"Ahlaksızlıkla savaştığınız için sizleri aşağılayacak, taşlayacak ve ahlaksız diyecekler; iftirada bulunacaklar, inancı, aileyi, yurdu yok ettiğinizi ileri sürecekler; bizim inancımız daha temiz, evimiz daha geniş ve yurdumuz bütün dünya, diyecekler. İyi kuşanın arkadaşlar. Ekmeğe, sevince, güvene elveda deyin. Savaşa gidiyoruz."
Ayvalıklı, Egeli, oralı buralı olmak değildi mesele... Döndüğümüz toprak bizim olduğu için değil, biz o toprağın bir parçası olduğumuz içindi bu hiç bitmeyen aidiyet hissi... Bu yüzden hep köküne, özüne dönmek ister insan. O yüzden toprağını arar. Yerini sevince; çiçeği de meyvesi de çok olur ağacın.
Ben sevgiden, sevinçten söz açmak istemez miyim, delice, çılgınca, içim taşa taşa, bir sevinçten söz. açmak istemez miyim? Ben sevinçli adamım.
Bu dünya böyle olmasa, böyle kara, karanlık olmasa, ben sevinçten taşar coşardım. Yaradılışım karanlıktan çok aydınlığa, acıdan çok sevince...
Ne çare, ne çare ki sevinmek gelmiyor elimden...
Dostluktan söz açmak, ne güzel. Bir dostum var.
Sıcacık eli var. Sevgi dolu gözleri var. Ne güzel yalansız, salt sevgi dolu bir insan eli sıkmak.
Sıcacık, sıcacık... Ben deli olurum, insanlar karanlık karanlık, kuşkulu baktıkça bana... Bütün insanlar kuşkusuz, korkusuz, çıkar düşünmeden, düşmanlık geçirmeden içlerinden baksalar biribirlerine... İnsan, ne olur biliyor musunuz, sıcacık bir bahar güneşinin bahtiyarlığında duyar kendisini... Bahar güneşinde bir sevinç içinde gerinir. İnsan bir bahar çiçeği temizliğinde olur.
Mesela susayınca su içecek kadar basit. Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında. Tek düğmesi olacak elindeki cihazın; tek bir düğme, tek bir cümle gibi, sevince lafı dolandırmadan söylediğin seni seviyorum gibi.