"Bense," dedi Heidler kederli bir havayla, "kendim­den bıktım. Gene de sürüp gidiyor işte. Yaşam denilen belanın ne aptalca ne saçma bir şey olduğunu biliyorsun, keyifli bile olmadığını biliyorsun, gene de sürdürüyor­sun. Bir tür tuzağa düşmüş durumdayız herhalde."
Dadaizm esas itibarıyla Dünya Savaşı neticesinde iflas eden bütün mantık ve felsefeyle alay ve sağduyuya hakaret için saçma sapan söylenrnekten başka hiçbir şey değildir.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Çıraklık
Lisede kalıp aileme bağımlı olmaktansa arafa (ya da cehenneme) seve seve gittim. Ama yeni hayatımdan onlar da faydalandı. Onlara, her zaman yasal yollardan olmasa da yiyecek getirerek kurtuluş sağlıyordum. Kurtuluş dediğim şey de, bir somun beyaz ekmek, kuru bir sucuk ya da bir kavanoz reçelden başka bir şey değildi. Bütün umutlarımı aldığım büyükbabam da artık sona yaklaşmıştı, bundan sonra bana rehberlik edemeyecekti. Ondan öğrendiklerim doğrudan gündelik yaşamda değil, hayal gücümde işe yarıyordu. Bu yüzden birdenbire, yüzde yüz güvendiğim tek insan tarafından terk edildiğimi hissettim. Beni yapmaya gönüllü olmadığım şeyi yapmaya zorlamıştı. Sonunda kaçınılmaz olan gerçekleşti; lise beni saçma sapan bir duruma sürükledi ve öğrenim hayatımdaki mutsuzluğun suçlusu, bana sonuna kadar yalnız olmayı öğreten büyükbabam oldu. Hiç kimse yalnızlık ve soyutlanmayla yaşayamaz, bunların içinde mahvolur, toplum bunu ispat etmiştir. Mahvolmak istemiyorsam, benim için her şey anlamına gelen insandan da ayrılmak zorundaydım. Bu kırılmayı ansızın, sonuçlarını hiç düşünmeden, yapmak zorunda olduğumu bilerek gerçekleştirdim. Belki daha yıllarca okula gider, bu delilik ve saçmalıkla her gün uğraşmayı sürdürür, bitmek bilmeyen tepkilerimi yenilemeye devam ederdim; ama eninde sonunda o kırılmayı yaşamak zorunda kalırdım, belki o zaman bu kırılma, yalnız o uğursuz okulla ilgili değil, hayatımda geri kalan her şeyle ilgili olurdu. Zaten neredeyse tümden kaybolmuş bir varoluşun nihayet rafa kaldırılması anlamına gelecekti. Uzun yıllar boyu hayatım hep çekilmez olmuştu, ama o zamanlar durum, henüz kopuş için olgunlaşmamıştı.
Sayfa 30·Kitabı okuyor
Mantık dışı mantığın örneği olarak, Tolstoy'un Saçma'ya eklenecek alıntısı: "Uğruna yaşadığımız tüm dünya nimetleri, bize yaşam, zenginlik, ün, onur, iktidar sağlayan tüm zevkler, ölüm tarafından elimizden alınıyorsa, bu nimetlerin hiçbir anlamı yok. Yaşam sonsuz değilse, yalnızca saçmadır, yaşama zahmetine değmez ve en kısa sürede intihar aracılığıyla yaşamdan kurtulmak gerekir." (İtiraflar) Ama daha ileride, Tolstoy düzeltiyor: "Ölümün varlığı bizi ya gönüllü olarak yaşamdan vazgeçmeye ya da yaşamımızı ölümün kapıp kaçıramayacağı bir anlam verecek tarzda değiştirmeye zorunlu kılar."
Sayfa 185
Felsefe
yıllarıma, yeni bir yetmiş yıl katılsa yetmez. İşte bu saçma düşünceler beni öldürecek. Oysa yaşayacağım. Bu evin oğlummuş, torunummuş, gelinimmiş diye bana yakın sayılanlarını üzmek, bunaltmak için yaşayacağım.
Aşkımızın hiçbir zaman bitmeyeceğini de anlamanı istiyorum. Sanata dair şu saçma sapan teorimi hatırlıyor musun? İnsanların sanatın etrafında yaşlandığını ama sanatın hep taze kaldığını söylerdim ya, hani? İşte, bunun bir bakıma hafıza için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Nasıl anlatacağımı bilemedim ama ikimizin de hala karşılaştığımız o tiyatroda olduğumuza inanmak bana iyi geliyor.
Sayfa 16
Alıntı