• Heykeller yapıp oyalanıyorum şimdilerde. Yavaş yaşanan bir matem benim hayatım. Soluğum, bitmeyen bir ağıt. Kimse beni mutlu edemez, ben kimseyi mutlu edemem, bunu anladım zamanla. Sadece yolun sonuna diktim gözümü. Benim hayatım sizinkinden farklı. Ben yavaş ölüyorum. Çok yavaş bir ölüm, siz onu hayat sanıyorsunuz.
  • Semrâ Sultân kod adlı okurun paylaştığı iletiye ve Ahmet Altan ‘a cevaptır. #40521697

    Merhabalar… Yine bir cevap iletisi ile sizlerleyim. Yalanları paylaşanlara karşın, gerçeklerle cevap verelim mi? Lütfen, eşlik ediniz… El-Cevap 2!

    Birincisi burada: #42480462

    Taraf Gazetesi Yazarı Altan… Taraf’ın nasıl bir gazete olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Yalan dünyaya açılan bir kapıdır Taraf yayınları… Buram buram Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı kokan yazıya verdiğim cevaplar için buyurunuz... Sizlerde eşlik ediniz...

    *

    Ahmet Altan: Acılı bir dönem sona eriyor.
    Murat Ç : İktidar mı gidiyor sayın altan, hayrola? Belediye seçimlerinden bir tüyo mu var?

    Ahmet Altan: Yanlış kurulmuş bir cumhuriyet şimdi yeniden biçimleniyor.
    Murat Ç: Haklısınız sevgili Altan, İngiliz Mandasını ya da Amerikan Mandasını kabul edip, SEVR de belirtilmiş sınırları kabul edip, sömürge bir devlet olmalıydık… Damat Ferid ile aranız nasıldı sorması ayıp?

    Ahmet Altan: Biz cumhuriyet kurup başına Mustafa Kemal’i getirmedik, Mustafa Kemal’i başa geçirip etrafına bir cumhuriyet kurduk.
    Murat Ç: Siz derken? Zaten siz kurmadınız sayın Altan, sizin ne yüreğiniz ne de fikriniz yeter. Mustafa Kemal’in etrafına kurulan bir şey yok, fikirlerin etrafına kurulan modernize edilmiş bir devlet var.

    Ahmet Altan: Tek partili bir diktatörlük de halktan destek alamadığı için desteğini ordudan aldı.
    Murat Ç: Tek Parti dediğiniz şey, Milletin Meclisidir. Ve Çok sesli bir meclistir. İçerisinde her bölgeden milletvekili ve görüş bulunmaktadır. Birinci ve İkinci meclisi hiç okudunuz mu? Halktan destek almadıysa, Mustafa Kemal’i halk nasıl bağrına bastı? Onun yanında olup nasıl savaşa girdi?

    Ahmet Altan: Niye yaptığımızı bugün dahi mantıklı bir şekilde açıklayamadığımız bir sürü tuhaf “devrimi” ordu zoruyla gerçekleştirdik.
    Murat Ç: Orduyla gerçekleşen bir şey yoktur. Meclis vardır. İsyan bastırılması için milletvekili mi gitsin? Şimdi öyle yapılıyor da haberimiz mi yok ?

    Ahmet Altan: İnsanların giysilerine musallat olduk.
    Murat Ç: İnkılapları anlamadığınız ortada. Atatürk’ün eşi, Latife hanımı tanır mısınız? Kıyafeti nasıldı? Karışılmış gibi miydi? Devlet kurumlarında bir kılık kıyafet şekli belirlenmiştir. Kimsenin kıyafet üzerinden nemalanmaması sağlanmıştır. Kıyafet üzerinden siyaset güdülmemesi sağlanmıştır. Şu an onları giy desem giymezsiniz. Ama MİLLETE TAM TERSİNİ SÖYLEMEK GÜZEL OLUYOR DİMİ. Atatürk’ün gezilerini ve halkın giyim kuşamını iyi analiz ediniz!

    Ahmet Altan: “Fes giymeyeceksin” diye tutturduk.
    Murat Ç: Tutturmadık. Devlet kurumlarında yasaklandı. Giyen giydi. Topluluk genel olarak uyum sağladı. Fesin Müslümanlıkla ya da İslamla ne ilgisi var? Zamanında FES giyilmemesi için Osmanlı neler yaptı, sonra onu nasıl sahiplendi. Lütfen ya… Şapka diye diye kafayı yemiş bulunmaktasınız. Bir belgeniz falan da yok ortada. Kraldan çok kralcı olanlar her zaman vardır. Yaranmak için bir takım işler içine girmiş kişilerin varsa yaptıkları ne Cumhuriyet’e ne de Atatürk’e mal edilemez. Bugün olanlar ortada, ama kimse en baştakine değil, yapanı suçluyor ve sıyrılıyor. Değişen nedir? Ama yok, öyle yazmak lazım…

    Ahmet Altan: Alfabelerini değiştirdik.
    Murat Ç: Ülkede ki okuma yazma oranı neydi, sonra ne oldu? Arap Alfabesi ile ilgili bir kolaylık ve harikalık varda bizim mi haberimiz yok ? Latin harflerinin zararı olmadığı gibi, bizzat yararı olmuştur. Bunu anlayamıyorsanız, lütfen kullanmayınız demek isterdim ama bizi desteklemeyenler köprülerden geçmesin o zaman beyanatlarına benziyor, bu da hoş olmaz.

    Ahmet Altan: Müziklerini dinlemelerini yasak ettik.
    Murat Ç: Mesela ne yasak edildi? Daha iyisi icra edilsin diye bir takım faaliyetleri biliyoruz da ne yasak edilmiş, pek anlamadım.

    Ahmet Altan: Bunların hiçbirini halkın rızasını alarak yapmak mümkün olmadığından hep orduyu kullandık.
    Murat Ç: İftiraya bakınız… Halkın içine karışıp, İnkılapların çoğunu yapmadan önce halkın arasında bizzat denemiştir. Şapka ve Harf İnkılabı nasıl yapıldı mesela? Biraz akıl ve mantık… Lütfen…

    Ahmet Altan: Ne olurdu insanlar fes giyseydi, Arap alfabesi kullansaydı, Bach yerine türkü dinleseydi?
    Murat Ç: Türkü ne zaman yasaklandı? Fes senin kültürün değil, neyini savunuyorsun? Arap alfabesi dediğin şeyi halk ne kadar benimsemiş? Zoruna giden nedir?

    Ahmet Altan: Ne olurdu görüntü Batılılara benzemeseydi de, “halkın iradesine” dayanan bir yönetim şekli Batı’ya benzeseydi?
    Murat Ç: Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetimi, kendisi içinde özeldir. Hiçbir ülkeye de benzemez. Batı’nın uygulama şekli ile, bizim kültürümüzde uygulanan şekil ve yönetim farklıdır. Padişahım çok yaşa diyenler olsaydı diyorsun yani, o zaman halkın iradesi vardı haklısın…

    Ahmet Altan: Bu ülkede “şapka giymiyor” diye adam asıldı.
    Murat Ç: Yalancısın, iftiracısın. Şapkayı bahane edip ayaklanma çıkaran dini tarikatlar ve ele başları cezalandırılmıştır.

    Ahmet Altan: Bunun saçmalığını dile getirmek yasaklandı.
    Murat Ç: Saçmalayan sensin.

    Ahmet Altan: Mustafa Kemal, Batı uygarlığının “özünü” değil, biçimini benimsedi.
    Murat Ç: Mustafa Kemal KUL’a kulluk eden milletten, HÜR bir millet ortaya çıkardı. Batı’nın benimsenecek ne özü varmış ? Lazım olan alınır, lazım olmayan bir çok şeyde alınmaz. Sanarsın ki Altan Rönesans yaptı da biz almadık?

    Ahmet Altan: Bu ülkenin aydınları da “görüntüyü” çağdaşlık olarak değerlendirdi.
    Murat Ç: Aydın dediğin kimler? Üniversite reformunu NFK mı yaptı?

    Ahmet Altan: Eğitim bir “beyin yıkama” kampanyasına dönüştürüldü, demokrasi neredeyse lanetlenip “cumhuriyet” alabildiğine yüceltildi.
    Murat Ç: Türk Tarih Tezi sana fazla gelir sayın altan. Batı’nın çakma tezi üzerine antitez olarak ortaya çıkmıştır. Fikirler ortaya atılmış ve bir çok batılı profesör yardımcı olmuştur. Türklerin silik bir tarihe ait olmadığını görmüş olan ATATÜRK, Batı2nın çakma tezini kabul etmedi diye seni mi mutsuz etti. Lütfen mutsuz ol…

    Ahmet Altan: Cumhuriyet, bir diktatörlük yönetimine cevaz veriyordu çünkü.
    Murat Ç: Aynen, meclis zaten puro içmeye geliyordu.

