DivaneAli, Dönüşüm'ü inceledi.
12 Oca 12:34 · Kitabı okudu · Puan vermedi

TEKELCİ AŞAMA ÖNCESİ KAPİTALİZM

Gregor Samsa’nın böcekleşmeden önce (ve hâlâ) satıcılığını yaptığı firma ya da işyeri, bugün ülkemizde hâlâ bir olgu olarak varolan küçük esnaf/atölye işletmelerinin bir modelini sunar. Hani çırağın, çalışanın patronundan, muhasebecisinden hafta sonu kişisel borç alabildiği bir kapitalizm aşamasını. Gregor’un ailesi de patrondan borç para almıştır. Batı’da bugün çoktan tarihe karışmış bir dönemdir bu; Kafka’nın Dönüşüm’ü yazdığı yıllarda, hızla tekelci aşamasına doğru evrilen, küçük işletmeleri, firmaları yutan kapitalizmin ön biçimlerinden temsili bir örnektir bu firma. Ne var ki, işe gelmeyen elemanını merak eden, en azından, hangi nedenlerle olursa olsun kaygılanan bu ‘insani’ firma, gene de Kafka’nın öteki yapıtlarında gördüğümüz üst-alt ilişkisini, başta mimari düzenlemelerle olmak üzere (Dava’da yargıçların kürsüsü, locadakiler) çeşitli düzlemlerde kurar. [Kafka metinlerinde, başta ‘görünmez mahkeme’ olmak üzere, kişi hep kurumların temsilcilerinin temsilcileri ile yüz yüze gelebilir ancak. Kurumu üst otoriteyi temsil eden kişi ve aracılar da, beklenmedik (en azından görünürde) zaaflar taşırlar. Temsil ettikleri güç ile fiziksel, kişisel yapıları arasında, ters orantılı, ‘aşağıdaki’ kişiye ilk anda cesaret veren özellikleri vardır.] Burada da patron yanındakilere yüksekten konuşur (Kafka’daki ‘kürsü’ motifi) ama kulakları ağır işitir. Gregor firmada zaafları olduğu bilinen biridir; bu da üst’ünün onun üzerinde otorite kurmasını kolaylaştırdığı gibi, gene kurumun ona karşı, insani davrandığı izlenimini okura verebilecek bir fırsattır. Zaaflar üzerine kurulu, tahammül, merhamet etme görüntüsü ardında işleyen bir insafsızlık ve anlayışsızlık kolayca ele verir kendini. Burada Heinz Politzer’in 1962 tarihli Franz Kafka, der Künstler (‘Sanatçı Franz Kafka’) kitabında bir yoruma baş vurarak, onun firma ile ilişkisinin kaynağını biyografik bir olguyla da açıklamaya çalışabiliriz. Politzer’e göre, Kafka eski Avusturya liselerinin kâbuslarını yansıtmaktadır bu firma ilişkisinde. Öğretmeninin, anne babasının, sonra da okul müdürünün (süper-egoların) bitmez baskısını ve verimliliği kendi ölçütleriyle belirleme yetkisini buluruz burada. Gregor firmada, alacakları tahsil etme yetkisiyle donatılarak, firmanın öteki daha rahat ve serbest davranabilen pazarlamacılarının konumuna yükselme şansı elde etmiştir, ama bu şansı geri tepmiş, son zamanlarda alabildiğine verimsiz bir çalışma ortaya koymuştur. Verimliliğin ölçülmesinde kantarın topuzunu üst-otoritelere bırakan bu yorumları, onun lise yaşantısındaki deneyimleriyle ilişkilendirmek elbette zor değildir.

