KİTABIN ÖZETİ
İslamda Seçkincilik Lafzi ifade, dış anlam topluluk için, herkes içindir (Avam), (belirli bir seviye gerektirmez). İşaretler, seçkinler, özel yetenekte olanlar içindir (Havass). Gizli anlamlar, letaif; Allah dostları (evliya aşağıya) içindir. Yüce manevi öğretiler; nebilere, peygamberlere aittir (33). Gizli anlamı yalnız eşsiz ve her şeye kadir Tanrı bilir (36). Bilinemez yoksa Tanrı yok. Mutezili Mutezili ilahiyatçılarına göre Kuran mahluktur, yaratılmıştır. Halife Memun bu öğretiyi kabule zorladı (Corbin, 2015, s. 42). Aşırı mutezileye gelince, onlar da şu itirazı yapıyorlardı: Vahy ya akıl ve mantık ile uyuşma halindedir, yahut değildir. Birinci halde gereksizdir, fazladır; ikinci halde ise kabul edilmeyip reddedilmelidir (Corbin, 2015, s. 93). Hicretten 2. Yüzyıldan itibaren Basra kentinde oluşmuştur (Corbin, 2015, s. 205). Fiilerimizden sorumluyuz bu nedenle mutlak olarak hürriyetimiz var (Corbin, 2015, s. 207). İnsan fiilinde muhtardır, fakat müstakil değildir (Corbin, 2015, s. 207). Mutezileye göre insan hür ve sorumluluk sahibidir ayrıca kudret yani yaratıcı güç sahibidir, kendi fiilerini yaratma yeteneği vardır (Corbin, 2015, s. 222). Mutezile ile kabul edilmiş 5 sav var: 1. Tevhid. Allah birdir tektir, cisim değildir, ferd değildir, cevher değildir, araz değildir. Bir mekanda veya bir varlıkta yer tutmaz sığmaz. Yaratıklara ilişkin hiçbir sıfat ve vasıf ile nitelendirilemez. Sınırlanmaz, doğmamış, doğurtulmamıştır. 2. İlahi Adalet: Böylece ilahi adalet ileksinin insanın özgürlük sorumluluğunu da içerdiğini veya başka bir deyişle özgürlük sorumluluğumuzun yine aynı ilahi adalet ilkesinden kaynakladığını ifade ederler. Yoksa ahirette mükafat ve ceza düşüncesi anlamını yitirir. Allah katında zaman olmadığı için önce sonra yoktur (Corbin, 2015, s.
İnsan hakları, bu ilkesel çerçevenin de vasıtası olduğu genel modernleşnıe/uygarlaşma ülküselliği içinde veya bunları da araçsallaştıran “millet egemenliği" şiarının ve yine Batı’dan devşirilen “kanun ve nizam hakimiyeti" anlayışının toptancılığı içinde erimiş, görünmezleşmiştir. Öte yandan, Cumhuriyetin kurucu literatüründe, insan hakları kavramının evrenselliğine ilişkin şerhler de düşülmüştür. Kamu hukuku/Anayasacılık literatüründen çok, siyasal metinlerde (örn, Peker, 1984: 26 vd.) kendini gösteren bu şerhleri dört noktada özetleyebiliriz. 1- Türk Devriminin özgünlüğü ve bizatihi evrensel karakter taşıdığı iddiası, Batı merkezli evrensellik normlarının da ‘statüsünü’ sarsmıştır. 2- Cumhuriyet ideolojisinin “Tanzimat Batıcılığı’’nın taklitçiliğinden kaçınma gereği duyması, Tanzimat’tan 1908'e uzanan Anayasacılık hareketlerinin “soyut” bulunan haklar ve özgürlükler programatiğine de zımnen mesafe konmasını getirmiştir. 3- Gülhane Hattı Hümayunu ile tanınan geniş hak ve özgürlüklerin Osmanlı Devleti’nin çöküşünü getirdiği ve buna bağlı olarak Avrupa’nın medeniyet, insaniyet fikrinin sömürgeci ligi/emperyalizmi perdeleyen bir aldatmaca olduğu yolundaki düşüncelerin mirası, insan haklan telâkkisine şüpheyle yaklaşılmasına yol açmıştır. 4- Tek Parti rejiminin otoriter kurumsallaşmasına vesile olan siyasal muhalefet denemeleri, isyan teşebbüsleri vb.. Cumhuriyet rejiminin, temel hakları kâğıt üzerinde tanımakla birlikte bunların kullandırılmasını “zamana ve zemine", “uygun koşullara" bağlayan bir tutum belirlemesini getirmiş, bu tutum kalıcılaşmıştır. Birinci noktayla ilişkili eklenebilecek bir husus, modern Batı medeniyetinin evrensel değerlerinin eski Türk uygarlığındaki öncelleri hikâye edilirken, insan haklarının da zikredilmiş olmasıdır. Çoğunlukla
Sayfa 300·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
19 Ağustos 1975
Osmanlı'nın dünya görüşü tezatlar içinde gelişmedi.Kaynağı ilahî idi, ancak şerhler ile tefsirler ile zenginleşebilirdi. Ve öyle oldu.
