Melike, Ağrıdağı Efsanesi'ni inceledi.
 2 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Ülkemizin dört bir yanı efsanelerle dolu. Nereye gidersek gidelim önümüze pıt diye biri çıkıp şunun hikayesini anlatmamı ister misiniz deyiverir. Birisi bize bir adamın kayaya dönüşünü, kuş olup nasıl uçtuğunu, yerin yarılıp koca koca köyleri nasıl yuttuğunu anlattığında ayrı bir anlam yüklüyoruz, kıymet veriyoruz oralara. Çünkü öyküsü olan şeyleri seviyoruz.

Anadolu böylesi söylenceleri bağrında taşırken elbet biri o bağırdan kopup gelecekti. Öyle de oldu. Yaşar Kemal doğdu. Anadolu'yu karış karış bilen adam.

Derdi var onun, bir amacı. Derdini de öyle bir anlatır ki gitmesek de görmesek de o dert bizim derdimiz olur. Çünkü yazmak için yazmaz zaten öyleleri de ondan nasibini almıştır. Yaşar Kemal halk adamıdır. Yüksek kesim için yazılmış övgüler bekleyemezsin. Yalnızca gözlem de yapmaz. Yaşantıya dahil olur. Yaşar da yazar.

İlk sayfaya adımımızı atar atmaz bir at karşılar bizi. Kır at. Bir saray atı. Gelip Ahmet'in kapısına konmuştur. At önemlidir. Bunu Dede Korkut'tan bu yana biliriz. Çok öykünün/romanın konusu olmuştur. At güçtür, murattır. Başı bağlı bir özgür ruhtur. Bilmediği bir kapıya neden gelmiştir. Neden durur, neden gitmez?

Bu at hikayeyi şekillendirir. Allah'ın hakkı üçtür. At üç kez bırakılır ve üç kez geri gelir. At kaderdir. Dönüşü olmaz. Atın sahibi artık Ahmet'tir.

Ahmet, Gülbahar, aşkın şahidi Ağrı Dağı, aşkın habercisi bir kır at ve ördü kader ağlarını...

İmkansızı dilemek. Kadere karşı koyabilir mi insan? Karşılaşmaları kader, kavuşamayacaklarını bilmeleri kader, atın Ahmet'i bulması kader. Yeni bir umut kader, derken karanlıklar yine kader. İmkan imkansızlık hep kader.

Adı üstünde efsane bu, aşksız olur mu? Aşkı da seviyoruz ya zaten. Dört yanımız sevenler, sevip de kavuşamayanlar, kavuşup da yaşayamayanlarla dolu. Hikaye bir aşk hikayesiyse değme gitsin. Dünyayı aşk kurtaracak azizim!!

Gayesi aşk mı peki yazarın? İki kişi bulup sevdireyim şunları, sonuna da beklenmeyen bir gelişme, bitti gitti mi?

Yaşar Kemal bu. Aşkın altına işlemiş derdini. Bu aşk bir başkaldırı, töreye, imkansıza, olmazlara başkaldırı. Gücü elinde tutana, işine gelince töre bozana, işine gelince kural bu deyip baş vurana bir başkaldırı. Haksızlığa, ötekileştirmeye başkaldırı.

Töreyi bozmak istiyor o. Değişsin dünyanın çarkı, olmaz ne varsa olsun bitsin. Bir gün olacak, umut var o. Değişecek her şey. O zamana kadar bir dağ titremiş, bir kuşun kanadı som maviye düşmüş ne çıkar. Düzelecekse yıkılsın dağlar, yem olalım kurda kuşa ama illaki bozulsun insana insanca değer vermeyen kulun kula kul olduğu bu düzensiz düzen.

Amaç yeşil bir dal, beyaz bir kanat, mavi bir gökyüzü. Elbet dünyayı aşk kurtaracak!!

Bunu okuyup Ağrı'ya çıkmak var, Küp gölünde som maviyi görmek, Ağrı'nın başı dumanlı heybetiyle titremek var...
Dedirtir :)

Keyifle okuyun :)

( Bir yıl önce gördüm başı dumanlı Ağrı dağını. Dağ heyetini gizlemeye çalışırken bir camii etrafına toplanmış üç beş haneden oluşan bir köy de ilk gördüklerimden. Köyü sevdim (ismini hatırlayamasam da). Kitabı okurken de bu köy canlandı gözümde. https://www.instagram.com/p/BjJ-NXEgb60/ :) )

Yunus, bir alıntı ekledi.
15 saat önce · Kitabı okuyor

"Ah, şu her şeyin bağlı olduğu saray..."

Köle, Hans Kirk (Sayfa 60 - Yordam kitap)Köle, Hans Kirk (Sayfa 60 - Yordam kitap)
CEM AKDAG, Montaigne'le Bir Yaz'ı inceledi.
16 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

Montaigne Cicero gibi insanın kamusal hayatta ,insanların arasında ya da mesleğin icra ederken tam olarak kendisi olmadığını düşünür. İnsan yalnızlıkta, tefekkürde ve okuyarak kendisi olur.

Aylaklık boş olmak değerini yitirerek tembellikle eşanlamlı olmuştur.