    Ahmet Altan: Demokrasi ise diktatörlüğe izin vermiyordu.
    Murat Ç: Atatürk insan içinde dolaşan bir liderdi. Bunu görmemek körlük demektir. Böyle diktatörlük nerede var?

    Ahmet Altan: Gericilik-ilericilik tamamen şekil üzerinden öğretildi.
    Ahmet Altan: İnsanların birbirlerine nasıl hitap edeceği bile yasalarla belirlendi.
    Ahmet Altan: Batı’nın şapkasını aldık.
    Ahmet Altan: Gömleğini, ceketini, alfabesini aldık.
    Ahmet Altan: Felsefesini, bilimini, demokrasisini almadık.

    Murat Ç: Cumhuriyet tarihine gerçekten hakim misiniz? Siz bu ülkenin yeniden nasıl kurulduğunu, fakirliğini ve Osmanlı borçlarını bilmiyorsunuz sanırım? Ülkeye Osmanlı bilim mi getirmiş, felsefe mi getirmiş, demokrasi mi getirmiş. Cumhuriyet temellerini attığı için mi düşmansınız ?


    Ahmet Altan: Görüntüsel bir özentiye dayanan bir diktatörlük kurduk, bunun sürmesini de ordunun silahıyla sağladık.
    Murat Ç: Osmanlı borçları ödendi, ülke kendisi kalkınmaya başardı, yabancıların elinde olan bütün kuruluşlar millileştirildi demiyorsun ama dikta’nın ne olduğunu bilmeden mi yoksa bilerek mi atıp tutuyorsun? DP mesela sizce nedir, ne yapmıştır?

    Ahmet Altan: İsmet Paşa da bu düzeni sürdürdü.
    Ahmet Altan: Sonra bunu değiştirmek zorunda kaldık.
    Ahmet Altan: Her şeyi “görüntü” sandığımızdan “demokrasinin” de görüntü kısmını benimsedik.

    Murat Ç: Cumhuriyet’in harcamalarına bir bakınız. Eğitime mi yoksa Ordu’ya mı daha çok para harcanmış. Bir bakın bakalım, az olan para nereye harcanmış???

    Ahmet Altan: Seçimlere çok parti girdi ama yönetim hep orduda kaldı.
    Ahmet Altan: Seçilen siyasiler, yönetimi kendilerinde sandıklarında ordu devreye girip darbe yaptı.
    Ahmet Altan: Darbeler de bizim tuhaf cumhuriyetin bir “parçası” olarak kabul edildi.

    Murat Ç: Ordu ile kafayı bozmuş olmanız mümkün mü? Cumhuriyet’i idare eden Meclis var, ordu siyasetten çekilmiştir. Paşalar ya siyasette ya ordu da kalacaktı. Herkes yolunu seçmiştir.

    Ahmet Altan: Soğuk Savaş sırasında, Amerika Türkiye’yi Sovyetler’e karşı kullanmak istediği için bu düzenin sürmesinden yana çıktı.
    Ahmet Altan: Sonra dünya değişti.
    Ahmet Altan: Amerika değişti.
    Ahmet Altan: Avrupa değişti.
    Ahmet Altan: Türkiye’den talepleri değişti.
    Ahmet Altan: Ordu bunu kabul etmek istemedi.
    Son darbesini 28 Şubat’ta yaptı.

    Ahmet Altan: 2002’de zenginleşen muhafazakâr kesimlere dayanan, dünyanın desteğini arkasına almış AKP iktidarına karşı da darbe hazırlıklarını, girişimlerini, planlarını sürdürdüler.
    Murat Ç: Nasıl zenginleştiler. Bir yazar mısınız? Sarraf ve benzerlerinin yöntemleriyle mi? Zenginlerden tehditle alınan paralarla mı? Efendim?

    Ahmet Altan: Dünyaya öylesine kördüler ki hayatın değiştiğini fark etmediler, kendilerine olan güvenleri tamdı, hazırladıkları darbeleri kayıtlara geçirdiler.
    Ahmet Altan: Hayatın, zamanın, koşulların kendilerine verdiği mesajları anlamamakta direndiler.
    Sonunda yakalandılar.
    Halk artık darbelerden ve darbecilerden nefret ediyordu.
    Kendi iradesinin iktidara gelmesini istiyordu.
    Dünya da bunu destekliyordu.
    Murat Ç: Amerika destekledi evet biliyoruz. Başa nasıl geldiler? Deniz Baykal olmasaydı, Siirt seçimleri yalandan iptal edilip, tekrar seçim yapılıp seçilmese başa gelebilir miydi?

    Ahmet Altan: Dün ilk kez muvazzaf bir orgeneral “darbe” hazırlıklarına karıştığı için tutuklandı.
    Kenan Evren, darbe yaptığı için ifadeye çağrıldı.
    Ordunun içindeki son cunta da şimdi temizleniyor.
    Yeni bir çağ açılıyor.
    Murat Ç: Cunta dediğin FETÖ sanırım? Onlar geldi ya hani…

    Ahmet Altan: Bu çarpık cumhuriyetin içinde hayat bulmuş bütün “çarpıklıklar” da temizlenecek, cumhuriyeti bu toplum yeniden kuracak.
    İnsanların giyimine, diline, dinine, yaşamına karışılmayacak, karışmaya kalkan cezalandırılacak.
    Kişilerin iradesinin değil, dünyayla uyum içinde yaşayacak bir toplumun iradesinin yönetime yansıyacağı bir dönem bu.
    Diktatörlüğe heves etmek artık mümkün değil bu çağda, bunu da herkesin aklında tutmasında büyük fayda var.

    Murat Ç: En son cevap yazdığım bu son yere kadar yazılanları iyice okuyun. Ve son cümleyi tekrar okuyun. OLMAYAN şeyleri yazmak kaleminizin bir parçası olsa gerek. Cumhuriyet değil, sizin düşünceleriniz çarpık. İnsanların dinine kimse karışmadı, Kul'a KULLUK ortadan kaldırıldı, yüzyıla uygun kıyafetler benimsendi, yaşamına da karışılmadı, devlet kurumlarına özel olarak verilen emirler başkadır, halkın yaşam biçimi başkadır. Atatürk’ün gezilerine bakarsınız biraz biraz anlarsınız belki. Siz kimi kandırıyorsunuz yahu ????? Siz yazınca bütün bunlar gerçekten olmuş oldu yani? Kafanızdan yalan tarih yazınca oldu yani? Benim yazdıklarımda gerçek değil zaten bunları da ben uydurdum.

    Siz ve sizin gibiler, böyle yazıyorlar. Sonra bunları zaten araştırmayacak insanlara da, gerçekleri anlattığınızı sanıyorsunuz, birileri de paylaşıyor.

    Sizin fikirlerinizin, gerçek anlamda temiz olmadığı gerçeği ortadayken; yazdıklarınızın da samimi olmadığı, belirli bir kitleyi iktidarın da desteği ile kandırmak zevki paha biçilemez olmalı. Sizin ideolojik yapınız nedir bilemem, samimiyetinizin hangi derecesi ile yaşıyorsunuz onu da bilemem, bildiğim şey şudur.

    CUMHURİYET çok şeydir, fakat; sizin ANLATTIKLARINIZ değildir…

    Cumhuriyet’in ve Kurucusu’nun fikirleri altında kıvranıyorsunuz. Sayın altan, yazılarınızı okuyunca şunu anladım ki, hiçbir gerici düşünce ne Mustafa Kemal ile ne de Cumhuriyet ile başa çıkamaz. Çıksaydı, emperyalizme destek yağdıran kitle kazanırdı değil mi?

