• Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç
    Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
    Bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle
    Ve yarışırsa ancak Monet'nin
    Kadınlarına yaraşan giysilerinle
    Gördüm de
    Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

    Öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
    Bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
    Bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
    Öyle kısaydı ki adımların
    Şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
    Ölçülür ve denk düşerdi ancak
    Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

    Yok bir yanıtın "nereye" diyenlere
    Bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
    Ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
    O bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
    Sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
    Yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
    Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

    Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
    Hani Etiler'den Hisar'a insek bile
    Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
    Çok yaşında her zamanki çocuksun gene
    Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.

    Mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar
    Mutfağın mutfak olalı böyle
    Bir adın vardı senin, Tomris Uyar'dı
    Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene
    Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
    Oysa güneş pek batmadı senin evinde
    Söyle
    Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç. ( YAŞ DEĞİŞTİRME TÖRENİNE YETİŞEN ÖYLE BİR ŞİİR) Tomris Uyar'a
    Edip Cansever
    Sayfa 173 - Adam Yayıncılık
  • Sev beni sevdiğim sev. Miktarsizca sev ki yaşamak içerisinde en güzel munafatimin varlığı ile şerefleneyim. Türabolmak niyetindeyim bazen. Sıkışan kalbimin içerisinde dolup boşalan kanın akışı bir an dursa ve o son nefes hali ile göç edip gitsem bu alemden. En kıymetli hatıralarımın baş aktörüsün biliyor musun ?
    Canım yanıyor sevdiğim. Özleminden deliye dönüyorum geceleri.
    Hasta oluyorsun, yasta, darda oluyorsun ve ben böyle kilometrelerce uzakta sana uzatamıyorum ya elimi. Çaresizlik ne demek o an anlıyorum.
    Sakın ölme benden önce. Nerde kiminle yaşarsan yaşa ama sakın benden önce göçüp gitme sonsuzluğa ne olur. Kıyametim olursun. Sen bunca derdin içinde çaresizce çırpınmalarımı dindirecek yegane medetsin.... Demiş ve eklemiş cümlelerine Piraye. Piraye de Nazım gibi Ipekte Ebubekir olmak böyle bişey.
  • Bursa cezaevinde Nâzım Hikmet, Orhan Kemal’le aynı koğuşta kalmaktadır. Koğuş masasının üzerinde Orhan Kemal’in (asıl adı ”Mehmet Raşit Öğütçü”) bir roman başlangıcını görür. Okur. Ayağında takunyalar koşarak avluya çıkar Nâzım Hikmet. Orhan Kemal’e soluk soluğa sorar, “Siz mi yazdınız bunu?”. Orhan Kemal çekinerek, “Evet” der. Nâzım Hikmet büyük bir coşkuyla, “Birader, neden bahsetmediniz bundan. Siz nesir adamısınız! Hikâye yaz, roman yaz!” diyerek o gün bir romancının doğuşunun müjdesini verir.

    26 Eylül 1943 Pazar sabahı Orhan Kemal’in cezası biter, hapishaneden ayrılır. Ayrılmadan birkaç gün önce Nâzım Hikmet’e bir şiir yazar, ona okur ve bu şiir Nâzım Hikmet’i ağlatır…

    NÂZIM HİKMET'E / ORHAN KEMAL

    Sen
    “Promete’nin çığlıklarını
    kaba kıyım tütün gibi piposuna dolduran adam”,
    sen benim mavi gözlü arkadaşım;
    kabil değil unutmam seni.

    26 Eylül 1943
    Seni yapayalnız bırakıp hapishanede,
    bir üçüncü mevki kompartımanda pupa yelken
    koşacağım memlekete.
    Ve tren
    bir güvercin gibi çırpınarak istasyona girecek,
    gözü yaşlı bir genç kadına
    beş senenin ardından
    kocasını getirecek.

    O dem ki boş verip istasyon halkına,
    yanaklarından öperken sevgilimi,
    sen neşeli mavi gözlerinle bakacaksın
    içimden bana.

    O dem ki yürekten her şey atılacak,
    ekmek, kin, hasret,
    fakat Nâzım Hikmet,
    sen şu kadar kilometre uzakta kalmana rağmen
    aydınlık yüreğimin duvarına dayayıp sarı saçlı başını,
    batan bir yaz güneşi hüznüyle ağlatacaksın arkadaşını.

    Günler geçecek,
    ekmek derdi çökecek omuzlarıma.
    Fabrika, makinalar, tezgâhım…
    Sana şekerkamışı, portakal yollayacağım.
    Karım yün çorap örecek.
    Her hafta mektup yazacağız.
    -Askere almazlarsa eğer.-

    Unutabilir miyim seni?
    Tahtakurusu ayıkladığımız hapishane gecelerini
    ve radyoda şark cephesinden haber beklediğimiz
    müthiş anların küfrünü!
    -Radyonun yanındaki duvara
    kurşunkalemiyle abus insan yüzleri çizmiştin.-

    Unutabilir miyim seni?
    Hâlâ beton malta boylarında duyuyorum
    takunyalarının sesini!

    Unutabilir miyim seni hiç?
    Dünyayı ve insanlarımızı sevmeyi senden öğrendim,
    hikâye, şiir yazmayı
    ve erkekçe kavga etmeyi senden!

