• Dünyada yaşayan bütün eski medeniyetlerin içinde taşıdığı inanma ve inandığı değere saygı gösterme güdüsüdür...

    İlk insan olduğu inanılan adem yaklaşık 1000 sene yaşadıktan sonra ölmüş ve yaşadığı toplum ademin ölümünü önce kabul etmekte zorlanmış sonrasında da onun hatırasını devamlı olarak yaşatmak için onun suretine benzeyen heykeller yapmaya başlamışlar ve kendi yaptıkları esere aşık olup ona kutsallık addetmişler ve sonucunda atamız deyip heykeline tapınmaya başlamışlardır. İşte insanoğlunun kendi yaptığı bir şeye kendisi tapması ve bunu binlerce yıla yaymasının başlangıcı yapılan adem heykelidir. sonrasında bu heykeller çeşitlenmeye başlamış ve değişik isimlerde anılarak tapınma ayinleri devam ede gelmiştir.

    Dünya medeniyetlerinin bazıları aya, güneşe, ateşe tapmayı sürdürürken Ortadoğu halklarının büyük bir çoğunluğu atalarından miras gelen heykellere tapınmayı sürdürmüşlerdir. aslında tapındıkları şeyi günümüzde sadece kuru taşlar, anlamı olmayan ritüeller olarak görsek de o dönemin insanlarının gözünde güç simgeleriydiler. adaklar, kutsamalar, canlı hayvan ve insan kurban etmeler değer verdikleri gücü memnun etmek içindi şüphesiz. bugün bile hala türbelerden medet umuyor çoğumuz. denizi yaran ve firavunun zulmünden kurtaran Musa'nın rabbi peygamberi aracılığıyla put tapıcılığını yasaklamış Musa başlarında olduğu sürece de bu adetlerinden uzak kalmışlardır. lakin Musa peygamber toplumunu kısa bir süreliğine terk edince tekrar içlerinde yaşattıkları garip inanç sistemi harekete geçmiş ve altından bir hayvan tasviri yapıp ona tapmaya başlamışlardır tekrardan. başlarına bıraktığı heron (Harun) yeterli otoriteyi kuramadığı için halkına söz dinletemeyerek halkının bu inanç içgüdülerine karşı koyamamıştı. insan eliyle tuttuğu gözüyle gördüğü şeye dayanmak, yaslanmak ve inanmak isterdi tabi. İbrahim peygamber de günde bir ilah değiştirmemiş miydi bu yüzden?

    son peygamber hz. Muhammet'te bu sapkın inançla savaşmış sonunda kazanarak arap dünyasındaki lat, menat ve uzza'ları makamlarında yani kabedeki hakimiyetlerini bitirmişti. ama artık yeni bir tapınma perspektifi geliştirmişti hz. Muhammedîn rabbi. o da namazdı...

    İnsan fıtratındaki tapınma ihtiyacını köreltmek için emretmişti rab bunu. günde beş vakit belirli zamanlarda bu tapınma ayinini farz kılmıştı. kendi resminin de yapılmasını istememişti son peygamber. çünkü namaz kılarken içlerinde bulunan görmeli kutsama halinin yeniden hortlamasından korkmuş ve bu sefer resmine tapınmalarından ve resmine secde etmelerinden korkmuş ve resmini yaptırtmamıştır.

    Şimdiki zamanın inançsızlık batağına saplanan materyalist insanlarında bu tapınma hissiyatı yok olmak üzeredir. tabi bunda sosyo ekonomik nedenler de baş gösteriyor. çünkü daha çok zenginleşen insanlar görünmeyen bir varlığa sığınmaktansa paraya sığınmaktadırlar artık. bu durumdan bütün dinlerin üst temsilcisi olan kişiler de şikayetçidirler. hatırlayınız 11 eylül sonrası kiliseler dolup taşmış ve mensubiyetin hararetini çoğaltmak için karşı dinlere mensup insanları hor görüp çeşitli yakışıksız sıfatlar(terörist, bağnaz) gibi kullanmışlardı. öyle ya tarihteki savaşların çoğu dinler yüzünden meydana gelmişti. 2. dünya savaşı sonrası bu çekişme yerini ekonomik çekişmeye bıraktığı için din fanatizmi körelmiş ve sinmişti. küllenen ateşi bazen her iki taraf da (fanatik Katolikler ve İslami teröristler) zaman zaman canlandırmaya çalışsa da modern insan soğuk kanlı davranmıştır.

    Neticede din bir sığınmadır. ne zaman dara düşsek kendi tanrılarımıza yalvarırız. diğer zamanlarda da aklımıza bile gelmez kendi yarattığımız kutsallar. Çünkü inanma hissiyatı bile maddileşmiştir artık...
  • 3267 - Hz. Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Şayet ben bir insanın başka bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim."

    Tirmizi, Rada' 10, (1159).

    3268 - Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, cennete girer.''