Gregor’un ailesi ile ilişkisi, tuhaf bir dayanışma ya da kullanma ilişkisine tekabül eder. Gregor, bir trenden inip ötekine binerek yaptığı pazarlama yolculuklarının katlanılmaz baskısına, ailesinin, hem de işyeri sahibine (patrona) olan borcundan ötürü dayanmak zorundadır. O bir köle midir, yoksa, aileye ait olmanın bedeli midir bu’ Cevap vermek zordur bu soruya. Ancak, yayına hazırladığımız Babaya Mektup’tan çıkartabileceğimiz kadarıyla, bir biyografik yorum yapmamız mümkünse, Kafka için aile üyesi, oğul olmak, anlamını kendisinin bilemeyeceği kurallara uymakla mümkündür, diyebiliriz. Kafka orada, babasının koyduğu ve nedenini, niçinini sadece onun bildiği kurallardan söz eder. Bu yorum benimsenirse, böcekleşme, baba otoritesine (dışa/süper-egoya) kapanma, kendince bir özgürleşmedir de.

ÖZGÜRLÜĞÜN İMKÂNSIZLIĞI

Gregor, özgürleşmeyi, (bağımsızlaşmayı) ailesinin patrona olan borcunu ödeme zorunluluğunun ortadan kalkması koşuluna bağlayıp indirger, çok dar anlamda yorumlar. Kaldı ki, koşul buysa, gerektiği gibi çalışmaması, en azından üst-otoriteye göre, verimli ve yeterli performans göstermemesi, özgürleşmekten korktuğunun değilse bile, onu basitleştirdiğinin, indirgediğinin belirtisi olarak anlaşılabilir. Gregor, gerçek özgürleşmenin önünde bambaşka ve belki de görünmez sınırlar olduğunun farkındadır belki; tıpkı liseyi bitirmenin, oradan kurtulmanın, (hep olduğu gibi) bir özgürlük duygusu vermesinin ardından, hemen öteki kurum ve mercilerin (süper-ego kurumlarının) önümüze çıkması ilişkisinde olduğu gibi. Her özgürleşme (duygusu) geçici, yanıltıcıdır; mutlak değil, bir önceki durumdan, belli bir durumdan bağımsızlaşmaktır. Dış dünya, yeni bağımlılık alanlarını hazır edip kişiyi bekler, Gregor bu firmaya borcunu bitirip bağımsızlaştıktan sonra ne yapacaktır’ Öyküde gelecek tasarımına ilişkin ne bulabiliriz’ Pazarlamacılıkla ilgili sorunların cenderesi içinde sıkışıp kalmışlığı, sonuçta kendisini bir pazarlama metaı gibi görüşü, onun özgürlük tasavvurunun kendi dünyasıyla (bireyin kendi dünyasıyla) sınırlılığını gösterir bize. Gregor Samsa’nın özgürlük, bağımsızlık tasarımı, belli bir durumu arkada bırakmaktan ibarettir sadece, tasarlayamadığı bir durumun özlemini bile çekememektedir o, ama üçüncü bölümde göreceğimiz gibi, ‘hep aradığı’, belki de bulmaktan korktuğu bir ‘besin’ söz konusudur.

Gregor’un borcun ödenmesi sorunu da, zamana dayalı bir süreçten çok, Gregor’un algılayışında, özgürlüğün önünü kesen bir durumdur; süreçleşemeyen özgürlük (düşüncesi), yerini ister istemez başka bir durumsal kurtuluşa, ‘böcekleşmeye’ bırakıyorsa, metamorfoz radikal bir dönüşüm olarak, Kafkavari bir özgürleşmeden öteki birbirini izleyecek bağımlıklara, (evliliğe, bizzat iş güç sahibi olmaya vb.) kapanmaktan başka ne olabilir ki’ Yani özgürleşme olmayan bir özgürleşmeden başka’ Son bölümde, ama bir bakıma hep kaçtığı o şeyin, özgürlüğün (özgürleşme olarak müziğin) taşıdığı anlamı bu yoruma ekleyerek, böcekleşmenin hem özgürleşme, hem de özgürleşmeden uzaklaşma olduğunu ileri sürebiliriz: Çünkü insani duygular taşımadığımız sürece, müziğin özgürleştirici anlamından söz etmek imkânsızdır metne göre. (Bu duygulardan yoksun üç kiracı, insan gibi görünmekle birlikte, daha altta bir konumda yer alırlar!)

