CEMİL MERİÇ HOCA'YLA KONUŞMA¹ SORU: “Muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim” diyorsunuz. Okuyucularımıza sizi bu cümlenizle takdim etmek isterdik, muvafık buluyor musunuz? CEVAP: Şeref telakki ederim. Yalnız hemen ekleyeyim, bu bir iddia değil bir temenni. Bölünen bir tarihi birleştirmek münzevi bir yazarın harcı mı? Bu, bir neslin, daha doğrusu nesillerin işi. “Yaşayan bir toplum, kökü mazide olan ati- ((Dipnot) “Cemil Meriç’le Sohbet” başlığı ile 13-14 Mart 1979 tarihli Son Havadis gazetesinde yayımlanan bir röportaj. Röportajın, Şeref Oğuz imzalı “Takdim” yazısı şöyle: “Son yıllarda kültür ve sanat dünyamızda en geniş alâka gören muharrir kimdir diye sorulsa, Cemil Meriç cevabını vermek herhalde en doğrusu olur. Düşünce alanımızda alelaceleciliğin, durgunluğun hâkim olduğu bir sırada, en fazla muhtaç olunan, gerçek aydın olarak zuhur eden üstad, cemiyetimizin içinde bulunduğu derin, çok yönlü ve karanlık buhranı halis tefekkür projektörüne tâbi tutuyor. Bilhassa son kitapları, millet olarak şikâyetlerimizin temel sebeplerine ve çarelerine dair en sıhhatli, en samimi objektif tespitler ihtiva etmekte, deneme türünün Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en ileri örneğini vermektedir. Son Havadis, günümüzün can alıcı bahisleri üzerinde değerli görüşlerini almak üzere Cemil Meriç’i evinde ziyaret etti. Aşağıda suallerimizi ve muhterem hocamızın verdiği cevapları bulacaksınız”.) Sayfa: 535 dir”. Medeniyetlerin anahtarı: Birikim. Tekâmül de inkılâp da kemiyetten keyfiyete geçiştir. İnsanı insan, milleti millet yapan: Hafıza. Biz hafızamızı kaybettik. Düşünce, bütünü kucaklamak, dünü yarına bağlamak. Olanı bilmeden olacağı fethedebilir miyiz? Sıhhatli toplumlar kendileri kalarak değişenlerdir. İçtimaî uzviyet iki zıt kanuna uyarak
Sayfa 535 - İletişim yayınları 9.baskı·Kitabı okudu
Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer - Şarkısızın Şarkısı susamıyorum sevgilim çünkü havada sesimi doğuran bir esir var bütün çilingirleri sofralara çekerek kapıda kalanlarla konuşmak istiyorum kapısında kaldıkları sahiden evleri mi? bir kilidi açmak kolay değil o kadar hırsızın belki de yoktur kabahati! ** selam ile insan insana iliklenir başında ortasında ve sonunda yine selam çünkü aranızda selamı yayın demiş efendim ** bu sonucu beğenmedim sebebi neyse kov! kes iplerini gel beraber vuralım kuklacıları vuralım ve bir tren yırtsın dünyanın perdelerini devrilsin ışık ve gerçek rengini giyinsin gül ** ben trenin içindeyim git kendine bir istasyon bak bırak onlar kendi koydukları kurallara inansınlar ** çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor ** bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan vardım ki seni sevdim seni sevdim evler arasından bir evdin
DERGAH
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Dedeme.
Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden "Yiğit harmanları, yığınaklar Kurulmuş çetin dağlarında vatanların Dize getirilmiş haydutlar, Hayınlar, amana gelmiş, Yetim hakkı sorulmuş Hesap görülmüş Demdir bu... Demdir Derya dibinde yangınlar Kan kesmiş ovalar üstünde mayıs Uçmuş, bir kuş tüyü hafifliğinde Çelik kadavrası Korugan'ların Ölünmüş, canım, ölünmüş Murad alınmış... Gelgelelim Beter, bize kısmetmiş Ölüm, böyle altı okka koymaz adama Susmak ve beklemek, müthiş Genciz, namlu gibi Ve çatal yürek Barışa, bayrama hasret Uykulara; derin, kaygısız, rahat Otuz iki dişimizle gülmeğe Doyasıya sevişmeğe, yemeğe Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri
Sayfa 116·Kitabı okudu
"..bunun yerine size baska, dogrudan dogruya ivan fyodorovic'e ait son derece ilginc, cok ozel, ufak bir hikaye anlatacagim. bes gun ya var ya yok, kendisi burada hanimlarin cogunlugu olusturdugu bir toplulukta, bir tartisma esnasında cok ciddi olarak, dunyada insanları hemcinslerini sevmek icin zorlayan bir gucun, insanligin ille de sevilecegine iliskin bir yasanin bulunmadigini ileri surmus. yeryuzunde sevginin varligini doga yasalarina degil, sirf insanlarin ruh olmezligine olan inanclarina baglamis. ivan fyodorovic parantez icinde, doga yasasinin da bu oldugunu soylemis; insanoglunda ruhun olmezligine iliskin inanc yok edilse, yalniz sevgi degil, yeryuzunde hayatin devami icin butun canli guc de soner gidermis. ote yandan, ahlaksizlik kavrami kalkacak, her sey, hatta yamyamlik bile dogal sayilacakmis. daha da ileri gitmis: ne tanriya, ne de olmezlige inanan herkes icin -mesela bizler gibi- dogadaki ahlak yasasi hemen eski din yasasinin