    YENİLMEYE MAHKUMSUNUZ… İktidarlar geçicidir bunu da unutmayınız. Baki olan şeyi söylememe gerek yok sanırım…

    *

    Kalın sağlıcakla Semra Hanım, ben de engelli değilsiniz… Gelip Yorum yapabilirsiniz….
  • 120 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Şairlerin yaşamöyküsü yoktur, Onların yaşam öyküleri yapıtlarıdır.
    Octavio Paz
    Bu kitapta biraz Fernando Pessoa'u anlatıyor. Bazen toplumcu yazarları okusamda hep kapalı anlatım yapan Surrealist yazarları sevmişimdir. Alegori her eserin bence olmazsa olmazi olmalı Pessoa'da da alegorik anlatımı çokça gördüğüm yazarlardandır.
    Anarşist Banker
    1922’de Pessoa adıyla yayımlanan bu eser, gerçek bir ateş gemisidir; bugün de, basıldığı zamandaki kadar tehlikeli, bir o kadar patlayıcı ve coşkundur.
    Eser, bir roman gibi okunabilir: hatalarıyla, tereddütleriyle ve nihayetinde muzaffer sonucuyla bir hayatın romanı. Sıfırdan başlayan Banker, bir servet kazanır: Neden ve nasıl? Acımasız bir keskinlikte ama bir o kadar da eğlenceli bir kötü niyet taşıyan bir dizi uslamlamayla bize göstermeye çalıştığı budur. Bu Banker, –katıksız ve sağlam bir anarşist olduğunu ilan eden– bize “hakikat”ini kanıtlamak için yanıltmacalara, çelişkilere ve inanılmaz çarpıtmalara başvurmakta tereddüt etmez. Kitaptan
    "Sadede gelecek olursak, geçenlerde bana, eskiden sizin anarşist olduğunuzu söylediler.”
    “Eskiden mi, hayır! Eskiden de anarşisttim, şimdi de anarşistim. Bu noktada değişmedim. Ben anarşistim.”
    “Bakın hele! Siz bir anarşistsiniz, öyle mi? Hangi açıdan anarşistsiniz? Tabii eğer bu sözcüğe farklı bir anlam vermiyorsanız…”
    “Bildik anlamdan farklı mı kullanıyorum? Kesinlikle değil. Bu sözcüğü en sıradan anlamıyla kullanıyorum.”
    “Yani, şu işçi örgütlerinde görülen tipler gibi mi anarşistsiniz siz de bunu mu demek istiyorsunuz? Bombaları ve sendikalarıyla ortalıkta dolanan o tipler ile sizin aranızda gerçekte hiç fark yok mu?”
    “Fark var elbette… Ama sizin sandığınız noktada değil. Siz belki de benim sosyal kuramlarımın onlarınkine benzemediğini sanıyorsunuz?”
    “Aa, evet, anlıyorum! Siz kuramsal olarak anarşistsiniz; ama uygulamada…”
    “Kuramda ne kadar anarşistsem uygulamada da o kadar anarşistim. Uygulamaya gelince fazlasıyla anarşistim; hem de sizin sözünü ettiğiniz tüm o tiplerden daha fazla. Üstelik tüm yaşamım da bunun kanıtı.”
    “Anlamadım?”
    'Tüm yaşamım bunun kanıtı elbette. Sizin bu sorunu bilinçli bir biçimde incelemediğiniz ortada. İşte bu yüzden, aptalca şeyler söylediğimi ya da sizinle alay ettiğimi düşünüyorsunuz.'"

    "Anarşistin ideali öncelikle özgürlüktür; sonra özgürlük yoluyla eşitlik, nihayetinde ise özgürlük içinde eşitlik yoluyla kardeşliktir. Şunu unutmayın: Anarşist sistemde, eşitlik olarak var olabilecek şey özgürlükle birlikte gelmez, ondan kaynaklanır. Burjuva ve anarşist sistemler arasında ara bir sistem olması için ve birinden diğerine yumuşakça geçebilmek için, bu ara sistemin burjuva sistemden daha fazla özgürlük içermesi gerekir. Tersi durumda, bu, anarşizme doğru atılmış bir adım olmaz. Özgürlükte bir artış görülmezse, üstüne üstlük bir de azalırsa, burjuva sisteminin yerine farklı (ya da denk) bir sistemin geçmesinden başka bir anlama gelmez bu. Burjuva sisteminin yerine, bu noktada ona denk bir başka sistemi koymak, bütün çabaları feda edip, hatta belki de kan döküp, sonuçta toplumun aynı kalmasına yol açmak olur. Merkezden çok uzaktaki bir evi terk edip şehrin öteki ucuna, merkezden ilki kadar uzak yeni bir konuta taşınmak için vakit ve para harcamaya benzer bu.
    Sorun, kapitalizm ile anarşizm arasında ‘geçiş sistemi’ olarak kabul edilebilecek ve özgürlükler bakımından kapitalizmden üstün olması bir yana, en azından dengi olabilecek hiçbir sistemin ortaya çıktığının görülmemesidir. Sosyalizm ile komünizm eşitlik fikri üzerinde temellenir. Ama özgürlük pek dert edilmez. Bireycilik üzerinde temellendiğinden en azından özgürlüğün tohumunu içeren burjuva sisteminden daha kötü zorbalıklardır bunlar. Sosyalizm ile komünizmin temellendirdiği ise mutlak erk sahibi bir Devlet’tir. Bütün insanları bu canavarın, öldürülecek bir bedeni bile olmayan bu Mutlak Kral’ın altında eşit kılarlar. Her ikisinde de burjuvazi her şeyini yitirir, emekçinin ise kazanacağı hiçbir şey yoktur. Burjuva köle değilken köle olur; burjuvanın dengi olmuş işçi, kendini yeni bir efendiyle birlikte bulur ve önceden olduğu gibi yine köledir. Burjuva sisteminde bir emekçi, her şeye rağmen ve emeği sayesinde ya da şans sonucu veya herhangi bir başka gerekçeyle kendisi için biraz para toplayabilir, toplum içinde yükselebilir, belli bir oranda özgürlük –en azından paranın sağlayabileceği oranda– elde eder. Sosyalist ya da komünist rejimde ise hiçbir umudu yoktur. Bu, cehennemin yeryüzünde kusursuzca geçekleşmesidir ve cehennemde, göründüğü kadarıyla, herkes eşittir."

    Şeytanın Saati ise
    Şeytanın Saati, Pessoa’nın bütün metinleri gibi insanın kendini ve ona yön veren birliği arayışındaki aynı güzergâhın etaplarından biridir ve yine diğer metinler gibi, o da bir puzzle parçası değildir: Pessoa eserlerinin belli başlı niteliklerini küçültülmüş olarak içeren bir bütündür. Bu bütünlük, hem içerik hem de biçem olarak söz konusudur. Pessoa’nın tüm eserleri gibi, edebi türleri tartışma konusu yapan ve hiçbir durumda aynı cinsten olmayan tüm türlere –öykülemeci tür, dramatik tür, lirik tür– benzeyen bu metin, aynı zamanda, sırrın ve bilginin bu gezgini tarafından gerçekleştirilen erişilmez hakikati arama yolculuğu olması bakımından da tüm türlerle arasında yakınlık kurar. Pessoa’nın belli başlı tüm konu ve saplantılarının, ezoterizmin bütün türlerinin, “aldatmaca”nın şiirsel mantığına karışan çelişkinin şiirsel mantığının Şeytanın Saati’nde seçki biçiminde bulunduğu söylenebilir ve varlıkla varlık olmayanın varlıkbilimsel takınağına da metnin her yerinde rastlanır. Dinsel, felsefi ve edebi sayısız düşsellikle dolu olan Şeytanın Saati, kökteş şairlerin eserlerine benzer bir tür sonsuz çokkişili söyleşiyle bizi karşı karşıya bırakır.