Böceğin daha öykünün başında karşımıza çıkması, bu sığınmanın (metamorfozun) bir bağımsızlaşmayı getirmediğini söylüyor bize; tuhaf bir döngüsel hareketle, öyküde okuduğumuz durumların sonucu gibi görünen böcekleşme, aynı zamanda (öykünün) başlangıç noktasında karşımıza çıkınca, kendi çözümünü inkâr ediyor. Böcek-Gregor hâlâ önceki gibi, sorumluluklarını taşımak zorunda; yaşantısı benliğine yapışmış; yeni biçimine aldırmadan ‘Sen bir insansın!’ diyor ona; ama bu insan, o sözünü ettiğimiz, pazarlama pratiğiyle sınırlı, her türlü insani ilişkiyi dışa koymuş, hayatın anlamını ödenecek borca endekslemiş ‘insandır’. Kalkacaksın, giyinip kuşanacaksın, trenlere binip alacakları tahsil edeceksin! Kafka’nın, Gregor’un böcek yapısına bürünmekle, kendi iç, insan yapısından, gündelik hayatın pratik kaygılarından bile kurtulamayacağını, dolayısıyla da bu tür dönüşümlerin bir çıkış yolu olamayacağını söylemesi, Dönüşüm öyküsünün mesajlarından sadece biri herhalde. Gregor, o böcekleşmiş yeni haliyle müdürün karşısına çıktığında, beriki, ‘Vay canına!’ diye haykırıp kaçıp gittiğinde, okur da, böcekleşmenin kaçışı tamamlamaya yetmeyeceğini kavrar ve öykü burada bitebilirdi. Elbette bu ‘oyundan çıkma’, bu sığınma, sadece bir korunmayı, kapanmayı değil de, hayatın anlamı olabilecek bir özgürleşmeyi de birlikte getirebilseydi biterdi öykü burada. Oysa karşımızda, iki, hatta üç düzlemli bir varoluş hali bulunmaktadır.

a) Pazarlamacı, satıcı, ailenin borcunu yüklenmiş, evlenecek imkânlardan henüz yoksun Gregor.
b) Böcekleşmeyle, en azından bu pratik zorunluluklardan ister istemez kurtulmuş olan Böcek-Gregor.
c) Böcek ile insan arasında sıkışmış gibi görünen, ama özgürlüğü gerçek anlamda arayan Gregor.
Evet, öykü orada bitmez, üstelik kaçış, gerçek bir kurtuluşu getirmek şöyle dursun, böcekleşme Gregor’u her yönden kıstırdığı ve en başta fiziksel hareketlerini sınırladığı için, kurtulma sanısı (diyelim ki Gregor’un rüyası devam ediyor ve bütün okuduklarımız rüya) bir yanılgı olarak da tanımlanabilir.
Öykünün, sözünü ettiğimiz ikinci bölümde, zaman iyice durumlaşır. Kasvetli, sıkıntılı rüyalardan uyanmış Gregor Samsa, birinci bölümünde kendini bir böcek olarak bulmuştu; şimdi derin bir uykuya dalıp bu bölümü kapar. Uyandığında, zaman artık, atlamalı bir durumdur. Belki bir ay geçmiştir, belki de iki ay olmuştur. Burada bir kez daha, zaman baskısının ya da vicdanının, toplumsal organizasyonunun verimlilik ilkesine göre oluşturduğu yapay, dış, göreli bir durum olduğunu görürüz. Müdür aceleyle toparlanıp giderken, zamanın fazlasıyla anlamlı ve işlevsel olduğu bir dünyanın temsilcisi olarak, zamansallığı da beraberinde götürmüş gibidir. Bu da, Böcek-Gregor için bir tür baskıdan arınma durumudur. Zamandan kurtulma durumu, zamana değil de hastalığın durumuna bağlı hastanınki gibi bir tekdüze yaşama halidir bu; işlevsiz, anlamsız bir bekleme durumu vardır artık karşımızda; dolayısıyla da bir yalnızlığa mahkûm olma durumu.