    Tirmizi, Radâ 10, (1161).

    3269 - Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zât-ı Zülcelâl'e yemin ederim, bir erkek hanımını yatağa davet ettiğinde kadın imtina edip gelmezse, kocası ondan râzı oluncaya kadar semada olan (melekler) ona gadab ederler.''

    3270 - Bir başka rivâyette şöyle denmiştir: "Erkek, kadınını yatağına çağırır, kadın da gelmeye yanaşmaz, erkek öfkelenmiş olarak sabahlarsa, melekler sabaha kadar -bir rivayette yatağa gelinceye kadar- kadına lânet okurlar.''

    3271 - Bir başka rivâyette: "Kadın küskünlükle kocasının yatağından ayrı olarak sabahlarsa, melekler onu lânetler" denmiştir.

    Buhari, Nikâh 85, Bed'ü'l-Halk 6; Müslim, Nikâh 120 - 122 (1436); Ebu Dâvud, Nikâh 41, (2141).

    3272 - Yine Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resulü. dendi, hangi kadın daha hayırlıdır?''

    "Kocası bakınca onu sürura garkeden, emredince itaat eden nefis ve malında, kocasının hoşuna gitmeyen şeyle ona muhalefet etmeyen kadın!" diye cevap verdi."

    Nesâi, Nikâh 14 (6,68).

    3273 - Hz. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Erkeğe, hanımını ne sebeple dövdüğü sorulmaz."

    Ebu Davud, Nikah 43, (2147).

    3274 - Ebu Sa'id (radıyallahu anh) anlatıyor: "Safvân İbnu Muattâl (radıyallahu anh)'ın hanımı, yanında Safvân da bulunduğu bir anda Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek:

    "Ey Allah'ın Resülü, namaz kıldığım zaman kocam beni dövüyor, oruç tuttuğum zaman da orucumu bozduruyor, güneş doğuncaya kadar da sabah namazı kılmıyor!'' dedi. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), hanımının bu söyledikleri hakkında Safvân'a sordu. Safvân:

    "Ey Allah'ın Resülü! "Namaz kıldığım zaman dövüyor '' sözüne gelince,

    o zaman (bir rekatte uzun) iki sûre okuyor. Halbuki ben bunu yasakladım'' dedi. Resulullah kadına:

    "İnsanlara tek surenin okunması yeterlidir '' buyurdu. Safvân devam etti:

    "Oruç tuttuğum zaman bozduruyor '' sözüne gelince, "Hanımım oruç tutup duruyor. Ben gencim, hep sabredemiyorum." dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:

    "Bir kadın kocasının izni olmadan (nafile) oruç tutamaz!'' buyurdular.

    Safvân devamla:

    "Güneş doğuncaya kadar sabah namazı kılmadığım sözüne gelince, biz (gece çalışan) bir âileyiz, bunu herkes biliyor. (Sabaha yakın yatınca) güneş doğuncaya kadar uyanamıyoruz'' diye açıklama yaptı. Aleyhissalatu vesselam:

    "Ey Safvân, uyanınca namazını kıl!" buyurdular."

    Ebu Dâvud, Savm 74, (2459).

    3275 - Ebu'I - Verd İbnu Sümâme anlatıyor: "Hz. Ali (radıyallahu anh) İbnu Ağyed'e dedi ki: "Sana kendimden ve Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) 'ın kızı Fâtıma (radıyallahu anhâ)'dan -ki o, babasına, ailesinin en sevgili olanı idi- bahsedeyim mi?''

    "Evet, bahsedin!'' dedim. Bunun üzerine:

    "Fâtıma radıyallahu anhâ değirmen çevirirdi; elinde yaralar meydana gelirdi. Kırba ile su taşırdı. Bu da boynunda yaralar açtı. Evi süpürüyordu. Üstü başı toz-toprak oldu. (Bu sıralarda) Rasûlüllah'a bir kısım köleler getirilmişti.. Fâtıma 'ya:

    "Babana kadar gidip bir köle istesen!" dedim. Gitti. Aleyhisselâtu vesselâm'ın yanında bazılarının konuşmakta olduklarını gördü ve geri döndü. Ertesi gün Resulullah Fâtıma'ya gelerek:

    "Kızım ihtiyacın ne idi?" diye sordu. Fâtıma süküt edip cevap vermedi. Ben araya girip:

    "Ben anlatayım Ey Allah'ın Resülü!'' dedim ve açıkladım: "Fatıma'nın değirmen kullanmaktan elleri yara oldu, kırba ile su taşımaktan da omuzları incindi. Köleler gelince ben kendisine, size uğramasını, sizden bir hizmetçi istemesini ve böylece biraz rahata kavuşmasını söyledim. Bu açıklamam üzerine Resulullah:

    "Ey Fatıma, Allah'tan kork, Allah'a olan farzlarını eda et, aileyin işlerini yap. Yatağına girince otuzüç kere sübhanallah, otuzüç kere elhamdülillah, otuzüç kere Allahuekber de. Böylece hepsi yüz yapar. Bu senin için hizmetçiden daha hayırlıdır.." buyurdular. Fatıma (radıyallahu anha):

    "Allah'dan ve Allah'ın Resulünden razıyım" dedi. Resulullah ona hizmetçi vermedi."