Sayfa 212·Kitabı okudu
Mektup
Diyalektik Kıyas Teorisi
_Burhan, tüm şüpheleri ortadan kaldıracak açıklıkta ve itirazlara yer bırakmayacak kesinlikte bir kıyas ve delildir. Kesin ve zorunlu bilginin ilke ve kurallarını vermekte, felsefeyi mükemmel hale getiren kaideleri içermektedir. Bu bakımdan da o, mantığın en yüce bölümü olmaktadır. _Burhan, 3 çeşittir: _1- Varlık burhanı. (Tez) _2- Sebep burhanı. (Antitez) _3- Her ikisini de birleştiren Mutlak burhan. (Sentez) _Hem varlığa hem de sebebe ilişkin kesinlik, mutlak olarak "burhani bilgi" diye adlandırılır. Mutlak burhan, bir şeyin hem varlığını hem de varlık sebebini veren kesin kıyastır. Böylece her burhan, kendisinden elde edilen bilginin sebebidir. _Kendileri hakkında zorunlu kesinliğin meydana geldiği sonuçların varlığı zorunlu olunca, bizzat kıyasların öncüllerinin de, varlığı zorunlu öncüller olması gerekir. _Zorunlu kesinlikle kesin olarak bilinen şey, varlıgı zorunlu olandır; ve varlığı zorunlu olana ilişkin tam kesin, zorunlu kesindir. _Eğer dairesel olarak dönüşüm gösteren cisim sonsuz olursa, onun merkezinden çıkan çizgiler, sonsuza dek gider; ve eğer merkezinden çıkan çizgiler sonsuza dek giderse, o çizgiler arasındaki mesafeler de sonsuz mesafelerdir. _Öncülleri, kesinliğin ilkleri (yani ilk kesinler) olarak adlandıralım. __ _Meşhur, herkesin hakkında tanıklık ettiği şeydir. _Makbul, tek bir kişinin ya da sadece küçük bir topluluğun tanıklık ettiği şeydir. _Ne meşhur ne de makbul, kesinlik oluşturmaktadır. Ancak, herkesin ya da çoğunluğun tanıklığının üzerinde uzlaştığı şeye duyulan güven, bir kişinin ya da nispeten az bir topluluğun tanıklık ettiği şeye duyulan güvenden daha güçlü ve daha çoktur. Bununla birlikte, bazen tanıklıklarla ilgili sözlerde gerçekten doğru olan şeylerin bulunduğuna rastlanabilir. Başka bir kesim ise, sanki tanıklıkların kesinlik
Din
Akika
Lügatta; “ayrıldı, yarıldı, alakası ve bağı kesildi” anlamına gelir. Aslında, bebeğin anne karnında iken uzayan saçlarına akîka denmiştir. Efendimiz (sas), hem sözlü hem de fiili bir biçimde bu meseleyi nazarlarımıza vermiştir. Selmân b. Âmir’in naklettiğine göre Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur: “Çocuğun akîkası vardır. Çocuk için kurban keserek kan akıtın ve kirini giderin.” [Buhârî, “Akîka”, 17] Peki, yeni doğmuş bir çocuğun kiri nedir? Âlimlerimiz hadiste geçen bu ifade üzerine, “Acaba bundan maksat nedir?” diye sormuşlar ve bunun cevabını bulma adına ciddi bir çaba sarf etmişlerdir. Bu konuda öyle şerhler yazılmış ki... Buradaki kirin maddi bir kir değil, manevi bir kir olduğunu ve sadece çocukla da alakalı olmayıp anne ve babayla da alakalı olduğunu unutmamamız gerekir. Akîka; anne ve babada oluşabilecek manevi her türlü kire karşı bir kefaret, Allah’a karşı bir şükür, insanlara karşı ise sevincin bir paylaşımıdır. Anne ve babada nasıl bir kir oluşur? Bunu daha çok, çocuğu haddinden fazla sahiplenme hususunda görüyoruz. Çocuk, Allah’ın bir lütfu olmasına rağmen bazen ebeveynde öyle bir durum oluşur ki sanki onu kendi kazancıyla elde etmiş! İşte burada kibir, böbürlenme gibi farklı manevi kirler oluşuyor. Akîka da bu manevi kirlerin tamamının kefareti oluyor. Semüre b. Cündeb’in (ra) rivayet ettiğine göre Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur: “Her çocuk, akîkası karşılığı rehindir. Yedinci gün onun için kurban kesilir, başı traş edilir ve ismi verilir.” [Ebû Dâvûd, “Edahi”, 3; İbn Mâce, “Zebah”, 2]
Sayfa 28
Din
Mütercimin Önsözü
Fusûsu'l-Hikem, Arapça metni iki yüz sayfa civarında (Afîfî'nin tahkikinde yüz seksen sayfa) küçük bir kitaptır. Kur'ân'da ve hadislerde isimleri geçen yirmi yedi peygambere bazı "hikmetler" nispet eden ve onları açıklayan yirmi yedi fasstan, yani yirmi yedi bölümden oluşur. Dolayısıyla eser, bu peygamberlerin hayatıyla ilgili ayet ve hadislerin vahdet-i vücûdcu bir yorumu olarak görülebilir. Kitap, Hz. Âdem'in hikmetiyle başlar, Hz. Muhammed'in hikmetiyle sona erer, ama kronolojik bir sıra takip etmez. Fass başlıklarında adı geçen peygamberler ile fassların muhtevası arasında kurulan münasebeti kavramak kolay değildir ve şârihin becerisinin test edildiği alandır. Fusûs, yazıldığı zamandan itibaren Müslüman toplumun çeşitli kesimleri arasında şiddetli tartışmalara konu olmuştur. İbn Arabi'nin muhalifleri esere ve vahdet-i vücûd düşüncesine karşı reddiyeler yazmış, takipçileri ise bu düşünceyi açıklamak ve savunmak için geniş bir şerh literatürü oluşturmuştur. Dolayısıyla şerhler öncelikli olarak metni açıklamak için yazılmış olsalar da, aynı zamanda İbn Arabi'nin düşüncelerini savunmayı da hedeflemişlerdir.
Sayfa 11 - KETEBE YAYINLARI - 1.BASKI - OCAK 2023
Tasavvuf