Dürüstlük insan ilişkilerinin kurulmasında vaz geçilmez olanıdır.

İnanç, sadakat, güven ve sırdaşlık, hepsi birdir..

Dürüstlük, kötülük ,kurnazlık ,maske, aldatma, hile olmamasıdır.

Kısaca, dürüstlük, sadakat, görünen ile olunan, gömlek ile ten arasındaki uygunluğun güvencesidir.

Canın istediği gibi, düzensizce, belirli bir yöntemi izlemeden bir kitaptan ötekine geç...

İç savaş, savaşların en kötüsüdür, öyle ki ertesi sabah özgür bir insan olarak uyanıp uyanamayacağını asla bilemez, hayatta kalmak için şansını kadere bırakır insan.

Şu anki zavallı durumumuzda, alışmak doğanın bize verdiği gerçek hediyedir, çünkü doğa duygularımızı uyutarak bütün kötülüklere dayanmamızı sağlar.

Kendime sürekli yönelttiğim dikkat başkalarını da aynı dikkatle değerlendirmeme yol açıyor, bu kadar mutluluk ve açıklıkla yaptığım çok az şey var.

Sözün yarısı konuşana, öbür yarısı dinleyenedir.

Bütün dünya bir tiyatro oyununda oynuyor .Petronius

Gençler samimiyet, doğruluk ve dolayısıyla olunanla görünüş arasında mükemmel bir birlik, yüce bir şeffaflık düşler.

Hamlet tüm saray adetlerini ve uzlaşmalarını reddeder Kraliçe olan annesine
“I know not ‘seems” diye bağırır. BEN GÖRÜNÜŞ TANIMAM.

CEM AKDAG, bir alıntı ekledi.
16 saat önce

Fuzuli, bir türlü saray şairleri arasında değerlendirilmediği için, Nişancı Paşa’ya gönderdiği ünlü şikayetname’sinde, şöyle diyordu:
“Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar.”

1,2,3,4,5,6,7,8,9,10, Çetin Altan1,2,3,4,5,6,7,8,9,10, Çetin Altan
MAVİ DÜŞ - OKURGEZER, bir alıntı ekledi.
Dün 09:17 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

-Hazreti Ömer’e gelen Kayseri Rum elçisi de ilkin bocalamıştı.
-Halifeyi görmek istiyorum, deyince onu bir ağacın altına götürdüler. Hazreti Ömer abanisini mübarek başlarına örtmüş, fakir elbiseleri içinde uyuyorlardı. Gözleri İslâm Devlet Başkanının sarayını arayan elçi hayretler içinde kaldı. Hazreti Ömer’e bakarken, kalbinde ona karşı hem sevgi, hem de korku duyuyordu.
Duyduğu sevgiyi izah edebiliyordu, ama kendi kendine, “Bu korku da ne? Ne bir saray, ne bir ihtişam, ne muhafızlar, ne de henüz bana hitap eden, icabında azarlayan bir ses, bir tehdit.”
Elçi, Hazreti Ömer’de tecelli eden Azameti İlâhî karşısında, o uyanıncaya kadar ellerini bağlayarak bekledi.
Yarım saat kadar sonra uyanan Hazreti Ömer, elçiye bir nazar buyurdular. Elçinin kalbi bu nazarla yumuşadı, halifeye ve İslâm’a ısındı da Müslüman oldu. O zaman sarayı olmayan, muhafızları, şaşaası, ihtişamı olmayan bu insanın makamını gördü ve teslim oldu. Onun nasıl bir manevi sarayda oturduğunu gören elçinin gözünde, dünya saltanatı yıkıldı, Rum Kayzerinin aslında ne kadar zavallı bir mertebede olduğunu anladı...

Bir Değirmendir Bu Dünya, Cahit ZarifoğluBir Değirmendir Bu Dünya, Cahit Zarifoğlu
Resul, bir alıntı ekledi.
Dün 01:32 · Kitabı okuyor

Cümle dediğin..
Bu kâinat, nasılki kendini icad ve idâre ve tertib eden ve tasvir ve takdir ve tedbir ile bir saray, bir kitab gibi, bir sergi, bir temaşâgâh gibi tasarruf eden Sâni'ine ve Kâtibine ve Nakkâşına delâlet eder; öyle de: Kâinatın hilkatindeki makâsıd-ı İlâhîyeyi bilecek, bildirecek ve tahavvülâtındaki Rabbânî hikmetlerini tâlim edecek ve vazifedârâne harekâtındaki neticeleri ders verecek ve mâhiyetindeki kıymetini ve içindeki mevcudâtın kemâlâtını ilân edecek ve "Nereden geliyorlar?
Ve nereye gidecekler?
Ve ne için buraya geliyorlar?
Ve çok durmuyorlar, gidiyorlar?" diye dehşetli suallere cevab verecek ve o kitâb-ı kebîrin mânâlarını ve âyât-ı tekvinîyesinin hikmetlerini tefsir edecek bir yüksek dellâl, bir doğru keşşâf, bir muhakkik üstad, bir sâdık muallim istediği ve iktizâ ettiği ve herhalde bulunmasına delâlet ettiği cihetle; elbette bu vazifeleri herkesten ziyâde yapan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın hakkâniyetine ve bu kâinat hâlıkının en yüksek ve sâdık bir memuru olduğuna kuvvetli ve küllî şehâdet edip "Eşhedü enne Muhammederresûlullah" der.