    Buhari, Fedailul Ashab 9, Humus 6, Nafakat 6, 7, Da'avat 11; Müslim, 80, (2727); Tirmizi, Da'avat 24, (3405); Ebu Davud, Harac 20, (2988, 2989), Edeb 109, (5062, 5063).

    6529 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Eğer bir kimsenin bir başkasına secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim ve eğer bir erkek karısına kırmızı bir dağdan siyah bir dağa ve siyah bir dağdan kırmızı bir dağa taş taşımayı emretseydi, uygun olan, kadının bu emri yerine getirmesidir."

    6530 - Abdullah İbnu Ebi Evfa radıyallahu anh anlatıyor:

    "Hz. Muaz Şam'dan dönünce Resulullah aleyhissalatu vesselam'a secde etmişti. Aleyhissalatu vesselam hayretle : "Ey Muaz! Bu da ne?" dedi. O açıkladı: "Şam'a gitmiştim, onların reislerine ve patriklerine secde ettiklerine rastladım. İçimden, aynı şeyi size yapmak arzusu geçti." Aleyhissalatu vesselam, bunun üzerine: "Bunu yapmayın! Zira, şayet ben, bir kimseye, Allah'tan başkasına secde etmeyi emretseydim, kadına kocasına secde etmesini emrederdim. Muhammed'in nefsi elinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin ederim ki, bir kadın, kocasının hakkını eda etmedikçe Rabbinin hakkını da eda edemez. Kadın (deve sırtındaki) semere binmiş iken kocası nefsini talep edecek olsa, kadın bu isteğe mani olamaz."
  • Bakara Suresi, 3. ayet: Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
    Bakara Suresi, 43. ayet: Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin.
    Bakara Suresi, 45. ayet: Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır (bir yük)dır.
    Bakara Suresi, 83. ayet: Hani İsrailoğulları'ndan, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın ve zekatı verin" diye misak almıştık. Sonra siz, pek azınız hariç, döndünüz ve (hala) yüz çeviriyorsunuz.
    Bakara Suresi, 110. ayet: Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin; önceden kendiniz için hayır olarak neyi takdim ederseniz, onu Allah Katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı görendir.
    Bakara Suresi, 125. ayet: Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", İbrahim ve İsmail'e de, "Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin" diye ahid verdik.
    Bakara Suresi, 153. ayet: Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.
    Bakara Suresi, 177. ayet: Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.
    Bakara Suresi, 238. ayet: Namazları ve orta namazını (üstlerine düşerek, titizlik göstererek) koruyun ve Allah'a gönülden boyun eğiciler olarak (namaza) durun.
    Bakara Suresi, 239. ayet: Eğer korkarsanız, yaya veya binekte iken kılın. Güvenliğe girdiğinizde ise, yine Allah'ı, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi zikredin.
    Al-i İmran Suresi, 39. ayet: O mihrapta namaz kılarken, melekler ona seslendi: "Allah, sana Yahya'yı müjdeler. O, Allah'tan olan bir kelimeyi (İsa'yı) doğrulayan, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamberdir."
    Nisa Suresi, 43. ayet: Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Nisa Suresi, 77. ayet: Kendilerine; "Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin" denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" dediler. De ki: "Dünyanın metaı azdır, ahiret, ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz 'bir hurma çekirdeğindeki ip-ince bir iplik kadar' bile haksızlığa uğratılmayacaksınız."
    Nisa Suresi, 101. ayet: Yeryüzünde adım attığınızda (yolculuğa ya da savaşa çıktığınızda), kafirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kafirler, sizin apaçık düşmanlarınızdır.
    Nisa Suresi, 102. ayet: İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığında, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını (yanlarına) alsın; böylece onlar secde ettiklerinde, arkalarınızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar, onlar da 'korunma araçlarını' ve silahlarını alsınlar. Küfredenler, size apansız bir baskın yapabilmek için, sizin silahlarınızdan ve emtianız (erzak ve mühimmatınız)dan ayrılmış olmanızı isterler. Yağmur dolayısıyla bir güçlüğünüz varsa veya hastaysanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir sorumluluk yoktur. Korunma tedbirlerinizi alın. Şüphesiz, Allah kafirler için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.
    Nisa Suresi, 103. ayet: Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.
    Nisa Suresi, 142. ayet: Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar. Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar.
    Nisa Suresi, 162. ayet: Ancak onlardan ilimde derinleşenler ile mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. Namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar; işte bunlar, Biz bunlara büyük bir ecir vereceğiz.
    Maide Suresi, 6. ayet: Ey iman edenler, namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve her iki topuğa kadar ayaklarınızı da (yıkayın.) Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur ki şükredersiniz.