Böcek-Gregor, başta dediğimiz anlatım perspektifine sıkıştırılmış bir figür olarak, dış dünyayı (salonu, orada konuşulanları) görsel ve işitsel yollardan algılamaktadır. Ancak sadece böcek için değil, okur için de, Kafka aileyi böceğin duyduğu seslerle, (akustik) araçlarla çizer. Bu dış sesler -içeriden cevap, en azından anlaşılır insan sesi biçiminde cevaplar alamadıkları için- genellikle dışarıdakilerin içeriye karşı geliştirdikleri tavır ve tutumun, yaşadıkları duygusal hallerin anlatıcısı işlevini taşırlar.

CEYLAN, bir alıntı ekledi.
06 Oca 21:04

..
Yalnızca üç temel motifi ele alırsak görürüz ki, bu motiflerden ilki 'Zaman' motifidir.
Ahmet Hamdi Tanpınar'da diğer iki motif 'Rüya' ve 'Musiki'dir.
..

Mahur Beste Dergisi Özel Sayı, Kolektif (Sayfa 10)Mahur Beste Dergisi Özel Sayı, Kolektif (Sayfa 10)
Hamit Pala, Sır Küpü'ü inceledi.
27 Haz 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

MehdiX'le başlayan serinin 2. kitabı. Yine "rüya" motifi ekseninde yazılan ve Milattan öncesinden alınıp günümüze uzatılan bir süreçte Türkiye'nin dünya jeopolitiği üzerindeki etkisini gösteren ve İsrail'in dünyayı kendi amaçları doğrultusunda biçimlendirme çabalarının işlendiği önemli bir eser.

Hamit Pala, Mehdix'i inceledi.
27 Haz 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Rüya" motifi ekseninde Türkiye'nin geçmişi, şimdisi ve geleceğine yönelik öngörülerin yer aldığı fütürist bir bakış açısıyla yazılmış önemli bir eser.

Mehmet Y., Sonsuzluğa Nokta'yı inceledi.
07 Şub 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Toptaş'ın ilk romanı imiş bu; öyle dediler. Belki ilk ama hiç de ilk gibi değil. Aslında romanı okuduğum bütün zaman dilimi boyunca 'bu sefer beğenmedim, kallavi bir eleştiri yazarım artık' diye düşündüm. Ancak roman bittikten sonra, hele de o pek çok şeyin toparlandığı ilginç finalden sonra, geriye dönüp sarınca 'yine yapmış yapacağını' deyiverdim.

Toptaş'ta en durağan romanı Bin Hüzünlü Haz da dahil kesinlikle var olan bir şey var, kelimelerin büyüsü. Su içer gibi, nefes alır gibi yazıyor Toptaş. Tıkanmıyor, gürül gürül işletiyor sözcükleri. Bunda da öyle.

Sonsuzluğa Nokta, ilginç kurgusuyla dikkatleri çekiyor. Aslında anlatılan hikaye kasabasından ayrılıp şehre giden Bedran'ın hayat öyküsü. Ancak Toptaş bunu kronolojik olarak anlatmıyor. Bir maziden bir bugünden gidiyor. Tabii bu, okurum parçadan bütüne gitmesi gibi bir zorluğu da ortaya çıkarıyor lakin iyi bir roman da böyle ortaya çıkıyor.

Tabii Kuşlar Yasına Gider'de anlattığı munis ve iyi şoför baba tiplemesi burada tam tersi baskıcı ve hasta bir baba motifi olarak karşımızdaymış. İki roman arasında 23 yıllık bir zaman farkı var.

Okur olarak roman boyunca kafamızda bir türlü oturmayan o taşlar, görüşümüzü daraltan sis perdesi kitap bittiğinde bir sorun olmaktan çıkıyor aslında. Vay be, öyle miymiş? diyorsunuz...

Toptaş'ın rüya/düş/gerçek oynamaları bu romanda da var. Romana dair en büyük eleştirim ise bence abartılı ve olağan dışı olan sevişme sahneleri. Hem sayı olarak hem de inandırıcılık olarak roman için zaaftı bana göre.