"İmkânsız şeylere inanılmasını emretmek. Bir dini kuran kişinin bilgelik şöhretini azaltan veya, o din bir kez artık kurulmuş ise, bu şöhreti arttıran, çelişkili şeylere inanılmasını emretmektir: çünkü bir çelişkinin her iki kısmı birden doğru olamaz: ve dolayısıyla bunlara inanılmasını emretmek bir cehalet belirtisidir; bu, kurucunun cehaletini açığa vurur; ve doğaüstü vahiyden geldiğini söyleyeceği bütün şeylerde onu güvenilmez yapar: bir insan, doğal aklın üzerinde pek çok şeyle ilgili vahiy alabilir, fakat doğal akla aykırı vahiyler alamaz.
Kurdukları dine aykırı şeyler yapmak. Başka insanlarca inanılmasını istedikleri şeylere kendileri tarafından inanılmadığının işareti olarak görünen şeyler yapmak veya söylemek, içtenlik şöhretini azaltır; dolayısıyla, bütün bu yapmalar veya söylemeler utanç vericidir; çünkü bunlar, adaletsizlik, vahşet, küfür, tamah ve sefahat gibi, insanı din yolundan saptıran engellerdir. Bu köklerden kaynaklanan işleri devamlı olarak yapan birisinin, daha küçük kabahatler için başka insanları korkutmakta kullandığı görünmez bir güç olduğuna kendisinin inandığını kim söyleyebilir ki?
Özel amaçlar peşinde koşulduğunun açığa çıkması, sevilme şöhretini azaltır: başkalarından talep ettikleri inancın, sadece veya özellikle kendileri için güç, servet, şan ve şeref veya rahatlık elde etmeye yaradığı veya öyle göründüğü zaman, sözgelimi. Çünkü, bir insanın, sadece kendisine fayda sağlayan bir şeyi, başkalarını sevdiği için değil, kendi çıkarı için yaptığı düşünülür.
Mucizeler hakkında kanıt olmaması. Son olarak, tanrısal çağrı hakkında insanların gösterebileceği kanıt, mucizeler yaratmak veya bir mucize olan gerçek kehanet veya olağanüstü mutluluktan başka bir şey olamaz. Dolayısıyla, böylesi mucizeler yaratan kişilerden gelmiş olan dinsel