• Kalbime saray inşa etmeye çalışman çok güzel bir davranış. Ama keşke temeli atıp, derince kazdıktan sonra bırakıp gitmeseydin…
  • Mustafa Kemal Paşa, oturduğu koltuktan güçlükle kalkmaya çalıştı. Çünkü, kaburga kemikleri hâlâ ağrılar içindeydi.

    Mustafa Kemal Paşa’ya doğru, kalbimde mutlak bir hürmetle gittim. O mütevazı odada, bütün gençliğin bir millet yaşasın diye ölmeyi göze alan kararını temsil ediyordu. Ne saray ne şöhret ne herhangi bir kudret onun o odadaki büyüklüğüne yaklaşamaz. Gittim, elini öptüm.
  • 1917...
    Yedinci ordu komutanlığına atanmıştı, İstanbul'dan Halep'e hareket etmek üzereydi. Şişli'deki evine bir Alman subayı geldi, yedi adet sandık getirmişti,
    sandıklar çil çil altın doluydu.

    Mustafa Kemal "bunlar ne?" diye sordu.
    Alman subayı izah etti.
    "Yıldırım orduları grup komutanı mareşal Falkenhayn tarafından Mustafa Kemal'in şahsına gönderildi" dedi.

    Belge yoktu, kayıt yoktu.
    Osmanlı subaylarını parayla satın almaya alışık olan Alman mareşali,
    kendi devletine değil, Alman imparatorluğunun çıkarlarına hizmet etmesi için alenen rüşvet göndermişti.

    Mustafa Kemal "şahsi" olarak kabul etmedi. Tutanak hazırlattı.

    Alman subayına ve şahitlere imzalattı.
    Kendisine gelen altınları doğrudan yedinci ordu levazımına yolladı, tutanağı da Falkenhayn'a gönderdi.
    "Kolayca tahmin etmek mümkündür ki, mareşal Falkenhayn benden başka birçoklarını böyle sandıklarla iğfal etmek yolundaydı" dedi.

    Aynı "iğfal" yolunu İngilizler de denemişti...
    Kuvayı Milliye sürecinde aracılar gönderen İngiliz hükümeti, Anadolu direnişinden vazgeçmesi karşılığında Mustafa Kemal'e dilediği miktarda para,
    İtalya'da villa teklif etmişti!

    1921...
    İstanbul'daki İngiliz işgal komutanlığı,
    para ve villa teklifinin manasız
    olduğunu gayet iyi biliyordu.
    Bu teklifte ısrar eden İngiltere savaş bakanlığına şu "çaresizlik" notunu göndermişti: "Mustafa Kemal ittihatçı önderler arasında kendi adına
    para geçirmemiş tek kişidir."

    1923...
    Şubat ayıydı, henüz cumhuriyet ilan edilmemişti. Muhalif milletvekilleri
    TBMM başkanlığına önerge verdi. "Memleketin yönetimini bırakması,
    bir kenara çekilmesi koşuluyla, kendisine özel bir saray tahsis edilmesi ve ayda 10 bin lira maaş verilmesi" teklif ediliyordu!

    Bu tuhaf önergeyi duyduğunda acı acı gülümsedi.
    Mustafa Kemal'in vatan millet ideallerine fiyat biçiyorlardı.
    Üstelik...
    Meclis'teki muhaliflerin bu utanç verici teklifi, İngiliz hükümetinin iki yıl önceki teklifiyle birebir örtüşüyordu.
    Yılmaz Özdil
    Kırmızı Kedi Yayınevi 1000.Kitap
  • Şehrime bir gelmeye gör, her virane saray olur
    Beni tekrar sevmeye gör, mahpushane cennet olur

    Kahraman Deniz - Suç Mahalli 🎵
    https://youtu.be/xpjRba5c7-s
  • “Saray tarafından vatana ihanetle suçlanan Mustafa Kemal, şimdi aynı saray tarafından vatan kahramanı olarak alkışlanıyordu, yakında aynı saray tarafından gene vatana ihanetle suçlanacaktı!”
  • “ Millî gaye ile ortaya atılacakların bugün yok edilmesini düşünen, yanlız saray, hükümet ve yabancılardır. Ancak, bütün memleketin aldatılmasını ve aleyhimize çevrilmesini de ihtimalden uzak tutmamak gerekir. Millete önder olacakların, her ne pahasına olursa olsun amaçtan dönmemeleri, memlekette barınabilecekleri son noktada, son nefeslerini verinceye kadar, bu amaç uğurunda fedakârlığa devam edeceklerine daha işin başında karar vermeleri gerekir. Kalplerinde bu gücü duymayanların teşebbüse geçmemeleri elbette daha isabetli olur. Çünkü aksi halde hem kendilerini hem de milleti aldatmış olurlar.
  • Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır
    Huzurunuzda titriyor - bu milletin hayatıdır; 
    Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır! 
    Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...

    Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
    Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

    Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
    Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir? 
    Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir! 
    Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...

    Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
    Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

    Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
    Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
    Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay; 
    Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...

    Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
    Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

    Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
    Gurur-ı ihtişamı var, sürur-ı intikaamı var.
    Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
    Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...

    Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
    Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

    Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
    Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
    Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini. 
    Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

    Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
    Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

    Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak! 
    Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak! 
    Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
    Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...

    Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
    Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!


    Tevfik Fikret