Sinemada İtalyanlar, müzikte Almanlar, romanda Ruslar, şiirde İranlılar en yükseğe çıkmıştır. Zor yakalanacak, uçarıca bir ihtişama sahip Fransızlar edebiyatı da başka bir büyüklüktür.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hepimiz iki olay yüzünden bu kasabadayız. Süpergribi insan ırkının aptallığına bağlayabiliriz. Biz yapmışız, Ruslar yapmış, Litvanyalılar yapmış fark etmez. Kimin başlattığı, asıl gerçeğin yanında önemini kaybediyor: Akılcılığın sonu, eninde sonında toplu mezar olur. Fizik kanunları, biyoloji kuralları, matematiğin düsturları, hepsi ölüm yolculuğunun bir parçası, çünkü biz neysek oyuz. Kaptan Trips olmasaydı başka bir şey olurdu. Tüm kabahati ‘teknoloji’ ye yüklemek çok moda ama bana göre tanımıda şöyle: ‘Akılcılık, varlığınhalinedairhiçbirşeyanlayamayacağımdüşüncesidir.’ Bir ölüm kapanı. Her zaman öyle olmuştur.
Necip Fazıl: Ben bu batılı-matılı gibiyi anlamıyorum.
–İyi örnekleri oradan getiriyorsunuz ama...
Necip Fazıl: İnsan olmak lâzım... İnsan olmak... Hakikat herkesin malıdır.
Nitekim hadîs var: Mümin hakikatı nerde bulursa malı gibi alır. Ama bu almak, kopya etmek demek değildir. Biz kopyada bile beşinci sınıfız. Bizde büyük kopistlerden başkası yetişmemiştir. Biz kendimizde tefekkürî manada bir istidatsılık tesbit etmek mevkiindeyiz. Kusuru bilmek ona göre çalışmak için bu tesbitin yapılması şart. Yeni döller, fikir dölleri elde etmek... Bakın kelimelere;
bak, çak, tak, pak... Tek heceli kelimeler. Vakti yok düşünmeye. Sen tut bir de nizamı büsbütün uydurma hale getir.. Maydanozdan bahsedemezsiniz, Arapça kökü kaldırsanız. Pırasadan bahsedemezsiniz. Biri pür-hassa’dan gelir, biri mide-nüvaz’dan gelir.
–Dil kurumu çalışmaları...
Necip Fazıl: Burdan bir halı çalınsa ev halkı telaş eder, gitti diye. Halbuki, ruhumuz çalınıyor yahu...
–Şu sıralarda solda da bazı imzalar Dil Kurumu’nun çalışmalarına tenkitler yöneltiyor...
Necip Fazıl: Ecevit’i biliyorsunuz.. Robert Kolej’deyken benim talebemdi.
Kitabı var kendisinin, evvela Necip Fazıl’ın tesiri altında kaldım, diyor. Ben kendisini sınıftan hatırlamıyorum. Demek ki, pek parlak bir talebe değildi. Ama talih ona bir imkan verdi. O bunu dili tahrip istikametinde kullandı. Buallo’nun bir sözü var: Bir milletin diliyle oynamak, ona en büyük süikastı yapmaktır, diyor. Bunların hepsini yazdım. İnandıkları garbın fikirleri. Bakıyorum Allah dememek için özel gayret sarfediyorlar. Tanrı kelimesini bir iman tavrı olarak kullanıyorlar. Tanrı, ilâh demek. Allah ise ismi has (özel isim). Bir tek köylü gösterin ki Allah yerine tanrı desin. Benim, alış veriş edilen bakkalın, ahçının esnafın bilmediği, kullanmadığı Türkçe, Türkçe olamaz.
Henüz varolmayan bir insan türü için yazıyorum: “Dünyanın efendileri” için.
Dinler, avuntu ve dinlenme yeri olarak tehlikelidirler; insan, rahat olmaya hakkı olduğuna inanıyor.
Platon’un Theages eserinde şunlar yazar: “Hepimiz, mümkünse bütün insanların ve daha da iyisi Tanrı'nın efendisi olmak isteriz.” Bu tutum yine var olmalıdır.
İngilizler, Amerikalılar ve Ruslar—
959 (1885-1886)
Ormanda büyümüş “insan” daima güç için verilen mücadelenin en uzun sürdüğü yerde belirir. Büyük insan.
Romalılar—orman hayvanları.