    Orhan Kemal, Nâzım Hikmet’e
  • EY KAVMİM..
    Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin, beni hiç dinlemezsin.
    Dönüp de bakmazsın ölülerine.
    Lut kavminden de değilsin sen, hazdan olmayacak mahvın.
    Acıyla karıldı harcın, ama acıya da yabancısın.
    Ağıtları sen yakarsın, ama kendi kulakların duymaz kendi ağıtını.
    Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın çalınanlara.
    Tanrıya yakarır, ama firavunlara taparsın.
    Musa Kızıldeniz'i açsa önünde, sen o denizden geçmezsin.
  • Vedat Türkali

    Salkim salkim tan yelleri estiginde
    Mavi patiskalari yirtan gemilerinle
    Uzaktan seni düşünürüm Istanbul
    Binbir direkli Halicinde akşam
    Adalarinda bahar
    Süleymaniyende güneş
    Hey sen güzelsin kavgamizin şehri

    Ve uzaklardan seni düşündügüm bugünlerde
    Bakişlarimda akşam karanligin
    Kulaklarimda sesin Istanbul

    Ve uzaklardan
    Ve uzaklardan seni düşündügüm bugünlerde
    Sen şimdi haramilerin elindesin Istanbul

    Plajlarinda karaborsacilar
    Yagli gövdelerini kuma sermiştir.
    Kürtajli genç kizlar cilve yapar karşilarinda
    Balikpazarinda depoya kaçirilan fasulyanin
    Meyvesini birlikte devşirirler
    Sen şimdi haramilerin elindesin Istanbul

    Et tereyagi şeker
    Padişahin üç ogludur kenar mahallelerinde
    Yumurta masaliyla büyütülür çocuklarin
    Hürriyet yok
    Ekmek yok
    Hak yok
    Kollarin ardindan baglandi
    Kesildi yolbaşlarin
    Haramilerin gayrisina yaşamak yok

    Almiş dizginleri eline
    Bir avuç vurguncu müteahhit toprak agasi
    Onlarin kemik yalayan dostlari
    Onlarin sazi cazi villasi doktoru dişçisi
    Ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
    Ve sen 
    Ve sen haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
    Seni öldürürler
    Seni sürerler
    Buhranlar senin sirtindan geçiştirilir
    Ipek şiltelerin istakozlarin
    ve ahmak selameti için
    Hakkinda idam hükümleri verilir

    Haktan bahseden namuslu insanlari
    Yagmurlu bir mart akşami topladilar
    Karanlik mahzenlerinde şehrin
    Cellatlara gün dogdu
    Kardeşlerin acisiyla yanan bir çift gözün vardir
    Bir kalem yazin vardir
    Dudaklarini yakan bir çift sözün vardir
    Söylenmez

    Haramiler kesmiş sokak başlarini
    Polisin kirbaci celladin ipi spikerin çenesi baski makinesi
    Haramilerin elinde
    Ve mahzenlerinde insanlar bekler
    Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
    Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
    Can yoldaşlar saklidir mahzenlerinde

    Boşuna çekilmedi bunca acilar Istanbul
    Bulutlarin ardinda damla damla sesler
    Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
    Arkadaşlar çikti karşima
    Dindi şakalarimin agrisi

    Bir kadin yoldaş tanirdim
    Bir kardeş karisi
    Hasta cigerlerini taşidigi çelimsiz kemikli omuzlari
    Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
    Cellatlara emir verildigi gün haramilerin sarayinda
    Gebeligin dokuzuncu ayinda
    Aç kurtlarin varoşlara saldirdigi
    Tipili bir gece yarisi
    Sirtinda çok uzak bir köyden indirdi
    Otuzbeş kiloluk sirrimizi
    Zafer kanli zafer kipkirmizi

    Boşuna çekilmedi bunca acilar Istanbul
    Bekle bizi
    Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
    Parklarinla köprülerinle kulelerinle meydanlarinla
    Mavi denizlerine yaslanmiş
    Beyaz tahta masali kahvelerinle bekle
    Ve bir kuruşa Yenihayat satan
    Tophanenin karanlik sokaklarinda
    Koyunkoyuna yatan
    Kirli çocuklarinla bekle bizi
    Bekle zafer şarkilariyla caddelerinden geçişimizi
    Bekle dinamiti tarihin
    Bekle yumruklarimiz
    Haramilerin saltanitini yiksin
    Bekle o günler gelsin Istanbul bekle
    Sen bize layiksin
  • — hani birşey vardı, bir yerlerde duracak olan, hani artık hep o yerlerde duracak olan ve onu ordan alıp yere çalmak istesek de ne sen, ne ben başaramıyacaz bunu diye birşey
  • İslâm kültür ve medeniyeti, Kur’an ve Peygamber’den gelen İslâm ruhundan fışkırmış bir terkiptir. Âb-ı hayat terkibidir. Karanlıklar içinde arayıp bulacaksın Onu sen, diriliş eri.
    İslâmdan çıkarılmış nurdan bir heykel gibi dolaşacaksın arzda. Dünyaya, eşyaya yeniden anlamını getireceksin.
    O zaman Allah da sana, senin kendi öz anlamını bağışlayacaktır. Hiç kuşkun olmasın.
    ————————————————————————— //Sezai Karakoç// #dirilişneslininamentüsü