Gerekli ön çalışmayı ve hazırlığı gerçekleştirip kendi adına düşünen birinin hataları bile gerçeğe, düşünmeye zahmet etmedikleri için belirli görüşlere tutunanların doğru görüşlerinden daha çok şey katar.
Yalnızca toplumsal düzeydeki hoşgörüsüzlüğümüz kimseyi öldürmüyor, hiçbir görüşü ortadan kaldırmıyor, ama insanları bu görüşleri gizlemeye ya da yayılmalarını etkin bir şekilde sağlamaktan kaçınmaya yöneltiyor. Bizim durumumuzda heretik görüşler, on yıllar ya da kuşaklar değiştikçe gözle görülür şeyler kazanmıyor ya da kaybetmiyor; uzaklara ışık daçmıyorlar, ama kimlerin arasından çıktılarsa o çalışkan insanların ve düşünce dairelerin içinde usul usul yanmayı sürdürüyorlar, hiçbir zaman gerçek ya da sahte bir ışıkla insanlığın genel meselelerini aydınlatmıyorlar. Böylece bazı kafalara göre çok tatminkar bir durum yaratılmış oluyor, çünkü kimseye ceza kesmek ya da kimseyi hapse atmak gibi tatsız bir süreç olmayınca, genel geçer görüşler açıkça rahatsız edilmemiş oluyor, düşünce hastalığına kapılmış muhaliflerin akıl yürütme eylemlerini de mutlak olarak engellemiyor. Entelektüel dünyada huzur sağlamak ve orada olup biten her şeyin şimdiki gibi sürmesini sağlamak için uygun bir plan. Ancal bu tür bir entelektüel sakinleştirme rejiminin bedeli, insan aklının tüm ahlaki cesaretinin gözden çıkarılmasıdır.
Maddi açıdan diğer insanların iyi niyetine muhtaç olmayacak kadar iyi durumda olanlar dışında herkes için başkalarının görüşü, yasalar kadar etkilidir…
Uzun bir süreden beri, yasal cezaların başlıca kötülüğü, toplumsal damgayı güçlendirmesidir. Gerçekten etkili olan bu damgadır ve öyle etkilidir ki, İngiltere’de toplumun yasalarına uygun görüşlerin dile getirilmesi, başka pek çok ülkede yargı tarafından cezalandırılma riski taşıyan görüşlerin ortaya atılmasından daha az rastlanır bir durumdur.