Bay ribot, duyarlılık ağır bir hastalığa yakalandığında, duyumu takip eden sevinç görülmediğinde, fikir kuru, soğuk bir şekilde kaldığında, akıllı bir varlığın imza atmak için bile elini kıpırdatamaz hale geldiğini çarpıcı örnekler yardımıyla kanıtlamıştır.
Sayfa 32·Kitabı okuyor
ANAHTAR "Devlet kapısına bir anahtar uydur yeter." sözü ne zaman ortaya çıktysa biz o zaman "alınteri" ni unuttuk. Sadece alınterini mi? Kanaati, sabrı, şükrü de unuttuk. Açıkçası başka bir ahlâkı benim-sedik. Hatta itikadımız zedelendi bile denebilir. Nasıl zedelenmesin? Devlet kapısına yazılanlar sabahtan akşama üç beş evrak ile uğra-şıyor, sırt üstü yatıyor, tıkır tıkır maaşlarını alıyordu. (Böyle bir batil inanç vardı.) Bu anlayış sonraları daha beter bir hâl aldı. Adam işini tarif ederken şöyle diyor: "Arkadaş öyle bir iş buldum ki sorma. Sabahtan akşama yatıyorum, parmağımı kıpırdatmıyorum, maaşımı alıyo-rum." Ötekilerin ağzını sulandıran "ideal ig" tarifi buraya geldi. Devletler devleti soyarken ötekilerin eli armut toplayacak değil ya, onlar da havadan para kazanmanın yolunu buldular ve bir "çete" kurdular. Her sokaktan bir çete fışkırmasının bir sebebi de budur. Eskiden, diyelim elli yıl önce, Anadolu'nun pek çok kentinde, evlerin avlusunda "tandır evi" vardı ve ekmek tandırda pişerdi. Biz çocuklar tandır ekmeğinin kalın ve kuru olan kenarları yemez, ortadaki yumuşak kısma saldırırdık. ŞU BIZİM MAHALLE İnsanlar "mahalle hayatını" özlemle hatırlıyor; bazıları "ah nerede o huzurlu-şen günler!" diye iç geçırıyor. Bu yüzden tv yapımcıları "Şöyle sıcak bir mahalle dizisi çeksek de krizi aşsak." diye düşünüyor. Perihan Abla'dan bu yana hep böyle. Şu anda oynayan dizilere bakıyorum çoğu bahçeli-ahşap bir evde geçıyor. Kim özlemez asma çardağı altında komşuların birlikte dolma sarmasını. Kim aramaz mahallenin delisini, delikanlısını, hocasını, muhtarını, arkadaşını, kahvesini, bakkalını, berberini, komşusunu, okulunu, maçlarını ve bu maçlardan sonra içilen gazozları. Bu mahalle bize Osmanlı mirasıdır (Ama redd-i miras ederek kriz-entelektüel yaşantısını mahalle
Sayfa 23·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İstiyordu ki, sevincine şaşkınlığı büyüsün herkesin. Sorsunlar yüreğinin neden çiçeğe durduğunu. İçinin sevinç yağmurlarıyla nasıl sırılsıklam olduğunu düşünsünler...
Duygu ve Düşünce
Konuşuyor ki gecede çığlık Konuşuyor ki en cesaretli anlarda cinnetler Hayır ve kabullenişlerin ardı sıra Anlaşılıyor ki hayat, ıstırap ve kan Sevinç ve muştular... tezatlar mozaiği...
Şiir
'İçimde neler olduğunu hissetmiyor musunuz? Anlamıyor musunuz? Konuşmakta bile güçlük çekiyorum. Tam şuramda... Verin elinizi, tam şuramda bir şey, taş gibi ağır bir şey duruyor, derin bir acı duyuyormuşum gibi. Garip değil mi, acı da, sevinç de insanda aynı etkiyi yapıyor; soluğumuz kesiliyor, insanın ağlayası geliyor. Ağlasam belki rahatlarım; tıpkı büyük acılarda olduğu gibi.''
Alıntı
Söyler misin, insanlar neden sevmekten bu kadar korkuyor, sevmekten ve bağlanmaktan? Neden biri onları çok sevince telașla kalplerini kapatıyorlar?.. /Çok bir şey değil, birazcık ilgi, birazcık sevgi bekledim ondan. Emin değilmiş bana olan sevgisinden. Ona çok bağlanmamam ge-rekirmiş, yoksa sonra çok üzülürmüşüm. Böyle çok sık değil, birbirimize ihtiyaç duyduğumuz zumanlar birlikte olmalıymışız... Ben çok duygusalmışım, benim sevgim onu boğuyormuş.../
Sayfa 65 - Gendaş kültür·Kitabı okudu