Selam, 1000Kitap’ı pek kullanmıyorum ama birileriyle fikirlerimi paylaşmak istedim. Belki de Ben mi yanlış düşünüyorum? falan gibisinden. Eğer haksız olduğumu düşünüyorsanız lütfen belirtin.
Kitabı yeni bitirdim ve açıkça söyleyebilirim ki çoğu yerde çok kolaya kaçılmıştı. Tamam da ne alaka ya dedim sürekli. Kitap 530 sayfa ve 400 sayfa boyunca neredeyse hiçbir şey olmuyor ben bir savaş kitabı okuyacağız sanıyordum ama 400 sayfa boyunca ağırlıklı olarak aşk ve ilişki dinamikleri var. Dinamik de hep aynı zaten= (koruyucu + sahiplenici + itaatkâr erkek) ve (cesur + inatçı + güçlü kadın) pfff
Yani o kadar şehirler, krallıklar düşüyo abi 15 ay önce Saige dangalağı küçücük kızın ölümüne yol açıp kendi de esir düşüyor ki bunun öncesi de var, yani en az iki seneye yakın diyarda savaş var VE bunlar oturmuş hâlâ düğün dernek yapıyorlar! DAHA YENİ tüm krallıkları çağırıp bir plan yapmaya çalışıyorlar, o da hiçbir fayda sağlamıyor. Sağlıyorsa da kitap bunu bize anlatma gereği duymuyor bir daha adı geçmiyor hiçbirinin onun yerine yok Drystan, yok Irithel, küvet veya aşk sahneleri biz çok iyi yönetiyoz dimi aşkım? Evet aşkım... Nah iyi yönetiyonuz btw Üst üste düğün kutlama yapanlar mı ararsın, milletin krallığı yanarken sözde imparatorluğun aşk meşk derdinde olması mı. Valla Reika haklıydı; bunların alıklıkları kadının canına ne kadar tak ettiyse artık. Zaten bence 4 kitap boyunca yazılmış en iyi metin Reika’nın itirafıydı: 24 tane sorumsuz ebeveynin planladığı 2. sınıf bir Hunger Games; evlilik dışı doğmuş ve masum bir kızın bile boynunu kırabilecek (öyle varsayıyordu) kadar ileri giden eğitimsiz bir tavernaciyi imparatoriçe yapamaz, YAPMAMALI!
Karakter gelişimleri zaten çok komik. Zaiden lavuğu kitapta bir yerde diyor ki: "General / komutan ordusu ile birlikte olmalı, onurlu
Tatlış, insanın kalbine dokunan, romantik bir alien serisinin ilk kitabı. Bu kadar soft olduğunu bilmeden daldım kitaba ve beğendim, hoşuma gitti. Hem güzel hissetmek, tatlı bir çift okumak, hem de uzayın ve galaksinin ötesine minik bir yolculuk yapmak isteyen herkes okuyabilir. Tek bir eleştirim şu olabilir; sci-fi etkisini daha uzun ve ayrıntılı görmek isterdim. Ama daha ilk kitap olduğundan mazur görülebilir, belki diğer kitaplarda daha ayrıntılıdır.
2.kitapta Seyn ve Ksar'ın hikayesinin nasıl gelişeceğini çoook merak ediyorum, hemen oraya geçmek istiyorum.
Dipnot: Bu seriyle straight guys serisini aynı kişi mi yazmış diye düşündürttü bana :). SG serisi bir yerden sonra beni aşırı baymıştı ve yazımı çok sıradan, üstünkörü yazılmış gibi hissettirmişti. O yüzden o seriyi pek sevmiyorum ama yine de bu seriyle Hazard'a bir şans verdiğime sevindim. Şimdilik sevdim gibi duruyor. UMARIM ki serinin devamı da böyledir ve hatta üstüne katarak daha da iyi ilerlemiştir.
(Seyn, üzümlü kekim, bekle geliyorum.)
Pride and Prejudice utspelar sig på landsbygden i södra United Kingdom under 1790-talet. Mr. Bennet har fem döttrar. Han är en gentleman och brukar spendera mycket tid i sitt bibliotek. Jane och Lizzy är lika sin pappa.
