Kurtuluş Savaşı yıllarında hemen hemen köylerden tek bir erkek bile inmezdi pazara. Bıyıkları terlemeden askerlik şubesine çağrılır, ihtiyatlığa istenen saçı sakalı kırlaşmış babaları, amcaları, dayılarıyla birlikte sıraya girerler, çarşı içinden kavallarını, kemanelerini çala çala geçip Daday üzerinden Kastamonu'nun yolunu tutarlardı. Üstleri başları hep bir örnekti. Kirli beyaz şalvarın altında çarık, sırtlarında yıkana yıkana sararıp solmuş bir mintan, arkalarında da yerli bezinden büzgülü torbalar. Torbanın da üstünde durulmuş bir pösteki... Kar kış, çamur çepel demez yola girerler, Şube Reisi Şaban Bey'in nutkunu dinledikten sonra mezarlık altında Demirci Köyü'ne doğru yollanırlardı. Bu nutuk onları, yüreklendirmekten çok, korkutmak için söylenirdi sanki... Eğer şeytana uyup da bir kaçan olursa mutlaka asılacaktı. "Düşman vatanın harimi ismetine girmişti... Bunu süngüsüyle kim çıkaracaktı, önünden sen ben kaçarsak!"