Onlar konuşup nutuk çekerek yazılar yazadursunlar, biz yaralananlarla, ölenlerin arasındaydık. Onlar vatan borcunun dünyada her şeyden üstün olduğunu söylemişlerdi. Oysaki biz can çekişme acısının daha da kuvvetli olduğunu öğrenmiştik bile! Ama sanılmasın ki bizler bozguncuyduk, kazan kaldırıcı, korkak, vatan hainleriydik! (Onlar bu sözcükleri pek bolkeseden harcıyorlardı). Hayır, vatanımızı biz de onlar kadar seviyorduk. Savaşa, gözümüz pek, seve seve katılmıştık. Ama yapmacıkla gerçekçiliği de ayırt edebiliyorduk. Gözümüz birden açılıvermişti. Böylece onların dünyasından ortada hiçbir şey kalmamış olduğunu gördük.
Ansızın korkunç şekilde yapayalnız bulduk kendimizi. Bu ateşten gömleği yapayalnız, bu çileyi yapayalnız çekmekten başka çıkar yolumuz yoktu.
Çünkü sanat yeryüzünde ve insanların içinde olup bitenleri, çöplük ve sarayı aynı hakikatten uzak ve güzelleştirici örtüye bürüyen ay ışığı gibi, tatlı bir yalan bulutunun arkasından göstermeye mecburdu, sanat eserinden faydalanabilecek durumda olanlar, her şeyden önce avunmak, oyalanmak istiyorlardı; sanatkârın ekmeği de işte bu tatlı rüya meraklılarına bağlıydı, yoksa kömür kayığında yüzükoyun yatan yırtık zıpkalı Bartın uşağına değil.
Aynı biçimde ve donuk bir yaşamın bütün günlerinde, zaman alıp götürür bizi. Ama ister istemez, bir gün gelir bu kez de bizim zamanı taşımamız gerekir. Geleceğe dayanarak yaşarız; 'yarın', 'ileride', 'iyi bir işim olunca', 'yaşlandıkça anlarsın'. Bu tutarsızlıklara hayran kalmamak elde değil çünkü ne de olsa ölmek var işin içinde. Gene bir gün gelir, insan otuz yaşında olduğunu görür ya da söyler. Gençliğini belirtir böylece. Ama, aynı anda zamana göre yerini de belirtir. Zamanın içinde yerini alır. Geçmesi gerektiğini söylediği bir
eğrinin belirli bir anındadır. Zamanın malıdır, içinin ürpertiyle dolması üzerine, en kötü düşmanı olarak görür onu. Yarını istiyordu hep, bütün benliğinin bundan kaçınması gerekirken, yarının gelmesini diliyordu. Etin bu başkaldırışı, uyumsuz budur işte.
Dekorların yıkıldığı olur. Yataktan kalkma, tramvay, dört saat çalışma, yemek, uyku ve aynı uyum içinde salı, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi, çoğu kez
kolaylıkla izlenir bu yol. Yalnız bir gün 'neden' yükselir ve her şey bu şaşkınlık kokan bıkkınlık içinde başlar. 'Başlar', İşte bu önemli. Bıkkınlık, makinemsi bir yaşamın edimlerinin sonundadır, ama aynı zamanda bilincin devinimini başlatır. Onu uyandırır, gerisine yol açar. Gerisi, bilinçsiz olarak yeniden zincire dönüş ya da kesin uyanıştır. Uyanışın ardından sonuç gelir zamanla; intihar ya da iyileşme.