Mrs. Bennet bryr sig mycket om pengar och vill alltid att hennes döttrar ska gifta sig med rika män. Mary, Lydia och Kitty är lika sin mamma.
Boken handlar om kärleken mellan Darcy, som är en adlig och rik man, och Elizabeth(Lizzy). När de träffades första gången uppstod många missförstånd mellan dem. Darcy såg på hennes familj och fick många fördomar om henne. Lizzy pratade med en officer och fick negativa tankar om Darcy.
Med tiden förstod de att allt var ett missförstånd och att de båda var snälla och goda personer. Boken slutar med att Darcy och Lizzy förlovar sig.
Jag ger boken 5 av 10, eftersom det inte hände så mycket. Det handlade mest om äktenskap.
RAMSES
𝗜Ş𝗜Ğ𝗜𝗡 𝗢Ğ𝗟𝗨
Chrıstıan JACQ
Bazı kitaplar vardır, yıllar sonra yeniden elimize aldığımızda bile aynı heyecanı hissettirir okuruna.
Ramses Işığın Oğlu’da benim için kesinlikle böyle bir kitap oldu.
Daha önce okumuş olmama rağmen, Ramses’in o daha on dört yaşındaki hâline yeniden tanıklık etmek beni yine aynı şekilde etkiledi. Çünkü bu hikâye sadece bir prensin değil, bir gücün doğuşunun hikâyesi.
Firavun I. Seti’nin oğlunu acımasız sınavlardan geçirmesi, ona bir baba gibi değil de geleceğin hükümdarı gibi yaklaşması kitabımızın en çarpıcı tarafıydı kesinlikle. Ve Ramses’in o sınavlar karşısındaki duruşuyla daha o yaşta bile kaderini kabullenişini hissettük her sayfada.
Veee Şenar..
Taht için yanıp tutuşan, kurnazlığıyla her an tehlike yaratan Ramses’in abisi Şenar.
Ramses’in etrafının aslında ne kadar düşmanla çevrili olduğunu fark etmesi çok uzun sürmüyor. Ve o andan itibaren hikâye sadece bir büyüme hikâyesi olmaktan çıkıp tam anlamıyla bir hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor.
Bu yolculukta neyse ki Ramses yalnız değil.
Musa’nın zekâsı, Setau’nun gizemli dünyası, Ameni’nin sadakati ve Nefertari ile olan o saf ama güçlü bağ…
Hepsi Ramses’in dönüşümünde ayrı bir yer tutuyor.
Ve en güzel kısmıda sonunu biliyor olsam bile, o dönüşümü yeniden okumak ayrı bir keyifti benim için.
Çünkü kitabın sonunda artık o çocuk yok.
Yerine, gücünü fark eden ve tahtın gerçek varisi olmaya adım atan bir Ramses var.
Yıllar sonra Ramses’i yeniden okumak serimizin sadece bir tarih anlatısı değil, aynı zamanda unutulmaz bir karakter yolculuğu olduğunu da hatırlattı bana.
Ve evet, devamını okumak için de sabırsızlanıyorum.
