• Okulların açılması ile birlikte boşalmış, neredeyse tüm dükkânları kapanmış bir sahil kasabasındayım.
    Kaçtım!
    Köhne bir otelde kalıyorum.
    Otelin sahibi, yazıyı okusa, oteline “köhne” dediğimi öğrense, sinirlerinin nasıl zıplayacağını biliyorum. Kendini tutar tutarda dayanamaz; “ köhne otel görmemişsin sen!” der
    Gördüm oysa.
    Köhne otelleri severim, hele deniz kenarındaysa, hele mevsimlerden sonbaharsa, hele aylardan eylülse…
    Dar sokaklar, kulakları küpeli sokak köpekleri, öbek öbek çöp yığınları, yıllara yenik düşmüş, sıvaları dökülmüş, kapıları çürümüş, camlarında satılık veya kiralık yazan, alıcı bekleyen terk edilmiş evler…
    Yaşı geçkin hayat kadınlarına benzetiyorum bu evleri!
    Kamburu çıkmış, dizleri titreyen anılarından başka kimsesi kalmamış yaşlı bir kasaba burası.
    Herkesin bir sırrı vardır denir ya, benim sırrımda deniz kenarı kasabalar, küçücük köyler, balık lokantaları, oteller, sahipleri, çalışanları, gizemleri…
    O yüzden yazmıyorum yer ve mekân isimlerini.
    Yazı iyiyse herkes üzerine alınıyor, kötüyse kimse oralı olmuyor.
    Geçmişte ve bugünde evlerde yaşananları, insanları, günahları, sabahları gülerek denize giren adamların, yalınayak sahilde gezen kadınların ciğerini biliyor.
    Geceleri, fısıltıya dönmüş yorgun sesi ile neler anlattığını bir anlatsam!
    Böyle kasabalarda en çok görmezden gelmeyi öğreniyor insan.
    Yere bakıyor, kafasını çeviriyor, gözlerini kapatıyor, görecek başka bir şey olmamasına rağmen ille de görmüyor!
    Mutluluk, plajda benden başka kimsenin olmaması belki de, denize benden başka kimsenin girmemesi, koskoca maviliğin, içindeki midyelerin ve balıkların sahibi gibi hissetmem!
    Hüzün, kumsalda unutulmuş bir çocuk terliği…

    Akşam çam ağaçlarının altına dökülmüş kozalakları toplar, sahile ateş de yakarım artık.
    Bedava değil mi yıldız kayarsa, dilek de tutarım


    21.09.2018
    Ali Gülcü
  • Cemil Meriç'ten Lamia Hanım'a
     ...
    Aynı şehirde iki insan yaşıyordu. Birbirleri için yaratılmış iki insan. Ve mustariptiler ve yalnızdılar ve bekliyorlardı. Romeo ile Jülyet’i daha muhteşem, daha bütün, daha pırıl pırıl yaşayabilirlerdi. Aynı şehirde iki insan yaşıyordu. Yanyana idiler. Yanyana ve birbirlerinden habersiz. Kader kahkahalarla gülüyordu. Kahkahalarını mutlaka duymuşsundur. Ama kulaklarım sağırdılar. Bakışlarım belki de saçlarında, yanaklarında ürkek bir kelebek gibi dolaşmıştır. Ürkek ve aptal bir kelebek gibi. Görmeden.
    ...
    Her kadında yalnız seni aradım, kiminde saçların vardı, kiminde tenin, kiminde kahkahanın bir parçası. Bütün yazdıklarım bir davetti, bir arayışdı. Sana açılan bir kucaktı, her kitabım. Ders verirken senin için konuşuyordum. Seni seviyorum dediğim her kadında sevdiğim sendin. Ve yoktun ortada.
    ...
    Sana cehennemim ve cennetim dediğim zaman, Dantem benim, diye cevap vermiştin. Beatriçem, Dante’yi Beatrice yarattı. “Komedya” bir şükranın, bir hayranlığın, bir vecdin kasidesi. Çok yorgunum, Beatriçem benim. Asırlara değil, sana seslenmek istiyorum. Şöhretten, ebediyetten bana ne? İstiyorum ki, bütün yazdıklarımı ve bütün yazacaklarımı yalnız sen okuyasın. Ben, bütün ilhamlarım, bütün rüyalarım, bütün vecitlerimle yalnız seni terennüm etmek, şarkılarımı yalnız senin için söylemek istiyorum. Seni tanıdıktan sonra bütün insanlar küçük geliyor bana. Bütün sesleri çirkin buluyorum. Bütün kadınlar tenekeden, tahtadan, topraktanmış gibi geliyor.
    ...
    Ve gece senin gibi başladı. Avuçların avuçlarımda rüyasını gördüğüm birer altın meyveydi, ölümsüzlük meyvesi. Birer güvercindi avuçların avuçlarımda, hayalimi uzak iklimlere kanatlandıran birer güvercin. O anda ölüm de hayat kadar güzeldi.
    ...
  • "şimdi hattat bana sevgini söyle.