    Eserden
    Hiçbir zaman ne çocukluğum ne yeniyetmeliğim ne de dolayısıyla, erişeceğim erkeklik çağım oldu. Ben olumsuz mutlağım, hiçliğin cisimleşmiş haliyim. Asla elde edilemeden arzulanan, var olamayacağı için düşlenen şey – bu benim hiçlik krallığım ve bana verilmeyen taht bu. Bir ihtimal olan, var olması gereken şey, Yasa’nın ya da Yazgı’nın bahşetmediği şey – bunu İnsan ruhuna avuç avuç serptim ve bu ruh, var olmayanın yaşayan yaşamını hissedince allak bullak oldu. Ben, bütün görevlerin unutuluşu, tüm niyetlerdeki tereddütüm. Mutsuzlar ve hayat yorgunları, yanılsamalarından kurtulur kurtulmaz, gözlerini bana doğru kaldırırlar, çünkü ben de, kendimce, Parlak Sabah Yıldızı’yım. Hem de çok, çok uzun zamandır! Başka biri gelip benim yerime geçti.
    İnsanlık pagandır. Asla hiçbir din içine işleyemedi onun. Sıradan insanın ruhunda, ruhun ölümsüzlüğüne inanma gücü bile yoktur. İnsan, ne nerede ne de niçin uyandığını bilmeden uyanan bir hayvandır.
    Tanrılara taptığında, onlara fetiş gibi tapar. Onun dini gözbağcılıktır. Hep böyleydi, böyledir ve hep böyle olacaktır. Dinler, gizemlerden taşan ve dünyevi olan şeylerdir yalnızca ve dünyevi olan bunu hiç kavrayamaz, çünkü o, doğası gereği, dünyevi olamaz.
    Dinler simgedir ve insanlar simgeleri yaşamlar olarak değil (oysa öyledirler), şeyler olarak kabul ederler (oysa öyle olamazlar). Sanki Jüpiter varmış gibi –ama asla yaşıyormuş gibi değil– ona yaranmaya bakarlar. (Jüpiter yaşıyormuş gibi, asla varmış gibi değil.) Tuz dökülünce, bir tutam da sağ elle sol omuz üstünden serpilir. Tanrı’ya karşı günah işlendiğinde, birkaç ‘Göklerdeki Babamız’ duası okunur. Ruh pagan kalmaya ve Tanrı, mezarından çıkarılmayı beklemeye devam eder. Pek az kişi, zaman geldiğinde geri almak üzere, Tanrı’nın mezarının üstüne akasya (ölümsüz bitki) bıraktı. Ama bunlar, iyi aradıklarından, onu bulmak için seçilmiş kişilerdi.
    İnsan hayvandan, sadece bir hayvan olmadığını bildiği için ayrılır. O, görünür karanlıklardan başka bir şey olmayan ilk ışıktır. O, başlangıçtır, çünkü karanlıkları görmek, karanlıklardan ışığı almaktır. O, sondur, çünkü kör doğduğumuzu, görme duyusuyla bilmektir. Böylece hayvan, kendi içinde doğan bilgisizlik yoluyla insan olur.
    Bunlar çağlarla zamanların sonsuzluğudur ve merkez noktasında hakikatin bulunduğu dairenin çemberi üzerinde yürümekten başka yapılacak şey yoktur.
    Bilimin temeli cehaletimizi bilmektir. Bulunduğumuz yer olan dünya; olduğumuz şey olan ten; olmak istediğimiz şey olan Şeytan – üçü birden, o Büyük An’da, içimizdeki Efendi’yi, olmamıza ramak kalmış o Efendi’yi öldürdüler. Ve onun sırrı, ona dönüşebilelim diye sahip çıktığı sır kayboldu.
    Ben de, bayan, Parlak Sabah Yıldızı’yım. Ben, daha Yuhanna konuşmadan önce buydum, çünkü Patmos’tan önce Patmos, bütün sırlardan önce sırlar vardır. Başka bir simge şemasında benim Venüs olduğumu düşündüklerinde (düşündüğümde) tebessüm ederim. Ama ne önemi var? Tanrısı ve Şeytanı’yla, içindeki tüm insanlar ve onların gördükleri her şeyle birlikte, bütün bu evren, sonsuza dek çözülmeye çalışılacak bir hiyerogliftir. Ben, meslek olarak, Büyü ustasıyım – yine de Büyü nedir bilmem.
    Sırlara vâkıf olmanın en yüksek derecesi, var olan bir şey olup olmadığını bilmekte cisimleşen soruyla noktalanır. En büyük aşk derin bir uykudur, dalmaktan hoşlandığımız bir uyku. Ben bile, ki sırra en fazla vâkıf olması gerekenlerden biriyim, kimi zaman, içimde, Tanrı’nın ötesinde bulunan şeye sorarım, tüm bu tanrılarla yıldızların kendi uykularından, dipsiz derinliğin büyük unutkanlıklarından başka bir şey olup olmadıklarını.

    Okunması gereken kisa bir eser.
  • EYLÜL İNCE'DEN

    Bir kitap düşünün ki içinde aşk olsun; babanın üvey evladına duyduğu, annenin öz kızına… Yine babanın alkole ve sigaraya, hepsinin 6 rakamına!...
    Biraz karışık oldu değil mi? Evet, kitap da böyle zaten; karışık, karmaşık, zor ama özel, farklı bir eser.
    Belki türünün ilk örneği, belki de postmodernizm romanın bir adım ötesi.
    Roman dediğime bakmayın, öykü türüne de dâhil edilebilir. Uzun öykü, kısa roman.
    Adından belli değil mi kitaptaki başkalık?
    6!
    Neden 6?
    Kitapta her yol 6’ya çıkıyor.
    Bazıları 6 bölümden oluşan toplam 6 öykü.
    6 ile ilgili birtakım şifreler var, kitabın sonuna değin çözemeyeceğiniz şifreler.
    Sonra anlıyorsunuz ki ya da anladığınızı sanıyorsunuz diyelim, 6’nın hem yapısal hem de anlamsal bir özelliği var.
    Sık sık yinelenen “1+4+1=6 eder” motifi de bunun işareti. Bu konuya daha fazla değinip kafanızı karıştırmak istemiyorum.
    Bir bölümde resim çizdiriyor yazar size, bir bölümde müzik dinletiyor, bir bölümde film izletiyor, bir diğer bölümde şiir okutuyor. Hayatın Anlamını Arayan isimli altıncı bölüm ise tamamen kafa karıştırıcı ve âdeta çıldırıyorsunuz. Zaten kitabın adı da “Çıldırmış Kitap” konulmuş.
    Dini ve felsefi göndermelerle Nietzsche’den Newton’a, Freud’dan Pisagor’a, Nasreddin Hoca’dan Simurg Kuşları’na kadar pek çok tanıdık isme değinilmiş ve bu bölümde mekân yok, zaman yok. Sanki siz de bu öyküde kayboluyorsunuz. Herkes bir arayış peşinde. Peki buluyorlar mı aradıklarını? Bilmem, belki.
    Kitapta devamlı bir kayboluş/arayış/buluş motifi var.
    Daha fazla yazarsam içinden çıkamayacağımı hissediyorum.
    Paranoyak bir anne, obsesif bir baba, histerik bir üvey evlat ve kitapta neredeyse hiç olmayan silik karakter küçük kız kardeşten oluşan bu sorunlu ailenin “saçma” öyküsünü okumak istiyorsanız, kitabı biraz karıştırın!
    Saçma demişken, varoluşçu edebiyatın “saçma”sı bu.
    Emre Karadağ Bu güzel kitabı topluma kazandırdığın için teşekkürlerimi sunuyorum.

    KUZEY ÜMİT MUTLU'DAN

    Emre Bey'in de tanımladığı gibi dağılmış bir ailenin "saçma" öyküsünü okumayı bekliyordum. Biraz ironi, biraz drama belki biraz komedi. Daha önce bu kitap hakkında yorumları okumuştum ama sanıyorum hiç biri bu kitabı tam olarak açıklamaya yetmez. İlk 4 sayfayı iki kere okudum. Kitabın dilini kavradıktan sonra benim açımdan anlaşılabilir olmaya başladı. Daha sonra 6 ile ilgili okuduğum yorumlarda, okuyucuların kağıt kalemle kitabı takip ettiği geldi aklıma ve hemen elime kağıt ve kalemi aldım.
    Nasıl yorumlayacağıma karar vermek için bayağı düşündüm.

    İlk bölümünde karakterlerin kim olduğunu ve genel itibariyle yapılarını kavrıyoruz. ama aralarda "neden bu böyle" ya da "neden böyle yapmış" sorularını size sorduruyor.

    H: Evlat edinilmiş bir çocuk. Mavi gözlü, alımlı, becerikli, zeki ve müzik konusunda yetenekli. Baba tarafından sevilmiş ama annesinden sevgi görmemiş. Annenin öz çocuğuna gösterdiği ilgi ve sevgiden küçük bir pay bile alamamış. Anne tarafından her fırsatta dışlanmış, şiddet görmüş histerik mutsuz abla.
    İ: Ailenin öz çocuğu. Ablası ile arası küçükken iyi olsa da zaman içinde aile içindeki tavırlardan etkilenmiş.
    Özel bir yönü yok; ne güzellik ne başarı ne baskın bir karakter. Annesinin ona olan sevgisi dışında silik bir karakter. Kitapta belirtildiği gibi iki boyutlu insan, uzakta okuyan hayırsız evlat
    O: Baba, okb'li, alkolik, yalnızlık çekiyor. H ile arasında güzel bir ilişki olsa da annenin fiziksel ve psikolojik şiddetine dur diyemiyor hatta kendisi de bu psikolojik şiddetten muzdarip.
    P: Anne, sinir hastası aynı zaman da temizlik hastası ve bu iki özellik sanki birbirini tetikliyor. Kısır olduğunu zannederek apar topar evlat edinmiş H'yi hatta kocasına rağmen bile denilebilir. Ama sonra hamile kalıyor ve biyolojik evladı varken evlat edindiği çocuğu sevemiyor. Onun gözünde tam bir günah keçisi. Büyüdükçe meziyetleri sebebiyle günahları da büyüyor. Anne içten içe onu kıskanıyor çünkü biyolojik çocuğu kendisine çok benziyor ve mavi gözlü H onlarda olmayan çok şeye sahip.
    Okurken P sizi çok sinirlendiriyor. Paranoya bölümünde sık sık vicdanının sesine kulak veriyoruz ama kendini affettiremiyor bana.

    Bu saydığım tüm detayları bölümler ilerledikçe kurgu ağı içinde, cümle aralarında buluyorsunuz. 5. Bölümün sonuna geldiğimizde ailenin öyküsünü kavrıyorsunuz. Bu arada bulmaca çözüyorsunuz.

    Şimdiye kadar okuduğum bütün kitaplardan farklı bir tarzı var 6'nın. Kendine has, değişik ve özel bir kitap 6.
    Dili yalın, bol bol kafiyeli cümleler var. Bazı paragraflar son derece şiirsel. Hikayeler bazen sondan başa, bazen baştan sona gidiyor. Anlatım dili bazen birinci tekil, bazen ikinci tekil üzerinden. Kitabın sonunda da yazarımız neden böyle olduğunu size açıklıyor; kendi içinde bir matematiği var bu kitabın. Dikkatinizi vererek okumalısınız, 120 sayfa olması sizi aldatmasın.

