Devrelerin katedilmesi bakış açısının dışındaki başka bir bakış açısını gören varlığın gelişiminde (tekâmülünde), devreler arasında bir kopma (süreksizlik) ânı (moment) vardır. Kesinlikle yalnızca kendisine özgü bir karakteri olan bu "ân", Semavi Nur'un etkisiyle bir yansıma planında kozmogonik ışımanın oluştuğu (Fiat Lux) ve "Olanaklar (Mümkünat) Kaosu"nun tümüyle aydınlandığı "ân"dır. Bu "ân"dan itibaren kaosun yerini düzen alır, karanlığın yerini aydınlık alır, fiil kuvvenin yerini alır, gerçeklik (réalité) gizliliğin (virtualite) yerini alır.
Fakat bir avuç Türk, bütün kıtayı tuttu.
Koskoca çölü, yapı ve bahçelerle donattık. Geç kalmıştık. Artık ne Suriye, ne de Filistin bizim idi. Rumeli'yi kaybetmiştik. Bir realite hissi ile değil, bir tarih hissi ile kendimizi zorluyorduk. Anadolu baştanbaşa yapılmak, şehirler, köyler, ev ve tarla zengin olmak, Türkler tamamıyla Batılılaşmak ve sonra da Halep'ten Kızıldeniz'e doğru, nüfus, teknik ve sermaye ile taş mak lazımdı. Biz ise Anadolu '
yu aşıp Halep kapısını vurdu ğumuz zaman, bayındırlık ve kalabalık görmeye başlıyorduk. Halep, büyük bir şehir, Şam büyük bir şehir, Beyrut büyük bir şehir, Kudüs büyük bir şehir ve hepsi ağyar idi. Lübnan havası, bize Dobruca havasından yüz kat daha yabancı idi. Fakat her yere:
-Bizim, diyorduk.
Şam, evimiz .kadar bizim, Lübnan bahçemiz kadar bizim ... Bu tasarruf ve hüküm hissinin bize damarımızdaki kandan geldiğine şüphe yoktu.
Gördüğüm rüyada o kadar realite çeşnisi var ki, gözlerimi açtıktan sonra bile, uzun bir süre gerçeği rüyadan, rüyayı gerçekten ayırt edemedim. Uyanık halimi rüya ve uykudakini gerçek sandım.
Hakikat, Hakk'ın koyduğu mutlak kaidenin, bu kaideden vücut bulan mânânın ve bizi bu mânâ üzerinde sabitkadem kılan istikametin adı. Realiteyi ise sınırlı varlıklarımızla bu dünyadan toplayıp denkleştirdiğimiz malzemelerden bizler imal ediyoruz. Tabiatıyla realite değişken ve yanıltmaya pekâlâ müsait...
Realite bu kadar sadedir. İnsan kendini onun önünden silebilse, işte, gerçekleştiği zaman trajedi bile bu kadar sadedir. İnsan kendini değil, ölçülerin bozguncusu yalancı ve yaygaracı, boşuna ümitlerin, kuruntuların, dehşetlerin yaratıcısı ve mevcut olmayanların tanrısı muhayyileyi silebilse, her şey, kendi kendisi hâlinde, ne kadar sade.
"Sizin zaman kavramınız düz bir hat üzerinde ilerleyen bir trene benzer, bizimki ise lokomotifi hareketsiz bir biçimde, saat yönünde dönen bir platform üzerinde yer alır.
Biz her zaman yolumuzun tümünü görebiliriz, çünkü o daima bizim altımızdadır ve dolayısıyla biz daima 'şimdi' zamanında bulunuruz. Bizim hareketimiz daima bilinen bir merkezin çevresinde vuku bulur.
Sizin yolunuz düz olduğundan ve ileri doğru gittiğinizden, şimdiki anı asla tam olarak deneyimlemezsiniz. Geriye bakar ve bulunmuş olduğunuz yeri görürsünüz. İleriye bakar ve nereye gittiğinizi görürsünüz. Asla OLMA halini, o tip bir varoluşu deneyimleyemezsiniz. Onun yerine, YAPMA halini, o tip bir varoluşu deneyimlersiniz. Bu sizin düşük titreşiminizin bir parçasıdır ve boyutunuz için uygundur."
BULUNDUĞUN YERİ gösteren kırmızı noktanın daima haritanın ortasında bulunduğunu ve yeni varoluşunun olaylarının o tek nokta çevresinde ileri geri hareket eder göründüğünü hatırlayan Mike;
"Bu sizin haritanızı açıklıyor" dedi. Sonra, bu bir insan haritasının tam zıddı diye düşündü.
"Doğru!" dedi Turuncu; "Sizin zaman çerçevenizde, harita bellidir ve insan ona göre ilerler. Çünkü siz zamanı ve realiteyi değişmez, insanı ise değişken olarak algılarsınız. Bizim titreşimimize ve zaman çerçevemize yaklaştıkça, insan varlığı değişmez ve harita veya realite değişken olur."