    bana aşkını söyle.

    söyle ki yaradılışının özünde zaten ezeli aşk bulunan şu alemi birlikte kucaklayalım. çünkü o tek kişinin kucaklamasıyla yetinemeyecek kadar geniş ve derin. tek kişinin tek başına bilemeyeceği kadar geniş ve aydınlık.

    bana sevgini söyle.

    bana aşkını söyle.

    senin aşkından, senin aynanda evvela göreyim.

    kendi güzelliğime hayran olayım. nekadar güzel yaratılmış olduğumun farkına varayım. ben ağlayayım ve sen bana, ne kadar güzel ağlıyorsun, göz yaşların ne kadar güzel, de. bana sonsuzluğa dair birşey söyle.

    de ki varlığıma, de ki varlığına, de ki mutlak olana açık yollara inancım pekişsin. de ki onun varlığından haberdar olayım. güzel başını tahta bir rahleye dayayarak sen de ağla. var olmuş olduğundan ve dahi var olmuş olacağından emin olayım. bin bir türlü çeşitlemesine dalarak alemin evvela, bin bir merhalesinden, bin bir vadisinden geçerek; var olmayanın, gözle görülmeyenin mutlak güzelliğinde bulalım kendimizi.

    ve öyle bir an gelsin ki varlarla yetinmeyerek artık, yoklukları seçelim. aynalarda görünmez olalım.

    şimdi hattat, şimdi bana aşkını söylemelisin.

    şimdi bana sevgini söylemelisin
  • Bütün hayatımı bilmelisin,o hayat ki,hep senindi ve sen onu asla bilmedin
    Stefan Zweig
    Sayfa 3 - Kültür Yayınları
  • Cemil Meriç
    Yirmibeş Yıl Önce Yine Beraberdik