    Maide Suresi, 12. ayet: Andolsun, Allah İsrailoğulları'ndan kesin söz (misak) almıştı. Onlardan on iki güvenilir- gözetleyici göndermiştik. Ve Allah onlara: "Gerçekten Ben sizinle birlikteyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, elçilerime inanır, onları savunup-desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi gerçekten, altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim inkar ederse, cidden dümdüz bir yoldan sapmıştır."
    Maide Suresi, 55. ayet: Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elçisi, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir.
    Maide Suresi, 58. ayet: Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır.
    Maide Suresi, 91. ayet: Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?
    Maide Suresi, 106. ayet: Ey iman edenler, sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, vasiyet hazırlanışında, aranızda içinizden adaletli iki kişiyi (şahid tutun.) Veya yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa, sizden olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size): "Akraba dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz elbette günahkarlardan oluruz" diye Allah adına yemin etsinler.
    En'am Suresi, 72. ayet: Bir de: "Namazı kılın ve O'ndan korkup-sakının (diye de emrolunduk.) Huzuruna (götürülüp) toplanacağınız O'dur."
    En'am Suresi, 92. ayet: İşte bu (Kur'an), önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası (Mekke) ile çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz kutlu Kitap'tır. Ahirete iman edenler buna inanırlar. Onlar namazlarını (özenle) koruyanlardır.
    En'am Suresi, 162. ayet: De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır."
    Araf Suresi, 170. ayet: Kitaba sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar, şüphesiz Biz salih olanların ecrini kaybetmeyiz.
    Enfal Suresi, 3. ayet: Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
    Tevbe Suresi, 5. ayet: Haram aylar (süre tanınmış dört ay) sıyrılıp-bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip-tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
    Tevbe Suresi, 11. ayet: Eğer onlar tevbe edip namazı kılarlarsa ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.
    Tevbe Suresi, 18. ayet: Allah'ın mescidlerini, yalnızca Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayanlar onarabilir. İşte, hidayete erenlerden oldukları umulanlar bunlardır.
    Tevbe Suresi, 54. ayet: İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah'ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.
    Tevbe Suresi, 71. ayet: Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Tevbe Suresi, 84. ayet: Onlardan ölen birinin namazını hiçbir zaman kılma, mezarı başında durma. Çünkü onlar, Allah'a ve elçisine (karşı) inkara saptılar ve fasık kimseler olarak öldüler.
    Yunus Suresi, 87. ayet: Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele."
    Hud Suresi, 87. ayet: Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın."
    Hud Suresi, 114. ayet: Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür.
    Ra'd Suresi, 22. ayet: Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.
    İbrahim Suresi, 31. ayet: İman etmiş kullarıma söyle: "Alış-verişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler."
    İbrahim Suresi, 37. ayet: "Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler."
    İbrahim Suresi, 40. ayet: "Rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur."
    İsra Suresi, 78. ayet: Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar namazı kıl, fecir vakti (namazda okunan) Kur'an'ı, işte o, şahid olunandır.
    İsra Suresi, 79. ayet: Gecenin bir kısmında kalk, sana aid nafile olarak onunla (Kur'an'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.
    İsra Suresi, 110. ayet: De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.
    Meryem Suresi, 31. ayet: "Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti."
    Meryem Suresi, 55. ayet: Halkına, namazı ve zekatı emrediyordu ve o, Rabbi Katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı.
    Meryem Suresi, 59. ayet: Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki, namaz (kılma duyarlılığın)ı kaybettiler ve şehvetlerine kapılıp-uydular. Böylece bunlar azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklardır.
    Taha Suresi, 14. ayet: "Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."
    Taha Suresi, 132. ayet: Ehline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, Biz sana rızık veriyoruz. Sonuç da takvanındır.
    Enbiya Suresi, 73. ayet: Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi.
    Hac Suresi, 35. ayet: Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir.
    Hac Suresi, 41. ayet: Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir.
    Hac Suresi, 78. ayet: Allah adına gerektiği gibi mücadele edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın, sizin Mevlanız O'dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.
    Mü'minun Suresi, 2. ayet: Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır;
