Ahmet

Ahmet
@realistadn
Çok okuyup , okuduğu yerleri gezip görmeyi , kitaptaki duyguları orda hissetmeyi arzulayan ve yaşayan biri …
İzmir
557 okur puanı
Aralık 2019 tarihinde katıldı
Her güzel ve hoş, insan veya eşya veya şey kutsaldır. Bunu hayatımda düstur edindim. Hoşluk, güzellik hayatın temel felsefesi olmalı. Hoşluk ve güzellik, hoş ve güzel bir dille anlatılmalı. Eğer böyle düşünüp böyle yaşadıysam, inan ki, bunda annemin etkisi büyüktür. Annem kelimelerle anlatılması zor bir güzellik abidesiydi. O da, hiç görmediğim rahmetli üveyannem gibi Çerkez'di. Ancak annemin bir farkı vardı. Kürtçe biliyordu, evde Kürtçe konuşuyordu. Şunu da söyleyeyim, annemin Kürtçesi, ninemin ve halamın Kürtçesinden hiç geri değildi. Senin de bildiğin gibi, Çerkez kadınlarının güzelliği dillere destandır. Sanki bütün Çerkez kadınlarının güzelliği gelip annemde toplanmıştı. Hayatta insan birçok yüzle karşılaşır. Çoğu unutulur, ancak bazı yüzler vardır ki, hiçbir zaman insanın belleğinden silinmez. Annemin yüzü, öyle yüzlerden biriydi. İnsanın gölgesi gibi, her zaman peşinde... Yuvarlak, biçimli, beyaz ve duygu dolu bir yüz. Tam da ona yakışan bir yüz…
Edebiyat
"Söylesene," demişti, "kimin cezalandırılmayı hak et-tiğine, kimin hak etmediğine neye göre karar veriyorsun? Bu yüreğin çürümüş, diğerininse sağlam olduğunu nasıl kesinlikle bilebilirsin? Ya hata yaparsan?"
Alıntı
Vakti zamanında bir zat yollara düşmüş Cüneyd El Bağdadi'yi ziyaret etmek için. Mahalleye gelince kahvedekilere sormuş, evini göstermişler. Gitmiş, kapıyı çalmış. Kapıyı açan Cüneyd El Bağdadi "Kimi arıyorsun?" diye sorunca adam "Cüneyd'i arıyorum" demiş... Cüneyd El Bağdadi'nin cevabı ibretlik... "Ben de..." Kendimi bildim bileli kendimi arıyorum ben de. Kimim? Yani ben benim elbette de, benim diyen bu ben aslında kim? Çaresiz bir arayış bu. Yine Cüneyd'in çaresizlikle ilgili muazzam bir tesbiti var. Çare arayanlara "Çare, çareyi terk etmek-tir", der. Çare çareden vazgeçmektir demek gibi bir şey bu. Cüneyd Allah dostu bir veli, kendinden vazgeçmesi de kolay nefsini öldürmesi de. Ben ne halt edeceğim peki? Okuduğum her satırda, içtiğim her dublede, tuttuğum her oruçta, sevdiğim her kadında kendimden bir şeyler arayıp durdum. Dolayısıyla da her şeyle kurduğum ilişkinin öznesi hep ben oldum. Şimdi biri kalkıp bana bencilsin dese kızarım. Peki bu hal, bu yaşantı bencillik değil de ne? Wittgenstein, "Üzerinde konuşamayacağın şey hakkında sus!" dedi. Beceremedim. Sokrates, "Kendini tanı!" dedi. Tanıyamadım. Annem, "Allah akıl fikir versin!" dedi. Vermedi
Alıntı
Hiç beddua etmedim. Sabır dedim. Sabrettim... Bir gün bütün bunlar bitecek elbet. Öyle veya böyle. Bitecek. Sözüm olsun, o zaman radikal bir karar alıp içkiyi bırakacağım. Romantik bir akşam yemeği hazırlayacaksın bana. Masada bir şişe şarap olacak. Centilmen bir erkek olarak şişeyi benim açmamı bekleyeceksin. Ben de şişeyi açıp sadece senin kadehini dolduracağım. "Eee sen içmiyor musun?" diyeceksin. Gülümseyerek "Yok" diyeceğim "Ben çok içtim!" Sen sessizce kafanı sallayıp, şaraptan ciddi bir yudum alacaksın. Ben de gülümsememi hiç bozmadan seni izleyeceğim...
Alıntı
İnsan en çok yalan söylememeye çalışırken yalan söyler …
Alıntı