tam tersine bir bicim almaliymis. insanlar icin kotuluge kadar giden her turlu bencil davranis sakincasiz goruldukten baska, en gerekli, en uygun, neredeyse en soylu bir kurtulus caresi sayilmaliymis. bu tur paradokslar ve gariplikler kumkumasi sevimli ivan fyodorovic'imizin sozu nerelere goturebilecegini, daha dogrusu goturmek niyetinde oldugunu tahmin edebilirsiniz beyler. ... -sana bir itirafta bulunmak zorundayim, diye basladi ivan. ben insanin yakinlarini sevmesinin nasil mumkun oldugunu oldum olasi anlayamadim. bence, ozellikle yakinlar sevilmez de uzaklarimiz sevilir. nasil olduysa, bir yerde "merhametli yohan" (bir ermistir bu) ile ilgili bir hikaye okumustum: bir gun ermisin kapisini fakirin biri calmis; ac, usumus bir halde isinacak bir kose istemis, ermis onu kendi yatagina almis, kotu bir hastaliktan cerahatlenmis, pis
Sayfa 314 - isyan·Kitabı okudu
Ayna sahnesi
Düşünmedi, düşünmemek istedi. Evet, niçin düşü necekti? Behlül hatırına geldikten sonra zihninde başka bir hatıra uyandı: Onu Peyker'in arkasında dudakları muhteris bir buseyle titreyerek hemen eğiliyor, yakıcı, ısırıcı bir buseyle Peyker'in ensesinden öpmek için orada can veriyor gördü, daha sonra çapkın bakışlarıyla saklarken gördü. Düşüncelerine ufak bir vakfe geldi. Mülahazalanının ediyor gibiydi. Bu noktada durmamak ve bu yeni mecra yı takip etmemek için bu hayali bir kelimeyle tehid et mek istedi. Hemen açıktan, "Çapkın!" dedi. Evet, bu, kelimenin bütün manasıyla çapkınlıktan başka bir şey değildi. Kendi kendisine şimdi hiddet edi-yordu. "Icap ederse söylerim; bu yapılır bir şey değil, Peyker'in hakkı var..." Evet, fakat Firdevs Hanım'ın? Birden Peyker'in bir sözünü tahattur etti. Ne diyor du? O kocasına hıyanet etmek maksadıyla evlenmemiş-ti. Bunu söylerken gözlerinde ne celi ve ne hain bir mana vardı. Ne demek istiyordu? Başkaları, kendisi, Bihter, kocasıma hiyanet etmek maksadıyla evlenmişti öyle mi? Bunu yapmayacaktı, bir Firdevs Hanım'a benzemeyecek-ti. Bu valide! Hayatının daimi bir züllüydü. İşte bugün o Behlül'le şakalaşırken Bihter üzerine atılmak, "Lakin ar tık utanınız, siz bir ihtiyar karısınız, ihtiyar, ihtiyar, anlı-yor musunuz?" demek istemişti. Evet, asla Firdevs Ha-num'a benzemeyecekti, işte yemin ediyordu. Kendi kendisine, içinden, annesine benzememek için yemin ederken aklıma başka bir şey geliyordu. Ta küçük-lüklerinden beri Peyker'e, babasına benzer, Bihter için annesine çekmiş derlerdi. Mademki bunu söylemekte herkes müttefikti, demek hakikatte o annesine benzi-yordu. Bu müşabehetten korkardı. Kalbinde bir şey var-di ki bu cismani müşabehetin hayatlarını da benzetece-ğini zannettirir ve onu titretirdi. O da babasına benzemeliydi: Peyker
Büyüklere bir şeyi açıklamazsanız olmaz. Büyükler boğa yılanlarını içten ve dıştan gösteren resimleri bir yana bırakıp tarih, coğrafya, aritmetik ve dilbilgisiyle ilgilenmemi söylediler. Böylelikle daha 6 yaşımda, bana parlak bir gelecek sunan resim sanatından vazgeçtim. Resimlerimin uğradığı başarısızlık hevesimi kırmıştı. Büyükler hiçbir şeyi tek başına anlayamıyorlar, onlara durmadan açıklamalar yapmak da çocuklar için sıkıcı oluyor doğrusu. 𓃦___________ ________________ Zekâsı azıcık parlak görünen birine rastladığımda yanımdan eksik etmediğim Resimlerimi çıkarıyor, gerçekten kavrayışlı biri mi değil mi anlamaya çalışıyordum. Ama hepsinin verdiği karşılık aynıydı; “Şapka.” Tabii ben de artık onlara ne boğa yılanlarından ne balta girmemiş ormanlardan ne de yıldızlardan söz açıyordum. Onların düzeyine iniyordum. Briç, golf, politika, kıravat mıravat diyordum. Onlar da böylesine aklı başında biriyle tanıştıklarına bayağı seviniyorlardı… 𓃦___________ ________________ Tatlı bir kahkaha atıverdi. Beni çileden çıkarmıştı bu. Talihsizliğimin ciddiye alınmasını isterim ben. 𓃦___________ ________________ Bu gezegeni bir zamanlar teleskopla ilk kez gören biri olmuş. 1909'da bir Türk gökbilimcisi. Bu konuda hazırladığı raporu uluslararası gökbilimciler kurultayına sunmuş. Ama başında fes, ayağında şalvar var diye sözüne kulak asan olmamış. Büyükler böyledir işte. Bereket versin gezegenin onurunu kurtarmak için dediği dedik bir Türk önderi tutmuş, bir yasa koymuş. "Herkes artık Avrupalılar gibi giyinecek, uymayanlar ölüm cezasına çarptırılacak." 1920 yılında aynı gökbilimci bu kez çok şık giysiler içinde kurultaya gelmiş. Tabii tüm üyeler onu kabul etmişler.. 𓃦 ___________ ________________ Büyükler sayıları sever. Onlara yeni bir arkadaştan bahsettiğinizde size asla işin