    Mü'minun Suresi, 9. ayet: Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.
    Nur Suresi, 37. ayet: (Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.
    Nur Suresi, 56. ayet: Dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve elçiye itaat edin. Umulur ki, rahmete kavuşturulmuş olursunuz.
    Nur Suresi, 58. ayet: Ey iman edenler, sağ ellerinizin malik olduğu ile sizden olup da henüz erginlik çağına ermemiş olan (çocuk)lar, (odalarınıza girmek için şu) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) Üçü sizin için mahrem (vakitleri)dir. Bunların dışında size de, onlara da bir sakınca yoktur; onlar yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanında olabilirsiniz. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
    Furkan Suresi, 64. ayet: Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler.
    Neml Suresi, 3. ayet: Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler.
    Ankebut Suresi, 45. ayet: Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir.
    Rum Suresi, 31. ayet: 'Gönülden katıksız bağlılar' olarak, O'na yönelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın.
    Lokman Suresi, 4. ayet: Onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. Ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete inanırlar.
    Lokman Suresi, 17. ayet: "Ey oğlum, namazı dosdoğru kıl, ma'rufu emret, münkerden sakındır ve sana isabet eden (musibetler)e karşı sabret. Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken işlerdendir.
    Secde Suresi, 16. ayet: Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
    Ahzab Suresi, 33. ayet: Evlerinizde vakarla-oturun (evlerinizi karargah edinin), ilk cahiliye (kadınları)nın süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a ve elçisine itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.
    Fatır Suresi, 18. ayet: Hiçbir günahkar bir başka günahkarın günahını yüklenemez. Eğer yükü ağır olan kimse (bir başkasını) onu taşımaya çağırsa, -bu, yakın-akrabası da olsa- kendisine ondan hiçbir şey yükletilmez. Sen, yalnızca gayb ile Rablerinden 'içleri titreyerek-korkmakta' olanları ve dosdoğru namazı kılanları uyarırsın. Kim temizlenip-arınırsa, artık o, kendi nefsi için temizlenip-arınmıştır. Sonunda dönüş Allah'adır.
    Fatır Suresi, 29. ayet: Gerçekten Allah'ın Kitab'ını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler.
    Şura Suresi, 38. ayet: Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında şura ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler,
    Mücadele Suresi, 13. ayet: Gizli konuşmanızdan önce sadaka vermekten ürktünüz mü? Çünkü yapmadınız, Allah sizin tevbelerinizi kabul etti. Şu halde namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a ve O'nun Resûlü'ne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
    Cum'a Suresi, 9. ayet: Ey iman edenler, cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ı zikretmeye koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
    Cum'a Suresi, 10. ayet: Artık namazı kılınca, yeryüzünde dağılın. Allah'ın fazlını isteyip-arayın ve Allah'ı çokça zikredin; umulur ki felaha (kurtuluşa ve umduklarınıza) kavuşmuş olursunuz.
    Mearic Suresi, 22. ayet: Ancak namaz kılanlar hariç;
    Mearic Suresi, 23. ayet: Ki onlar, namazlarında süreklidirler.
    Mearic Suresi, 34. ayet: Namazlarını (titizlikle) koruyanlardır.
    Müzzemmil Suresi, 20. ayet: Gerçekten Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden biraz eksiğinde, yarısında ve üçte birinde (namaz için) kalktığını bilir; seninle birlikte olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını bilir). Geceyi ve gündüzü Allah takdir eder. Sizin bunu sayamıyacağınızı bildi, böylece tevbenizi (O'na dönüşünüzü) kabul etti. Şu halde Kur'an'dan kolay geleni okuyun. Allah sizden hastalar olduğunu, başkalarının Allah'ın fazlından aramak için yeryüzünde gezip-dolaşacaklarını ve diğerlerinin Allah yolunda çarpışacaklarını bilmiştir. Öyleyse ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin. Hayır olarak kendi nefisleriniz için önceden takdim ettiğiniz şeyleri daha hayırlı ve daha büyük bir ecir (karşılık) olarak Allah Katında bulursunuz. Allah'tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
    Müddesir Suresi, 43. ayet: Onlar: "Biz namaz kılanlardan değildik" dediler.
    Kıyamet Suresi, 31. ayet: Fakat o, ne doğrulamış ne de namaz kılmıştı.
    A'la Suresi, 15. ayet: Ve Rabbinin ismini zikredip namaz kılan.
    Alak Suresi, 10. ayet: Namaz kıldığı zaman bir kulu.
    Beyyine Suresi, 5. ayet: Oysa onlar, dini yalnızca O'na halis kılan hanifler (Allah'ı birleyenler) olarak sadece Allah'a kulluk etmek, namazı dosdoğru kılmak ve zekatı vermekten başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru (dimdik ve sapasağlam) din budur.
    Ma'un Suresi, 4. ayet: İşte (şu) namaz kılanların vay haline,
    Ma'un Suresi, 5. ayet: Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar,
    Kevser Suresi, 2. ayet: Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
  • *📿📚🤲🏻*36 Nasihatle Mutlu Yaşam*