    İçinde sanat olan bir kitap ama sanat tarihi kitabı değil! Histeri bölümünde ki 6 hikayede bir klasik müzik eserinin bestecisi ile bağdaştırıcı özelliği bulunan H'nin hikayesi var mesela.. Bu güzel tavsiyeleri mutlaka dinleyin derim.

    Babanın olduğu bölüm "obsesyon" tabi ki 6 bölümden oluşuyor ve hepsi sanki bir film sahnesi gibi tasarlanmış.

    İki boyutlu insan bölümünde "İ" yi okuyoruz ama tabi 6 bölümde ve bu sefer
    sanat akımları üzerinden.. Oldukça eğitici bir fikir.

    6. Bölüm (hayatın anlamını arayan) Yazarımız benim yorumuma göre bu aile üzerinden hayatın anlamını arayıp yorumlamaya çalışmış. Burada da bir çok felsefeci ve düşünürün önemli yorumlarına rastlıyoruz. Genel kültür açısından oldukça faydalı. Düşünce ve ideolojiler birbirine sarmal şekilde bağlanmış. Böyle bir bölüm yazabilmek için oldukça iyi bir alt yapıya ihtiyaç var. Kendisini takdir ettim.

    7. Bölüm 6'nın anlamını açıklayan bir "son" söz aslında.

    Kitabın sonuna geldiğimde ben de yarattığı hayranlık verici şaşkınlığın karşılığını '6 hakkında' isimli bölümde buldum.

    # "Bu karalama varoluşçuluğun saçmasıyla saçma'nın saçma'sı arasında bir yerlerde olabilir!" diyor yazarımız. Kendinizi; birikimlerinize ve ruh halinize göre herhangi bir saçma'lığa yakın bulabilirsiniz.

    # "Neyse idi, neyse" yorumumu toparlayacak olursam ilk kitabını yazmış biri olarak ben, bu işin içine girdiğimden beri artık kitaplara farklı gözle bakıyorum.
    6 değişik bir kurgu ve anlatım diline sahip. Herkesin yapabileceği bir tarz olmadığını düşünüyorum. Şahsen 40 yıl uğraşsam böyle bir kitap yazamam. Yer yer cüretkar çünkü böyle bir kitap yazmak cesaret işi. Bu yaratıcılığından ve kurgusundan ötürü Emre Bey'i yürekten tebrik ediyorum.
    Kitabın düzenlemesi de güzel yapılmış, kayda değer bir hata görmedim.

    DİLEK KÖKSAL FİLİZ'DEN

    Çok çok ilginç bir kitaptı.Sayfa sayısı az diye hemen bir günde okurum diye düşünmeyin döngü sürüyor yine yeniden okuyorsunuz her cümleden içiniz ürperiyor ve yeni bir bilgi buluyorsunuz aile hakkında..Ruhsal sorunları olan bir ailenin içseslerinden bulmaca çözüyorsunuz.İçsesler öyle karışık ki bir geçmişten bir şimdiki zamandan konuşuyorlardı.Temizlik hastası ve şizofren bir anne piyano çalıyor kelimeler tekrarlanıyor sürekli ve notalar . İki kızından birine şiddet, kıskançlık ve o mavi gözlerine kızgınlık ama neden Ona? Diğerine aşırı sevgi..Ama sonunda görüyor hangisi yanında ...Sürekli sarhoş ve düzen hastası takıntılı bir baba ve 6 rakamı 1+4+1=6 formülü ...kitabın sonunda kavrıyorsunuz 6 yı ve döngü tekrar okutuyor kitabı..bol bol araştırma yapıyorsunuz..Kitapta adı geçen klasik müzik eserlerini dinledim.. Beethowen gerçekten sağır,Chopin'in neden öldüğü anlaşılmayınca kaç yıl kalbi kavanozda bekletilmiş ve veremden öldüğü anlaşılmış.. Kuğugölü balesi Çaykovski ve Tristan ve İsoldeyi de ve o iksiri de araştırdım Wagner 'in , kör olan ünlü besteci Johann Sebastian Bach...
    Obsesyon !Çok zor :(
    Sonunda kitabı çözüyorsunuz ama öyle miymiş diyerek tekrar başa dönüş..Matematik de var,sanat resim müzik de herşey var kitapta...korkular gerçekmiş gibi olan hayaller..Arada vicdan sesleri de konuşuyor.Annenin nefret ettiği o kız en çok ona üzüldüm nasıl dayandı ?Sadece babasından gördüğü sevgi ve sır...neden gitti.. ?Sürekli resim yapan kız O da normal değildi.. Sebebi belli bu ailede yaşamak zor...O kuyu, bekleyiş ve meğerse..Off garip ama çok etkili bir kitaptı ... konu ne aşk ne korku ne macera çok farklı çok .. ben çok etkilendim..7 sonsuzluk...
    Emre Bey kaleminiz daim okurunuz bol olsun...

    SELMAN BİLGİLİ'DEN

    Selman Bilgili
    9 Aralık 2018
    Emre Karadağ ın "6" İsimli Kitabı Üzerine İnceleme, Tahlil, Yorum VS.......

    1) Kapak ve Tasarım = Kitabı okumak için elime aldığımda ilk önce kapağını iyice bir süzdüm. Üst tarafında yeşil fon üzerine kahverengi renk tonuyla büyük harflerle yazarı bildiren "EMRE KARADAĞ" yazısı. Orta bölümde Anadolu kilim motiflerini hatırlatan yuvarlak sarı ve kırmızı renklerde muhtemelen bir tepsi. Onun üzerine konumlanan, taze ve bol yapraklı bir çiçek tutan ojeli tırnakları ile hanımefendi eli. Ayrıca bileklerinde muhtemelen Trabzon işi burma bilezik. Kapağın alt kısmına doğru inince gayet büyük punto ile çarpıcı kırmızı tonda "6" rakamı, ki bu eserin ismi. En son olarak kapağın alt kısmında "Dağılmış bir ailenin saçma öyküsü" vurgusu... Bu vurguyu mırıldanarak okuyunca, ojeli hanımefendi elinde bulunan çiçeğin bu aileyi temsil ettiğini ve kitabın bitimiyle beraber yapraklarının dağılacağı hissi uyandı içimde.
    Kitabın arka kapağında ise yazarımızın vesikalıktan biraz geniş ve fotoğraflıktan dar bir ebatta silueti. Hemen altında da "Kadın-Erkek" ilişkisinin karmaşıklığını, Adem ile Havva'dan bugüne damıtmışçasına irdeleyen tanıtım yazısı. Yazının son cümlesi "Biz kadınların tek isteği, birazcık sevilmekti." dikkatimi çekti. Şahsi düşünceme göre yaradılış gereği hiçbir varlık "Birazcık" sevilmek istemez. Çok sevilmek ister. 🤔 Ama hepsi de "Yok" hareketi halinde. Her neyse... Geçelim kitabımızın içeriğine....

    2) Karakterler = "P" Anne, "O" Baba, "H" Büyük Kız, "İ" Küçük Kız... Anneden Başlayalım...

    "P" anne karakteri... tam bir paranoyak. Evham meraklısı, şiir yazmayı ve okumayı beceremeyen şiir ve sinir hastası. Bu hastalığının aslında farkında olan ama hasta değilim diyerek hastanede kalmak istemeyen duygunun Mübtelası. Büyük kızını çocuğu olmuyor diye evlat edindikten sonra küçük kızını doğuran ve bu kızı adına aşağılık kompleksi taşıyan kişilik belası... Ara sıra vicdanıyla hesaba girip onu bile bıktırıyor.... En çarpıcı cümlesi "O kız bu evden gidecek!" haykırışı...

    "O" baba karakteri...Obsesif, zil zurna alkol hastası... Oturacağı koltuğa kaba etini isabet ettiremeyen çünkü muhtemelen mekanda sarhoşluktan bir değil beş koltuk gören edilgen karakter. Kendisinin film karakteri gibi olduğunu fark edememiş bir film düşkünü. Kamera, motor, kayıt... O her zaman az içmiştir. Etrafındaki insanlar abartır aslında. Büyük kızın yegane koruyucusu. En çarpıcı cümlesi "İki kadehle sarhoş mu olunur?" Babacım 20 kadeh olmasın sakın o?

