar komple yalanmış. En önemlisi, “Ben elimden geleni yaptım” kadar güzel cümle yokmuş, tam buradan devam edeceğiz Osman. Böyle zamanlarda, “İyi ki ayrılmışız” diyorum. İnsan ömrü sadece kendi dertleri için bile yeteri kadar sıkışık bir programa sahip, yanma bir de başkasınınkileri eklemenin uzun vadede çılgınca olduğunu düşünüyorum. Onca yılı bir arada geçirmeyi başardığımız için ikimizin de naçizane birer onur plaketini hak ettiğine inanıyorum. Sana şahsi sorunlarınla başarılar diliyorum, güç seninle olsun Osman. Beni soracak olursan iyiyim, sessiz sessiz duruyorum. Hiçbir şeye isyan etmiyor, hiçbir şeyle savaşmıyorum. Korktuğumdan değil, çok sıkıldım, bir tatsızlık çıkmasını istemiyorum. Hayatın bu evresinin hızlıca geçmesini umuyorum. Sütten ağzım yandı, yoğurdu yemeye teşebbüs bile etmiyorum Osman. Bizimki gibi hikâyelerin hep mutlu sona bağlanması beklenir, mutlu son dediğimiz nedir ki Osman?
Reklam
Reklam