Syf: 414 Christian JacqRamses - Işığın Oğlu
GİTME GÜL YANAKLARIN SOLAR
İrem UZUNHASANOĞLU
𝑺𝒂𝒗𝒂ş 𝒃𝒂𝒓ış 𝒅𝒊𝒏𝒍𝒆𝒎𝒆𝒅𝒊 𝑵𝒂𝒇𝒊𝒂 𝑯𝒂𝒏ı𝒎, 𝒚ı𝒍𝒍𝒂𝒓𝒄𝒂 𝒐 𝒌𝒂𝒓𝒑𝒖𝒛 𝒍𝒂𝒎𝒃𝒂𝒍𝒂𝒓 𝒂𝒌𝒍ı𝒏𝒂 𝒉𝒆𝒓 𝒅üş𝒕üğü𝒏𝒅𝒆 𝒉ü𝒛ü𝒏𝒍𝒆𝒏𝒅𝒊. 𝑮𝒆𝒍𝒊𝒏 𝒈𝒊𝒕𝒕𝒊ğ𝒊 𝑺𝒆𝒓𝒆𝒛’𝒅𝒆𝒌𝒊 𝒆𝒗𝒆 𝒅𝒂𝒊𝒓 𝒐 𝒌𝒂𝒅𝒂𝒓 ç𝒐𝒌 𝒅𝒆𝒕𝒂𝒚 𝒖𝒏𝒖𝒕𝒎𝒖ş𝒕𝒖 𝒌𝒊 𝒂𝒎𝒂 𝒌𝒂𝒓𝒑𝒖𝒛𝒍𝒖 𝒍𝒂𝒎𝒃𝒂𝒍𝒂𝒓 𝒉𝒆𝒑 𝒂𝒌𝒍ı𝒏𝒅𝒂 𝒌𝒂𝒍𝒅ı. 𝑮𝒊𝒕𝒕𝒊ğ𝒊 𝒉𝒆𝒓 ç𝒂𝒓şı𝒅𝒂, 𝒑𝒂𝒛𝒂𝒓𝒅𝒂, 𝒚𝒐𝒍𝒖𝒏𝒖𝒏 𝒌𝒆𝒔𝒊ş𝒕𝒊ğ𝒊 𝒉𝒆𝒓 𝒆𝒔𝒌𝒊𝒄𝒊𝒏𝒊𝒏 𝒆𝒍 𝒂𝒓𝒂𝒃𝒂𝒔ı𝒏𝒅𝒂 ü𝒎𝒊𝒕𝒍𝒆 𝒐 𝒍𝒂𝒎𝒃𝒂𝒍𝒂𝒓ı 𝒂𝒓𝒂𝒅ı 𝒃𝒖ğ𝒖𝒍𝒖 𝒈ö𝒛𝒍𝒆𝒓𝒊.
Yüreğimizi sızlatacağını bilsek de göç hikâyelerini okumayı sever misiniz?
Mübadelenin, sürgünün, koparılmışlığın, ait olamamanın, ait hissedememenin, hissettirilmemenin ne demek olduğuna tanık olduğumuz hikâyeleri…
Kitabımız mübadele yıllarında yani 1910’lu yıllarda bir ailenin dört kuşak öncesinde başlayan ve anlatıcımız olan yazara kadar uzanan göç hikâyesini konu alıyor. O yıllarda yaşananları öyle yüreğimizi sızlatacak bir dille kaleme almış ki yazarımız; göçün sadece bir yer değiştirme değil insanın yurdunu, hatıralarını ve köklerini ardında bırakmak zorunda kalmasının ne demek olduğu içimize işliyor adeta.
Bir gecede Serez’deki evini eşi ile apar topar terk etmek zorunda kalan Nafia Hanım’la başlayan yolculuğumuz daha yirmi dokuz günlükken koynunda Ege’nin diğer yakasına getirdiği kızı Mediha’nın yarım kalan cümleleriyle, Mediha’nın kızı Leman’ın annesinin suskunluğunda büyüyen hayatıyla ve geçmişin izini sürmeye çalışan yazar anlatıcımızla devam ediyor. Nafia’nın ölümüne kadar sakladığı lacivert kese içindeki elmas kolyesi…
Mediha’nın annesinden hatıra olarak yanına aldığı bakır kazan…
Leman’ın annesinden duyduğu “Biz Rumeliliyiz kızım, ağıt yakmayız, tefekkür ve tevekkül ederiz” sözleri…
Göç etmek zorunda kalanların yüreğini yoran geride bıraktıkları ev, toprak, zeytin ağacı değildir sadece; dostları, komşuları, anıları, yaşanmışlıkları, geçmişleridir denizin diğer yakasında
çok salaksınız ağlıyorum çığlık atıyorum çok malsınız MAL mal MAAL PEOPLE connor kalk bi sg sen de yengeçsin kesin çıldırttınız beni iki siz introvert yan yana gelmemeliydi
Normal İnsanlarSally Rooney · Can Yayınları · 20199,8bin okunma