    1) Güne sabah namazı ve sabah zikirleri ile başla. Allah'a tevekkül et ki kalb ferahlığı, kolaylık ve kurtuluş seni alsın.

    2) İstiğfara devam et. Çünkü o bütün günahları siler ve rızkı getirir.

    3) Duayı kesme, çünkü o kurtuluş ipidir.

    4) Unutma! Konuşmalarını melekler kaydediyor.

    5) Her ne kadar fırtınanın merkezinde bile olsan, bunu hayra yormaya devam et.

    6) Parmakların güzelliği tesbihleri saymakladır.

    7) Dertler sana yöneldiğinde, kederlerin çoğaldığında 'La İlahe illallah' de!

    8- Mal ile fakirin duasını, miskinin de sevgisini satın al

    9) Huşu ve korku dolu bir secde altın kaplı yerden daha faziletlidir.

    10) Kelimeyi konuşmadan önce düşün! Çünkü bazı kelimeler katildir.

    11) Mazlumun davetine, mahrumun da göz yaşına dikkat et.

    12) Kitapları, gazeteleri ve dergileri okumadan önce Kur'an'ı oku!

    13) Ailenin istikamet üzere olmasına sebep ol.

    14) İbadet için nefsinle cihad (mücadele) et. Muhakkak ki nefis kötülüğü emreder.

    15) Anne babanın duasını al.Rızaya ulaşırsın.

    16) Senin eski elbiselerin fakirin katında yenidir.

    17) Kızma, nefret etme. Allah'ın ulaşmanı emrettiği şeyi kesme. Hayat düşündüğünden daha kısa.

    18) Güçlülerin en güçlüsü ve zenginlerin en zengini seninledir. O muhakkak ki Allah c.c'dur. Güven ve müjdele!

    19) Cevap kapısını (dua) günahla kapatma!

    20) Sabır ve namaz: dertlere, musibetlere ve sorumluluklarına yardım edenlerin en hayırlısıdır.

    21) Su-i zanndan (kötü sanma) kaçın ki rahat edesin huzur bulasın.

    22) Bütün dertlerin sebebi Allah'tan yüz çevirmektendir. O'na yönel!

    23) Senle beraber kabre girecek bir namaz kıl!

    24) Birinin gıybet ettiğini duyarsan ona Allah'tan korkmasını söyle!

    25) Mülk süresini okumaya devam etmen seni kurtarır.

    26) Mahrum o dur ki, korku ve gözü yaşlı namaz kılmaktan mahrum olandır.

    27) Günahtan cahil olan insanların peşinden gitme!

    28) Muhabbetin Allah ve Rasulü'ne olsun. İnsanlara güzel ahlak ile muamele et

    29) Seni gıybet edenlere musamaha göster. Muhakkak o seni güzelliğe ulaştırmıştır.

    30) Namaz, zikir ve Kuran tilaveti senin yüzünde nur, kalbinde inşirah ve amellerine muvaffak olmanı sağlar.

    31) Kim ateşin hararetini hatırlarsa, günahların sebeplerine de sabr eder.

    32) Gece sürekli değildir. Dertler geçer. Sıkıntılar bir çıkışa, zorluklar rahatlığa çevrilir.

    33) Dağ gibi sorumlulukların varken; o şeyle dedi bu böyle demiş gibi şeylerle uğraşma!

    34) Huşu ile namaz kıl seni bekleyen işin namazdan önemli değildir.

    35) Mushafı baş üstünde tut. Bir tek ayet okuman dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır.

    36) Hayat güzeldir, ondan daha güzeli senin iman üzere olmandır.

    Ölen kişi neden sadaka için geri döndürülmeyi ister . Ayeti Kerimede buyrulduğu gibi 'Rabbim, beni yakin bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydim'. Ölü: 'ben umre yapayım, namaz kılayım veya oruç tutayım' demedi de sadaka için izin istedi.

    İlim ehli bu durumu şöyle izah etmiştir : ölü kimsenin sadaka için izin istemesi öldükten sonra sadakanın ne derece mühim olduğunu görmesinden dolayıdır... Sadakayı çoğaltan bir kimse kıyamette sadakasının gölgesinde gölgelenir. (günün dehşetinden onu korur)```

    *Şu an yapacağın en mühim sadaka bu yazıyı sadaka niyetiyle tanıdıklarına yaymandır. Çünkü kim burdaki bir madde ile amel ederse ve insanlara nasihat ederse seninde bu hayırdan muhakkak payın vardır.*
  • *53- NECM SÛRESİ

    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
    Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adı ile.

