DİNİNİ SATAN PEZEVENKLER, DİNDARLARI YARGILIYOR
Bilindiği üzere 1994 yılbaşında Konya'da "eğlence yerlerinin bombalanacağı" yolunda bildiriler dağıtılması üzerine "İslâmla mücadele şubesi" tarafından operasyonlar gerçekleştirilmiş ve Konya İBDA Kitabevi sorumlusu Kerim Bozdağ ve Ercan Uyar başta olmak üzere bir takım İBDA'cılar işkencehâneye atılmışlardı... Amaç, bu şekilde eylemlere mani olmaktı; ama eylemler gerçekleşince, bu gönüldaşlarımız mahkemeye gönderilmiş ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmışlardı. 6 Nisan'da yapılan mahkemedeki iddianame, tek kelimeyle komik ve hukukun yüz karası iddialar taşıyor... İddianameye göre gönüldaşlar, "Terör örgütünün sair efradı" olmakla suçlanıyorlar. Bu kanaate varmaları ise, "deneme-yanılma" metodunu andıran ifadelerine göre, şöyle: "İBDA-C isimli örgütün varlığı tesbit edildiği ve soruşturmaların başlatıldığı bilindiği gibi, kezâ Adapazarı Savcılığım sırasında da bu örgü tün bazı üyelerinin soruşturmasını yapmış ve İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne havale etmiştim!" Bu dinini satan pezevenk, Sakarya'daki gönüldaşlarımıza işkence yapılmasına izin veren, mahkemenin "takipsizlik" kararına iki defa itiraz ederek tutuklanmalarını sağlayan şu malûm beş vakit namazlı dini bütün (!) savcı imiş... Şöyle devam ediyor: __"Dava konusu olayımızda da İBDA-C yayınevinde Dev-Sol'un yayın organı olan Mücadele dergisi ile PKK yayın organları ve diğer devlete kasteden örgütlerin yayın organları bulundu. Bunlar Adapazarı İBDA-C temsilciliğinde de bulunmuştu. Bundan sebep, örgütlerin birbirleriyle dayanışmasıdır. Konya İBDA-C temsilciliğinde de, bu örgütün bildirisi ile Mücadele gazetesinin bulunması ve yine bir başka örgüte ait bildiri bulunması... Bunların neden burada bulunduğunu sanıklara sorduğumda, mektupla gönderildiğini ifâde etmişlerse de, bunu
Sayfa 529 - Ağustos 1994, “DELİ MİDİR ŞAİR?”, Vâridât: Salih Öç Alan, İbda Yay.
Ölçüler ve Anlayış
AKINCI-GÜÇ VE HAİN AZGINLAR
Akıncı Güç patlaması... Tarih 1979... 1966'lardan ve Sezai Karakoç öncülüğünde başla-yan "Üstad aşılmıştır!" furyası, ondan "ölü şair" diye bahsetmeyedek azgınlaşmış ve hususiyle 1970 sonrası doruğa ulaşmıştır... "A politik seviye'de güya gram gram sihirli iksir üretiyormuş edada, aslında hem keyfiyet ve hem de kemmiyette cüce bu soy, birbirlerinden kopa kopa 1979'a gelindiğinde, o seviyenin seviyesizliği gösterilince, hem eski yerlerini terketmiş, hem de gerçek sevi-yenin ne olduğunu gösterenlere, yani bize, olanca güçleriyle güçleri de yok! hainlik etmişlerdir!.. **Üstadım'ın "neredesin genç adam?" haykırışına cevap hâlinde, hem isim ve hem mânâ olarak "Akıncı"nın babası benim; sene 1975... Biz bu ruhu diriltmeye çalışaduralım, meselâ, güyalardan tarihçi Kadir Mısıroğlu bizi gençliği bölmekle suçluyor, Maveracı Akif İnan da "siz bize emanetsiniz!" yollu konuşmasıyla MTTB'de akıncıların aleyhinde bulunuyordu... Akıncılar Derneği'nin kuruluşuyla içiçe yakın tarihlerde bu soytarılıklar olurken, MSP'nin Milli Gazetesi'nde de, "komünistlerin müslümanları bölmek için bu yola başvurduğu" şeklinde yorumsu imâlar... Düşünün: Muhâl farz, bir adam mezarlığa girip bir el işaretiyle ölülerin bir kısmını ayağa kaldırsa, hareketsizlik müşterekliğindeki cesetler birliği keyfiyetine nazaran bu davranış bölücülüktür... Her neyse: Kuruluşundan sonra MHP'nin Ülkücüleri gibi algılanan ve birkaç ay sonra MSP'nin gençlik teşkilatı havasına dönen Akıncılar Derneği'ne, hem "Akıncı'nın yayın organı Sebil'dir" diyen Kadir Mısıroğlu, hem de Akif ve Maveracılar toptan zıpladılar... Mânâlar üzerindeyim: O aralar Kadir Mısıroğlu'nun MHP'den aday olma hikâyeleri, Maveracıların keskin MSP'li olmaları ve Akıncılar Derneği'ne bir de "Akıncılar" diye dergi çıkararak postu sermeleri vesaire gibi
Sayfa 406 - Ağustos 1994, O AKSİYON ADAMIYDI, Vâridât: Üstadım’ın Vefatı, İbda Yay.
Mücerret Fikir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir hasta bana şöyle diyordu: "Benim acılarımın neye hayrı var? Acılarımdan yararlanabilecek, ya da onlarla böbürlenebilecek bir şair değilim ki."
Aşktan canı yanan şair soluğu şiirde almıştır :)
Yalnızlığını bir tel saça verdin. Sonra çırpına çırpına şiir. Hiç geçmeyeceksin ey köpek zamanlar…
Şiir
Yunanca'da "dâhi" ile "şair"in kökleri bir; "mübdi" demek... Üstadım'ın dilinden, şairin memuriyeti ve şiirin mânâsı: "Üstün idrak müessisesi şiir, ilk borç olarak, elinde kâinat sırlarının anahtarı, O'nun (Allah'ın Sevgilisi) hilkat sırrının ve Kâinat Efendiliği makamının eşiğinde dize gelecektir... Şiir bu mukaddes eşiğin süpürgesi; şair de boynundaki süpürücülük borcuyla insanoğlunun en yüksek rütbelilerinden birisi...
Sayfa 359 - Ağustos 1994, “BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!...”, Vâridât: Mehdi, İbda Yay.
Şair ve Şiiri