    "H" Büyük kız, abla karakteri... Gerçek ve hayal duygu yükçüsü... Hayatının bir bölümünü öz evlat olarak geçirdikten sonra bir anda üvey olan ve bunun kekremsi tadını ağzı ile yüreğinde hisseden karakter. Hayatına müzik notalarını ve dans figürlerini yayan, becerikli, akıllı, güzel, hayattan ne istediğini az çok bildiği için anne tarafından artık istenmeyen karakter. Sürekli annesinin davranışları üzerinde an be an tahliller yapıp çocukluk hatıralarına inen karakter. En çarpıcı cümlesi "Biliyor musun? Benim çiçeklerimi atmış annem."

    "İ" Küçük kız, öz evlat karakteri... Üzerine söylenecek pek fazla söz olmayan silik karakter. Ortaya koyduğu resim tabloları, tuval ve fırça darbeleri kadar bile yok hükmünde karakter. En çarpıcı tespit "Çok uzaklarda okuyan hayırsız evlat. "

    3) Hikaye... Dağılma nedeni gerçekten saçma bir aile hikayesi işte... 1+4 ve 1 daha eşittir 6 eder. Zaten 4 aile üyesinin sayısı.. Baştaki 1 neden ve sondaki 1 sonuç olabilir. Bu hikayede karakterler hiç bir şekilde bir masa etrafında toplanmıyor, toplanamaz. Bu nedenle sonuç dağılma oluyor. Anne zaten hiç beceremediği "Öfkeli dilimin dolanması, Sesimin boş odada yankılanışı" gibi tarihe geçecek!!! şiirler yazıyor. Baba hayata hep bir kamera hayali ile alkol masasından bakıyor. Büyük kız Mozart 40.senfoni senin Chopinin cenaze marşı benim derken, Çaykovski ile kuğu gölü dansı yapıyor. Ve son olarak silik karakterimiz küçük kız tuvale dokundurduğu fırça darbeleri ile var olmaya çalışıyor. Gülünüyor, ağlanıyor, kızılıyor ama hiç kimse konuşmuyor. Hal böyle olunca dağılmak işten bile olmuyor 🤔

    4) "6" nın Sırrı = 1)Sırra İnan 2)Sırrın Ruhuna İnan 3)Sırrın Yazıldığına İnan 4)Sırrın Yol Göstericiliğine İnan 5)Sırrın Ödülüne İnan 6)Sırrın sırrına inan...

    5) 🤔 Buradaki "Sır" nedir acaba? Benim anladığım "Sır" insanın kendi içsel yolculuğu, yani insanın kendini arayışıdır. "Sır" insanın kendisidir aslında. İnsan... Soru sorma yeteneği sayesinde Dışa vurumculuğu, gerçek üstücülüğü, hayalciliği ve bil umum düşünce aksiyon çeşitlerini keşfeden insan....

    6) Aramak, bulmak.. Sonra tekrar kaybedip aramak ve bulmak yolculuğu... Yani hayat yolculuğu...
    "P" nin ŞİİRLERİ, "O" nun garip FİLM hayalleri, "H" nin MÜZİK ve dans figürleri ve "İ" nin tuval fırça eseri RESİMLERİ ile arayış.. İnsanın kendini arayışının hikayesi... Ciddi ve saçma bir arada. İşte hayattaki bu arayış içinde dağılmış bir ailenin saçma hikayesidir bu kitap. Ben de bu kitabı "6" maddede tahlil etmiş oldum. Sanırım "6" nın "Sırrına" dair bir şeyler buldum. Ve tahlilime ek olarak, "P" anne karakterinin şiirlerinden bir nebze daha iyi olduğunu düşündüğüm kendi şiirimi kondurdum.

    EMEL BOZTAŞ'TAN

    " Biteceğini bildiğim ömrümün hiç bitmeyeceğini sandığım günlerinde..."
    Kitaptan Alıntı
    " Bulacaksın nihayetinde, döneceksin başladığın yere..:"
    Kitaptan Alıntı
    Arkadaşlar, Değerli Yazarımız Emre Karadağ'ın "6" isimli kitabını okudum. Yazarımızın affına sığınarak, yorumumu yapmak istedim. 6, iki kız evlat, anne ve babadan oluşan dört kişilik bir ailenin psikolojisi üzerinden gitmektedir. Böyle sandığınız anda yanıldığınızı hissettirir size. Oysa hayatın tüm döngüsünü içinde barındırır 6.
    6, içerik bakımından bir derya. Okumak, okuduğunu anlamaya çalışmak, okuduğunu ANLAMAK... Anlamak? Anlaşılır bir dili var kitabın. Yalın. Farklı ve denenmemiş bir teknik, DÖNGÜ, SONSUZLUK...
    "ANLAMAK" O kadar derin bir kelime ki... Anladığımızı sandığımız herşeyi bir anda anlamadığımızı bilmek; ya da bildiğimizi sandığımız birşeyi anlayamamış olmak... DÖNGÜ...
    6, müzik, mitoloji, resim, felsefe vb. Gibi pek çok alanı içinde barındırıyor. Bir bakmışsınız:
    - Ölümün tadı dudaklarımda... Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum... Diyerek Mozart karşılar sizi. Eserlerinin tınıları ister istemez kulaklarınızda. Sonra bir bakmışsınız Richard Wagner ile karşılaşırsınız bir sonraki sayfa sokağında, Triston ve İsolde' ye zehirli aşk iksirini yudumlatırken. İlerdeki sayfaların sokakları sizi resim akımlarına götürür. Ekspresyonizm, Sürrealizm, Kübizm, Klasizm... Her akım kendi başlığının altında hissettirir kendini. Kimler yok ki: Pisagor, Arşimet, Einstein, Nietszche, Descartes...
    Sona doğru "Hayatın Anlamını Arayan" başlığı çıktı karşıma. Benim dedim.
    Yazarımız Emre Karadağ , "6 Hakkında" başlıklı yazısında kitabının kurgusu hakkında okuyucuya kilit bilgileri sunuyor. Yerinizde olsam bu kısmı not ederim ve okurken yer yer bu nota göz atarım.

    BURCU BUYUKKIRCALI'DAN

    Ben geldim ve tabi ki Kitap Yorumu ile geldim Emre Karadağ
    Kitap Adı :6
    Karakterler H-P-İ-O

    Kitabın kapağında da yazdığı gibi "Dağılmış bir ailenin SAÇMA (!) öyküsü..
    1+4+1 =6 karmaşası. Alkolik bir baba , paranoya bir anne 3.tekil şahıslardan anlatılan Resim delisi kız kardeş ve kulakta Mozart'in bestelerini hatırlatan bir abla ...
    kitabın adı 6 fakat 7 bölümden oluşuyor. Her bölümde kendi içimde simetrilik bulunurken 6 bölümde birbirinden farklı simetri bulunuyor. Okumak sakin kafa gerektiriyor

    Beni En cok.etkileyen mavi gözleriyle dünyaya bakan kocaman gözlü müzik delisi idi.
    Sadece edebiyattan ibaret olmayan bir kitap. Ruh analizleri derin düşüncelere damlanıza sebep olabilir. Psikoloji , müzik , resim , edebiyat bir bütün.

    BELGİN ŞAHİN'DEN

    *Kitap; 4 kişilik,sorunlu bir ailenin ruhsal bunalimlarini, "6" bölümde anlatmis..Ha bir de 1+4+1=6 eder cümlesi var sürekli tekrarlanan anlatimda..
    *Karakter isimleri yok, her karaktere giriş bölümünde harf verilmis.(H,O,P,İ )..Sanirim yazar bunu okuyucunun bulmasini istemis.🤔
    *Evin evlat edinilen HİSTERİK kizi (H)
    Evin alkolik ve OBSESİF babasi(O)
    Evin hasta ve PARANOYAK annesi(P)
    Evin silik kalmis ve İKİ BOYUTLU kizi (İ)
    ( Giris kismini okuyacaklarin daha iyi algilamasi icin biraz tüyo verdim)
    *Degisik,alisilmisin disinda..Karakter ismi yok(siz bulacaksiniz)..Zaman, mekan yok..Anlatimlar bazen "biz", bazen "ben",bazen "onlar"..
    *Ancak;kitabin genelini okuyunca,yazarin karakterlerin duygularini anlatirken ,ilgi duyduklari sanat dallarini da anlatmasi ve bunu yaparken de bu sanat dallarinin akimlari ve onculerinden de bahsetmesi ilgimi cekti..(Resim, muzik,sinema...)
    Örneğin; HİSTERİ bölümünde;evlat edinilen histerik kizin(H) duygulari klasik muzige duydugu ilgiyle, anlatimda beraberinde, Mozart,Bach...(ve diğerleri)da getirmis oykuye..Ya da;
    İKİ BOYUTLU İNSAN bölümünde, evin adeta iki boyutlu silik öz kızı (İ) nin duygulari onu ilgi duydugu resim sanati ile anlatilmis..(Sürrealizm,Kübizm..ve diger..)
    *SONUC OLARAK ;
    Bence anlatigim teknigi ve kurgu biraz karmasik gorunse de kitap, okuyucusunu düsünmeye, analiz e cagiriyor..Sıradısı..🤔
    Uzun seneler analiz yapma yorgunlugunu tasiyan ben ( meslegimden dolayı) bu sefer zevkle yoruldum
    *Dümdüz bir hikaye olmamasi kitaba deger katmis bence..
    Yazarimizin emeğine ve kalemine sağlik..