El-hüccetüz Zehra, Bediüzzaman Said NursîEl-hüccetüz Zehra, Bediüzzaman Said Nursî
Ferhat Tan, bir alıntı ekledi.
 Dün 00:10 · Kitabı okuyor

Bakın, yağmur yağarken saray yerine bir tavuk kümesi görsem, ıslanmamak için belki kümese girerim. Fakat kümes beni yağmurdan korudu diye, şükran borcumu ödemek için kümese saray gözüyle bakamam. Bana gülecek, hatta böyle bir durumda sarayla kümes arasında fark olmadığını söyleyeceksiniz. Evet, hayatta tek gayemiz ıslanmamak olsaydı, dediğiniz doğruydu diye cevap veririm ben de.

Yeraltından Notlar, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 38 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Yeraltından Notlar, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Sayfa 38 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Mehmet Cevat Ülker, bir alıntı ekledi.
 22 May 11:56 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Zerremizi fart-ı şefkatinle şems-i envârına düşürdün,
Cehlimizle enaniyetimizi diyar-ı irfanına düşürdün.

Maden-i nühasımızı pota-i Furkan'a düşürdün,
Hayfâ ki, o potada zünnar-ı inkârımızı düşürdün.


Saray-ı Kâ'be-i ulyâya erip tûl-ü emelimizi düşürdün,
Makam-ı nur-u tevhide varıp hâb-ı hayalimizi düşürdün

Haremgâh-ı İlahîde süveyda hücresine yükümüzü düşürdün,
Heyet-i suretinin derûnundaki manaya gönlümüzü düşürdün.

Tâ ezel sabahında vahdet nağmesini işittin,
Leyla-yı zaman Kays ile bir demde görüştün.

Dost ikliminin lâlesinin bağlarına eriştin,
Vahdet-i sâki midadını ﺳَﻘٰﻴﻬُﻢْkevserine düşürdün.

Olmasaydın ey Risale-i Nur bize sen armağan;
Çâh-ı masiva, nefs-i tağutla bel'ederdi bizi heman.

Dalaletten geçemez, küfür benliğinde kalırdık üryan,
Hamden Lillah katremizi bahr-i envârına düşürdün.

Sendeki esrar-ı Hak ﺳَﻮْﻑَ ﺗَﺮٰﻳﻨِﻰyi söylesem,
Gül vechindeki Lahut benini şerh u beyan eylesem.

Nur-u Huda, mü'mine hedâ, dalalete seyf-i hemta mı desem;
Zülfikar ve Asâ-yı Musa ile münkirleri girdaba düşürdün.

Aşina-yı bezm-i Hak'tır Risale-i Nur talebeleri;
Nur-u Yezdan, Feyz-i Kur'andır cümlesinin rehberi.
Bu âciz nâtüvan onların bir hakir kemteri,
Halil İbrahim'e "hâk-i der-i âl-i abâ" tam düşürdün.

ﺍَﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ

Duanıza çok muhtaç, günahkâr kardeşiniz
Hâk-i der-i Âl-i Abâ
Sikke-i Tasdik-i Gaybi - 251

Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Bediüzzaman Said NursîSikke-i Tasdik-i Gaybi, Bediüzzaman Said Nursî
Frederic Chopin, bir alıntı ekledi.
22 May 03:27 · Kitabı okuyor

Bakın, yağmur yağarken saray yerine bir tavuk kümesi görsem, ıslanmamak için belki kümese girerim. Fakat kümes beni yağmurdan korudu diye, şükran borcumu ödemek için kümese saray gözüyle bakamam.

Yeraltından Notlar, Fyodor Mihailoviç DostoyevskiYeraltından Notlar, Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
Semrâ Sultân, bir alıntı ekledi.
22 May 02:08 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Mahmud Hüdaî Efendi misafirlerini ayakta karşıladı. Fakat o ne kalkıştı öyle! Sanki dünya, beraberinde ayaklanmıştı. Sakalının ak boğumlarında ürperen gölgeler çehresini olduğundan çok nuranîleştirmiş, alnının ak berraklığını olanca ışıltısıyla belirginleştirmişti.

Elleri beyaz cübbesinin bol kollarında kayıptı. Sağ elinden doksan dokuzluk bir teşbih sarkıyor, cübbesinin içinde yamalı hırkası en süslü saray elbiselerinden daha çok göz kamaştırıyordu. Hasan Halife, yamanın elbiseye bu kadar yakıştığını görmemişti. Biri kalkıp söylese belki de gülerdi. Fakat işte, gözlerinin önündeydi. Nâmı, İslam âlemini sarmış Şeyh Mahmud Hüdaî yamalı hırka giyiyor ve o yamalı hırka göz kamaştırıyordu.

IV. Murad, Yavuz BahadıroğluIV. Murad, Yavuz Bahadıroğlu