Bence sevdiğin kadar falan da sevilmezsin. Her zaman çabalayan, fedakârlık yapan, seven ve uğraşan sen olursun. O ne yapar? Hiçbir şey. O kadar şey yaparsın, karşılığını aldığın şey sadece koca bir hiçtir. Sen onun için serçe kadar küçük kalbine, gökyüzü kadar duygu sığdırırsın. O bunun değerini asla bilmez. İnsan diyorum, sevdiği kadar sevilmez.
"Yorgunum, patron. Yollarda yağmurdaki bir serçe kadar yalnız olmaktan yorgunum. Yanımda duracak, nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi veya nedenini söyleyecek bir dostum olmamasından yorgunum. İnsanların birbirine kötü davranmasından yorgunum. Her gün dünyada hissettiğim ve duyduğum acılardan yorgunum. Çok fazla acı var. Adeta kafamın içinde parçalanan cam kırıkları gibi."
“Çünkü anladım ki bu ülkedeki sorun, bilgi ya da anlayış eksikliğinden kaynaklanmıyor. Öğretbileceğiniz hiçbir şey yok. Her şeyi sizden benden iyi biliyorlar ama kötü niyetliler. Bildiklerini okuyorlar. Bu ülkede karar sistemini elinde bulunduranlara hiçbir şey yapamazsınız. Çünkü halk salak ve saf. Halkın salak olduğu bir ülkedeki demokrasi de diktatörlük ve seçimle gelen krallar demektir. Bu yüzden artık ülkeyle bütün bağlarımı kestim. Kimin başbakan olduğunu bile bilmiyorum. Bugünkü serçe yavrusu başbakandan daha önemli.“
Çocukluğumda duyduğum bir masala göre zemheri soğuğunda, serçe ile yavrusu bir dala konmuş. Biraz sonra bıyıkları buz tutmuş ve gözleri soğuktan yaş içinde bir avcının yaklaştığını görmüşler. Serçe yavrusu, "Bak anne," demiş, "ne kadar merhametli bir adam, gözleri yaş içinde." Anne yavrusunu ses çıkarmaması için uyarmış, "Sen onun gözündeki yaşa degil, elindeki kana bak!" demiş.
özgürlük kadar
ölümü de düşündüm.
ama sanıldığı gibi
bir dinlenme,
bir susma değil.
daha çok
yarım
ya da noktasız bırakılmış bir cümle gibi anne.
.
ölmek dedikleri şey,
bir anda olmuyor,
insan parça parça gidiyor.
biraz umut gidiyor önce
sonra bir ses
sonra bir yüz
en sonunda isim
geride sararmış bir resim kalıyor.
.
biliyor musun?
ben ölümden korkmuyorum anne.
korktuğum şey.
bir gün
haksızlıklara alışmak.
bir gün
kelepçeleri bileğimin parçası sanmak.
bir gün
karanlığa bakıp
“ışık zaten yoktu”
demek.
.