    NİLGÜN ÖZER'DEN

    Alışılagelmişin dışında farklı bir kitap okumak isteyenlerin düşünmeden alıp okuması gereken ilginç bir kitap Emre Karadağ'ın " 6 " kitabı.

    Kitabi anlatım tekniği ve edebi açıdan yorumlayacak kadar birikim sahibi olmadigim için o konuya girmeyeceğim bile.

    Kitapta bahsi geçen karakterlerin isimleri belirtilmemiş.
    Anne, baba ve iki kız çocuğundan oluşan aykırı, dağılmış dört kisilik bir aile...
    Ailenin her biri farklı psikolojik rahatsızlığı olan kişiler.

    *Histerik , evlatlık alınmış kız çocuğu
    *Paranoyak bir anne
    *Obsesif bir baba
    * ikinci boyutlu insan bölümünde daha detaylı karşımıza çıkan evin küçük kızı.

    Karakterlerin içsel, vicdanı hesaplaşması ... Farklı sanat dallarına ait terimler ve göndermeler anlatıma hareketlilik katıyor ve merak uyandırıyor.

    Koyu renkle belirginleştirilmiş cümleler , karakterlerin psikolojik rahatsızlıklarının özelliklerini, belirtilerini vurgulamak için kullanılmış sanırım.

    Teşekkürler sevgili Emre Karadağ kalemine, emeğine sağlık.

    GÜLŞEN GÜNEŞ'DEN

    6
    Bir okudum bitti deyip tek avazda yorumlanmasi güç bir eser.
    İcinde barındırdığı 4 karekterden ic sesimize uzanan devasa bir yolculuk.
    Bazen hasta oluyorsun bazen sarhos bazen öfkeden kan kusuyorsun bazense yanlizca yapayalnız.
    Bir uçtan bir diğerine yol alirken her karekterde kendine rast geliyorsun mutlaka.Ustelik bunları yaparken hep arkada sanatsal bir fonla adimliyor oluyorsun.
    Her bölümde rastladığın şey,bir bilinmeyeni sorgularken düşüncelerini saçma ötesine kadar varıp Ne Ne icin Ne kadarlarla öyküye yeniden dalıyorsun.
    Son olarak üsluplardaki ikilemler başta belirtmeliyim ki ömrümü yemisti ama her vurgu içime seslenişte etkenmiş.
    Sandığım dan fazla büyüsundeyim şu an. Olağanüstü döngüyle derinlerime uzandığı için kendisine ne kadar teşekkür etsem az Emre Karadağ ‘in.
    Elime gectiginden beridir neden okumadim erteledim diye de oturup sorgular şimdi kendimi beynim ((:
    Hersey icin burda olduğum icin kitap icin seni tanıdığım için.....
    Minnetarim Emre bey

    BAŞAK DOĞRUYOL'DAN

    6 Bitti mi?Bitti gibi mi yaptı?
    Delirmeye hazır mısınız?Saçma bir öyküye dalıp kendinizi kaybetmeye,bir solukta okumak istedikçe bitmesin diye sayfalarla bakışmaya ve zaten iflah olmaz bir deli iseniz derecenizi yükseltip huninizi büyütmeye... ;) Hazır mısınız?
    Evet sevgili Emre Karadağ'ın kitabı 6 ile tanışmaya çok hevesli iken veda etmeye niyetli değilim.
    Uzun bir yorum yapıp sizleri sıkmak istemem ama birkaç kelam etmeden bu kitabı okudum diye geçiştirmek de istemem.
    Saçmalıklarla dolu bir kitap. Ciddiyim.Saçma olduğu kadar çarpıcı,realist,sarsıtıcı,oturduğunuz yerden şöyle bir sallayıcı.
    Edebiyatı hiçbir zaman salt bağımsız bir sanat olarak görmedim.Sanatın her dalının birbiri ile bağlantılı olduğuna inanlardanım.
    Bu kitapta edebiyat,felsefe,müzik,resim,tiyatro,sinema.Hepsi var!Günlük hayatın realitesi,gerçek olmayacak kadar hayali kuramlar bir o kadar da kendinizi,ailenizi,seni,beni,onu,bizi bulabileceğiniz bir kitap!Uzun süre etkisi altında kalacağınızdan eminim
    Herkes okusun mu?Bence herkes okumasın.Kendine güvenmeyen ve 6 zamanı gelmeyen okumasın.Hazır olunmadan okunmayacak bir kitap.
    Derli toplu,aşk dolu,sakin bir kitap arıyorsanız da okumayın.
    6' yı sanırım kıskanıyorum ve kimse okumasın istiyorum :) Nacizane yorumuma göz gezdirirken size bir de arka fon müziği ayarladım.Malum 6 klasik müzik olmadan olmuyor ;)

    ASLAN NAZ'DAN

    Bir düşünün, her hangi bir konu için;
    “Aa öyle olduğunu hiç fark etmemiştim.” dediniz mi hiç?
    “Yaa öyle miymiş, hiç farkında değilim.” dediğiniz oldu mu?
    Peki ya “Bunca zamandır önünden geçiyorum şimdi fark ettim.” dediniz mi?
    Fark: ayırım demektir temel anlamda.Farklı olmak ise temel anlamdakinden kendini ayırmaktır.Ben farklı olmayı orijinallikle aynı anlamda kullanmaya çalışıyorum.Yani hiç kimsenin yapmadığını yapmak tek olmak, örnek olmak gibi.
    Emre Karadağ 6 da kendi deyimine göre saçma sapan hikayelerde farkı yakalamış.Farkı öyle bir yakalamış ki olayları bazen tualler üzerine resmetmiş, bazen de diojene somuş ne aradığını.Darvinle resmetmiş insanın nerden geldiğini, ha maymunu da ihmal etmemiş.Cenneti cehennemi ayağınıza getirmiş siz zahmete katlanmayın diye.Tanı ve tedavi de 6 da.Her kesimin bir parçası sayfalarda gizlenmiş bu gizi keşfetmek okuyucuya kalmış bir anlamda.
    6’nın ne anlama geldiğini de merak ediyorsanız 111. Sayfaya kadar sabretmeniz gerekecek.

    Sevgili Emre Karadağ; başarıyı yeni söylem ve farklarda yakalaman dilek ve temennilerimle.

    KAMİLE ÖZTEMEL'DEN

    SİNDİRE SİNDİRE OKUDUM VE BİTİRDİM...
    Öncelikle Yazar Emre Karadağ 'ın kalemine yüreğine sağlık.Tebriklerimi sunarım...
    Böyle bir kitabı yazmak gerçekten cesaret ister.Bana göre çok büyük bir başarı
    Gönül rahatlığıyla okunmasını tavsiye ederim...
    Şimdi 7 Bölümden oluşan kitaptan anladıklarımı bölüm bölüm kısaca özetleyeyim ;
    NEVROZ BÖLÜMÜ ; Anladığım kadarıyla iyi niyetle başlanmış bir evliliğin , sonradan babanın ilgisizliği ve annenin ( iletişimsizlikten ve içine kapanmasından ) Paranoya hastası olması sebebiyle huzursuz ve kopuk bir aileye dönüşmüştür..
    HİSTERİ BÖLÜMÜ ; Öyle bir ortamda hastalıklı bir ruh haliyle yetişen evlatlık kız kendi kafasından kendine göre bir dünya kurmuş orada yaşıyor...
    PARANOYA BÖLÜMÜ ; Annenin kendi iç dünyasındaki kendisiyle ve yaşadıkları ile çekişmesi...
    OBSESYON BÖLÜMÜ ; Babanın kendi hayal dünyasında kurguladığı sahnelerde yaşaması...
    İKİ BOYUTLU İNSAN ; Böyle bir ortamda büyümüş bir kızın ablasından etkilenerek gölgesi altındaki silik hayatı...
    HAYATIN ANLAMINI ARAYAN BÖLÜMÜ ; Yazarın , kainatın var olma sebebini tüm varlıkları konuşturarak araştırması...
    7 BÖLÜMÜ ; Sürekli 4 Kapıdan bahsedilen bir bölüm.
    İlk kapı ; insanın doğumu
    İkinci kapı ; Çocukluk ve gençlik çağı
    Üçüncü kapı ; Orta yaş ve yaşlılık çağı
    Dördüncü kapı ; Ölümün kapısı