    1- And olsun batan yıldıza ki,
    2- Arkadaşınız (Muhammed) ne saptı, ne de azıttı.
    3- O, hevadan konuşmaz.
    4- O, kendisine vahy olunan, vahiyden başka bir şey değildir.
    5- Onu çok kuvvetli (Cebrail) öğretti.
    6- Kâmil akıl sahibi (Cebrail) hemen doğruldu (kendi sûretinde göründü.)
    7- O en yüksek ufukta idi.
    8- Sonra (Cebrail) yaklaştı ve sarktı (daha da yaklaştı).
    9- İki yay kadar veya daha da yakın oldu.
    10- (Allah'ın) kuluna vahy ettiğini vahy etti.
    11- Gönül gördüğünü yalanlamadı.
    12- Gördüğü konusunda onunla çekişiyor musunuz?
    13- Andolsun ki! Onu diğer bir inişte yine gördü.
    14- Sidret'ül –Münteha’nın yanında.
    15-Cennetül Meva, onun (Sidre’nin) yanındadır.
    16- Sidre'yi bürüyen bürüyordu.
    17- Göz ne kaydı ne de saptı.
    18- And olsun o, Rabbinin büyük âyetlerini gördü.
    19- Gördünüz mü Lat ile Uzza'yı?,
    20- Ve üçüncüsü olan diğer Menat'ı?
    21- Erkek sizin de, dişi O’nun (Allah'ın) öyle mi?
    22- İşte bu haksız bir taksim.
    23- Bu (putlar, Lât, Menat ve Uzza) sizin ve babalarınızın taktığı isimden başka bir şey değildirler. Allah onlar hakkında bir delil indirmedi. Onlar ancak zanna ve nefislerin hevasına uyarlar. And olsun onlara, Rablerinden hidâyet gelmiştir.
    24- Yoksa insana her umduğu şey var mıdır?
    25- Ahiret de, dünya da Allah'ındır.
    26- Gökyüzündeki meleklerin şefaati, ancak Allah'ın dilediği ve razı olduklarına izin verdikten sonra fayda verir.
    27- Âhirete iman etmeyenler, Meleklere dişi adı takarlar.
    28- Onların bu konuda bilgileri yoktur. Onlar zanna uyarlar. Zan ise haktan hiçbir şey ifade etmez.
    29- Onun için zikrimizden (Kur'ân'dan) yüz çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden, sen yüz çevir.
    30- İlimden ulaşabilecekleri yer işte budur. Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı daha iyi bilir. Doğru yolda olanı da O daha iyi bilir.
    31- Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Kötülük edenleri yaptıklarına karşılık cezalandırması ve iyilik yapanları da daha güzeliyle mükâfatlandırması için (yaratmıştır.)
    32- (O iyilik yapanlar) ufak tefek hatalar hariç, günahın büyüklerinden, fuhuştan kaçınırlar. Şüphesiz Rabbinin mağfireti boldur. O, sizi topraktan yarattığında da, annelerinizin karnında iken de en iyi bilendir. Kendinizi temize çıkarmayın. Mûttaki olanı en iyi O bilir.
    33- (Kur'ân'dan) yüz çevireni gördün mü?
    34- (Malından) azıcık verip de kaskatı kesileni,
    35- Gaybın ilmi yanında da o görüyor mu?
    36- Musa'nın sahifelerindekiler ona haber verilmedi mi?
    37- Görevini tam yerine getiren İbrahim'in (sahifelerindekiler haber verilmedi mi?)
    38- Hiçbir günâhkar başkasının günahını taşımayacaktır.
    39- İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır.
    40- Şüphesiz çalıştığı yakında görülecektir.
    41- Sonra tam karşılığı verilecektir.
    42- Son varış yeri Rabbinedir.
    43- Şüphesiz güldüren de ağlatan da O’dur.
    44- Öldüren de dirilten de O’dur.
    45- Şüphesiz erkek ve dişi, iki çifti yaratan O’dur.
    46- Atıldığı zaman meniden (yaratan O’dur.)
    47- Şüphesiz tekrar diriltmek de O’na aittir.
    48- Zengin edip memnun eden O’dur.
    49- Şi'ra yıldızının Rabbi O’dur.
    50- Evvelki Ad'ı (Hud’un kavmini) helâk eden O’dur.
    51- (Salih’in kavmi) Semud’u da bırakmadı.
    52- Daha önce Nuh kavmini de (helâk etti). Çünkü onlar çok zalim ve azgın idiler.
    53- (Lût kavminin) şehirlerini kaldırıp yere vurdu.
    54- Onları bürüdükçe bürüdü.
    55- Peki, Rabbinin hangi nimetlerinden şüpheleniyorsun?
    56- Bu, önceki uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.
    57- Yaklaşan (kıyamet) yaklaştı.
    58- Allah'tan başka onu açığa çıkaracak yoktur.
    59- Bu söze mi (Kur'ân'a mı) şaşıyorsunuz?
    60- Gülüyor da, ağlamıyorsunuz.
    61- Sizler(Kur'ân dinlenilmesin diye) oynayıp duruyorsunuz.
    62-Artık Allah'a secde edin ve O’na ibadet edin. (Secde ayeti)
    *53- NECM SÛRESİ