    Lal Ded okyanusda yüzen bir sandal. Okyanus, aşk. Üryan, yollara düşmüş Lal Ded. Sevgiliye:
    "Gök de sensin, yerde sensin!
    Hem alansın, hem verensin!
    Hem çiçeksin, hem derensin! "
    diyor.
    Mektubunu okurken o Keşmir'li dilberi hatırladım. Kelimelerinde ezeli Nur'un en muhteşem lem'aları. Birden bir vahada buldum kendimi; bir çöl akşamı ve gök kubbede gülümseyen yıldızlar. Kelimelerin mektupdan gök'e uçtu, gök'e, yani gönlüme. Kelimelerin musiki oldu. Tevrat haklı: önce kelam vardı, kelam, yani sen.
    Bütün kitaplar yavan, bütün şiirler soluk, bütün şarkılar ahenksiz. Zirvelerdesin, büyük mustariplerin, büyük ermişlerin, büyük ruhların kanat çırpdığı zirvelerde. Ve kendimden utanıyorum, ben toprağım, sen arş. Ben ten'im, sen gönül. Ben alev'im, sen ışık. "Ben sen'im" diyorsun. Saçlarımı okşamak istediğin zaman, kendi saçlarını okşa. Lal Ded'i hatırladım, gerçekde Lal Ded sensin, her asırda başka bir adla tecelli etmişsin.
    Leyla bir tomurcuk, sen bir muhteşem gül. Leyla bir mısra, sen bir destansın. Leyla bir kıvılcım, sen bir şafaksın. Leyla bir tecessüs, Leyla bir masal, Leyla yaşamayan, Leyla bir yarım.
    Hangi sevgili seninle boy ölçüşebilir? Lamiam benim. Sen doyulmayan,sen kanılmayan, sen rüya, sen gerçek.
    Romeo'yu düşündüm ve güldüm. İmtihandan geçmeyen bir sevgi, bir saman alevi. Artık yirmi beş yıl önceye dönmek istemiyorum. Senin yanında zaman yok. Elest bezminden beri dudak dudağayız, seni kaburgamdan yarattım, hayır, gönlümden yarattım, kafamdan yarattım, belki de ben senin kaburganım. Cennette beraberdik ve ismin Havva’ydı. Yirmi beş yıl önce yine beraberdik. Ad’ın bilinmeyen'di, özlenen'di.
    Yirmi beş yıl önce yine beraberdik, geceleri rüyalarımı süslüyordun, gözyaşlarımda sen vardın. Her kadında seni arıyordum.Yirmi beş yıl önce adın hasret'ti, sonra ümit oldu. Seni bulmadığım için, seni bulamadığım için gözlerim kapandı. Seni düşünerek intihar etmedim. Yirmi beş yıldan beri senin için yaşıyorum Lamiam.
    Her kitabımda sen varsın. Hind'i ben yazmış olamam. Bende güzel olan ne varsa, senin ilhamın. Bende büyük olan ne varsa senin eserin. Sen günahlarınla bensin, ben faziletlerimle sen. Levislerini takdis ediyorum. Onlar olmasa insandan çok tanrıya benzerdin ve sana yaklaşamazdım. Teninle kadınsın, sesinle Tanrı. Istıraplarımı takdis ediyorum. Senin bende sevgiye layık bulacağın tek büyük taraf ıstıraplarım, ıstıraplarım yani sensizlik.
    İki gündür çocuklarınla beraberim. V. çalışıyor, yarın gelecek. Hepsi iyi. Onlarla beraber olmak içime su serpiyor, dinleniyorum, öksüzlüğümü unutuyorum ve hayat geçiyor. Evet Lamiam, benimki nankörlük. Onbir gün, onbir gecede bütün hazları yaşadıktan sonra yanıp yakılmak; ama cennetten kovulan Adem'in şikayeti bu.
    Arzularımı susturamıyorum. Şımarığım, yaramazım, alçağım. Sel yatağına çekilmedi henüz. Mektuplarınla yaşıyorum. Garip bir hayat bu, seninle yatıyor, seninle kalkıyorum, ama yine de mütehassırım, yine de Lamiam benim, bütünüm, kemalim, zindanımı aydınlatan ışık, gözbebeğim.
    Sana yolladığım kitaplardan utanıyorum. Sen bütün kitaplardan daha derinsin, sana yazdığım mektuplardan utanıyorum, kendi kendini oku. Muhammed'e nasıl iman ettiklerini anlıyorum. Tek mucize kelam. Kelam, yani sen.
    Sabahleyin uyandığım zaman ezanı dinliyorum, sonra şarkılar söylüyorum sana.
    Öperek...
  • Yücelmek istiyorsanız, kendi bacaklarınızı kullanın! Başkalarının sırtına, bacaklarına kendinizi taşıtmayın!
    Ata mı bindin ? Gidiyor musun amacına doğru dörtnala? Peki,dostun? Fakat topal ayağın da at üstünde!
    Amacına ulaştığında ve indiğinde atından: Tam kendi yüksekliğindeyken, ey yüksek insan, işte o vakit sendeleyeceksin sen!