    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم
    Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adı ile.
  • "De ki: "Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.""
    (Secde Sûresi/11. Ayet)
  • Müslümanlara göre, insan haysiyeti insanın mükerremliğiyle alakalı, insanın mükerremliği ise Kur'an'ın beyanıyla sabit: "And olsun ki Biz, insanları mükerrem/ haysiyetli kıldık. Onları, karada ve denizde taşıdık, kendilerine güzel rızıklar verdik; onları, yarattıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık" (İsra, 17/70). Mükerrem olmak demek, Allah'ın halifesi olarak yeryüzünü yönetmek (Bakara, 2/30); arzda, arzı imar etmek için var olmak (Hud, 11/61) demektir. Allah'ın eliyle (Sad, 38/75) ve bütün esma-i ilahiyesinin kâmil tecellisi olarak yarattığı varlık demektir. Göklerin ve yerin çekemediği ağır yükü sırtlanmak; ilahî emaneti yüklenmek demektir (Ahzab, 33/72). Göklerde ve yerde bulunan her şeyin ilahî bir rahmet olarak insana verilmesi, her şeyin onun emrine müsahhar kılınması demektir (Vadiye, 45/13). Ahsen-i takvim sırrına ermek demektir (Tin, 95/4). Allah'ın topraktan yaratıp kendi ruhundan nefh ederek (Hiçe, 15/29; Secde, 32/9) onurlandırdığı varlık olmak demektir.
    Muhit Dergi
    Sayfa 46 - Erol Göka
  • “Hazret-i Azrâîl Aleyhisselâm, Cenâb-ı Hakk’a demiş ki: ‘Kabz-ı ervah (ruhların alınması) vazîfesinde ibâdın, yani kulların benden şekvâ (şikâyet) edecekler ve bana küsecekler.’ Cenâb-ı Hakk, lisân-ı hikmetle (hikmet diliyle) ona demiş ki: ‘Seninle kullarımın ortasında, musîbetler ve hastalıklar perdesini bırakacağım. Tâ şekvâları onlara gitsin sana küsmesinler.’ (...) Öyle de, Hazret-i Azrâil Aleyhisselâm da bir perdedir. Kabz-ı ervahda, zâhiren merhametsiz görünen ve rahmetin kemâline (yüceliğine) münâsib düşmeyen bâzı hâlâta (hâllere)merci‘ (muhâtab) olmak için, o me’mûriyete bir nâzır (bakan) ve kudret-i İlâhiyeye bir perdedir.” (Tılsımlar, 22. Söz, 47
  • "De ki: Size vekil kılınmış ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbiniz'e götürüleceksiniz."

    Secde/11🌿
  • De ki: “Sizin için tâyin edilen ölüm meleği sizi öldürecek, sonra da Rabbinizin huzuruna çıkarılacaksınız.”

    قُلْ يَتَوَفّٰيكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذ۪ي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ۟ ﴿١١﴾

    Kul yeteveffâkum meleku-lmevti-lleżî vukkile bikum śümme ilâ rabbikum turce’ûn(e)
  • Andolsun ki sizi biz yarattık, sonra size biçim verdik, sonra meleklere, "Adem için -Allah'a- secde edin" dedik. İblis dışındakiler secde ettiler; iblis secde edenlerden olmadı.
  • ÜÇÜNCÜSÜ YOK.
    1-Yakuttan, zümrütten medet boşuna,
    2-Hepsi bir gün döner, çakıl taşına.
    3-Geç kalma. Bakıp da o genç yaşına,
    4-Sanma ki; önünde seçenekler çok;
    5-Ya ÎMÂN, ya İSYÂN, üçüncüsü yok...
    6-Dünyanın serveti, şehveti sahte.
    7-Bir kefen kadardır, vefâsı ahde.
    8-Boğma vicdânını, meyde, kadehte,
    9-Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
    10-Ya AHLÂK, ya HELÂK, üçüncüsü yok...
    11-Sen, şerefli doğdun, şerefli yaşa,
    12-O bencil nefsini, vur taştan taşa;
    13-Yoksa çıkamazsın, şeytanla başa.
    14-Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
    15-Ya CENNET, ya CİNNET, üçüncüsü yok...
    16-İnsanlık yanıyor, ateş bacada,
    17-Fitneler kaynıyor, binbir locada,
    18-Umut kuyrukları, "cinci" hocada.
    19-Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
    20-Ya İZZET, ya ZİLLET, üçüncüsü yok...
    21-Bir kere baktın mı, kalkıp seherde?
    22-Kapılar açılır, gök perde perde.
    23-Sordun mu Kurân’a, kurtuluş nerde?
    24-Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
    25-Ya ŞÜKÜR, ya KÜFÜR, üçüncüsü yok...
    26-Dağlara özenip, tepeden bakma,
    27-Mezar taşlarına, rütbeni çakma,
    28-Şu cennet köşkünü, kibirle yakma;
    29-Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
    30-Ya İHLÂS, ya İFLÂS, üçüncüsü yok...
    31-Bırak... O “çağdaşlar”, ne derse desin,
    32-Hayat bir sınavdır, bu hüküm kesin,
    33-Secde et ki; varsın, Allah’a sesin;
    34-Sanma ki; önünde, seçenekler çok;
    35-Ya KUR’ÂN, ya HÜSRÂN, üçüncüsü yok... 🌙