    ÜLKÜ UZUNOĞLU ÜNSAL'DAN

    BİR KİTAP/BİR YORUM

    Enteresan bir kitap "6"... . Dağılmış bir ailenin "saçma" öyküsü... Kapaktaki bu cümle, okurun kitapla tanışma cümlesi... SAÇMA sözcüğü tırnak içine alınmış... Nedenini merak ediyor ve kitap boyunca bir SAÇMALIK'la karşılaşacağını sanıyor insan. Fakat kastedilen şeyin; "saçmalık" değil, yazarın 110 sayfalık bir kitapta, dört kişilik bir ailenin ayrı ayrı her bireyinin his ve düşünce dünyası üzerinden ne kadar çok ve birbirinden farklı bilgi, fikir, tesbit, duygu, bakış açısı ve yorum SAÇMA'yı başarmış olması demek olduğunu anlıyorsunuz.
    Bu dört kişi, fonda sanatın dört dalının kullanıldığı bir kurgu içinde anlatılıyor. Ailenin nevrotik annesini ŞİİR, obsesif/alkolik babasını SİNEMA, histerik ablasını (evlatlık) KLASİK MÜZİK, ezik/silik kızkardeşini RESİM sanatı ile harmanlanmış bölümlerle tanıyoruz. Bu ailede herkes en az bir kişiyle sorun yaşıyor, herkes sadece bir kişiyi seviyor, herkes en az bir kişiden nefret ediyor, herkesin kendi öz benliğinde hasarlı bir yön var ve herkesin hayatına, bir şekilde 6 rakamı uğruyor.
    Okunması kolay bir kitap değil "6"... Emre KARADAĞ, kitabı yazarken verdiği emeğin karşılığında, okuyucudan da belli bir efor sarfetmesini istemiş olmalı. Belki de bu yüzden "6 Hakkında" başlığı altındaki notlarını en başa değil, en sona yazmış. (Kitabı okuyacak olanlar ilk önce bu kısmı okusun, bu da yorumumu okuyanlara benden küçük bir tüyo olsun, aramızda kalsın, Emre Karadağ duymasın)
    Şimdi "6" hakkındaki izlenimlerimi ve itiraflarımı 6 maddede toplamam gerekirse:
    1. Bu kitabı okuduğum süre içinde başka 6 adet kitabı bitirebilirdim.
    2. Sadece bu kitabı okumak, 6 kitap birden okumuş olmak kadar yorucu ama bir o kadar da doyurucuydu.
    3. Kitaptaki 6 bölümden ayrı ayrı 6 kitap da yazılabilir diye düşünüyorum.
    4. Her bölümde geçen 1+4+1=6 işleminin sırrını çözmekle uğraşan bilinçaltım yüzünden bir önceki sayfaya çokça geri dönüşler yaptım.O matematiksel ifade, okurken bilince çelme takıyor ve tökezlememek mümkün değil...
    5. Kitabı ilk okuyuşumdaki ANLAMA düzeyime 10 üzerinden 6 veriyorum
    6. Bu yüzden 6'yı, 6 ay sonra tekrar okuyacağım (İnşallah). Çünkü bunu hakediyor ve tekrar okuduğumda iki değil, üç değil... kitabın altı kapısını da açmayı başarırım ve anlama notumu yükseltebilirim diye umuyorum.
    Benim açımdan farklı bir okuma deneyimiydi. Bu özel kitap için Sn. Emre KARADAĞ'ın kalemine sağlık. Zihninin sınırlarını zorlamaktan ve tekdüze bir okumanın ötesine geçmekten hoşlanan kitapseverlere tavsiye edilir.
  • Eyyy film severler :) Sizde benim gibi bir film izlemek için bir film süresini hangi filmi izlesem diye zaman geçirerek mi tüketiyorsunuz? İşte dev olmasa da bir arpa yolu boyunda hizmet :)
    Linkleri de koyayım anında yararlanın:)
    Uzun zamandır izlediğim filmleri bir köşeye not ediyorum, her güne bir film izleme projem kapsamında dedim bunları güzel bir başlık altında yayayım, okunan kitaplar güzel ortaklıklar verirken izlenen filmler neden vermesin:) 1000Kitap sonrası 1000 film sitesi de istiyorum:)

    İşte benim muhakkak izlemelik filmlerim;
    1. Dogville, L.v. Trier - (Sonsuz iyilik mümkün değil ya da insanın iyi kalabilmesi...)
    http://unutulmazfilmler.online/dogville.html
    2. La Novia (Federicocuğumun Kanlı Düğün oyununa muhteşem uyarlama)
    https://www.politikfilm.org/...2015-filmi-izle.html
    3. Kral Kieslowski ne yapsa izlenir, özellikle Renk Üçlemesi (Mavi)
    http://unutulmazfilmler.online/?s=kieslowski
    4. Aslı Gibidir - Juliette Binoche hangi filmdeyse izlenir:) Bir Abbas Kiarostami farkı :)
    https://tamfilmizle.com/...l-hd-altyazili-izle/
    5. Salo ya da Sodom'un 120 Günü- Passolini - Dayanabilen varsa beri gelsin- Marquis de Sade kaleminden :)
    https://www.politikfilm.org/...doma-filmi-izle.html
    6. En içimi acıtan belgesellerden biri
    https://www.politikfilm.org/...esel-filmi-izle.html
    7. Küçük Küller - Canım Federicom ve Salvador Dali filmi
    https://www.politikfilm.org/...er-little-ashes.html
    8. Persepolis - Her an beni tetikte tutar.
    http://unutulmazfilmler.online/persepolis.html
    9. Dogtooth - Köpekdişi - Çok çarpıcı bee
    http://unutulmazfilmler.online/dogtooth-kynodontas.html
    10. İl Giovane Favoloso - Leopardi - Muhteşem bir şair keşfetmek istemez misiniz?
    https://www.politikfilm.org/...2014-filmi-izle.html
    11. Postacı - İl Postino- Pablo Neruda var :)
    http://unutulmazfilmler.online/il-postino-postaci.html
    12. Elly Hakkında - Yine şahane İran Sineması, Mohsen Namjoo şarkılarıyla...
    http://unutulmazfilmler.online/...-darbareye-elly.html
    13. My Fair Lady - Bernard Shaw'ın muhteşem oyunu
    http://unutulmazfilmler.online/...m-tatli-melegim.html
    14. Yaşamaya Değer - Kirpinin zarafeti kitabının on numara filmi
    http://akalitefilm.net/...maya-deger-izle.html
    15. Edward Makaseller - Johnny Depp farkıyla
    http://unutulmazfilmler.online/...ward-makaseller.html
    16. Mehmed Uzun Filmi - Muhteşem bir belgesel
    https://www.politikfilm.org/...-belgeseli-2009.html
    17. Black Mirror - Her biri ayrı film değerinde muazzam ve dehşet
    https://dizipub.co/...r-tum-bolumler-izle/
    18. Genius - E dizi ama her biri ayrı film tadında Einstein ve Picasso:)
    https://dizipub.co/dizi/genius/
    19. Düşlerin Efendisi - Marquis De Sade 'ın hayatı, Geoffrey Rush'ın harika oyunculuğu:)
    http://unutulmazfilmler.online/...slerin-efendisi.html
    20. Operadaki Hayalet - Yoksa siz hala dünyanın en iyi operasını izlemediniz mi?
    http://unutulmazfilmler.online/...om-of-the-opera.html
    aha bu da orjinali :)
    https://tafdi.org/...yal-albert-hall.html
    21. Tabutta Rövaşata - Az sayıda iyi Türk filminden biri
    https://www.youtube.com/watch?v=bwXv66bZ95s
    22. 12 Angry Man - Çoğunluk her zaman haklı mıdır, asla...
    https://720p-izle.com/...zi/12-angry-men.html
    23. Kaldırım Serçesi - Edith Piaf unutulur mu beeee:)
    http://unutulmazfilmler.online/...aldirim-sercesi.html
    24. Ray- Ray Charles'ın hayatı, muhteşemdi:)
    https://www.altyazilifilmizle.biz/ray-izle.html
    25. Seven Samuray - Seni unutur muyum be:)
    https://720p-izle.com/...i/seven-samurai.html
    26. Çingeneler Zamanı- olmadan olur mu:)
    http://unutulmazfilmler.online/...ngeneler-zamani.html
    27. Gadjo Dilo - anaa bu efsaneyi nasıl unuturum :)
    https://www.fullhdfilmsitesi1.net/...banci-film-izle.html
    28. Bab'Aziz- müthiş bir renk müthiş anlatım:)
    http://www.altyazilifilmhd.com/babaziz-izle.html
    29. Half Moon - Gulşifte için izlenir:)
    http://iranfilmleri.net/...lfmoon-niwemang.html
    30. Aydaki Adam- Bir Jim Carrey efsanesi:)
    http://unutulmazfilmler.online/...oon-aydaki-adam.html
    31. The Shining- Allaaamm yok böyle bir film Jack Nicholson sinemanın net kralıdır.
    https://720p-izle.com/...azi/the-shining.html
    32. Mandalinalar - offf fazla insanlıktı bu bize:(
    http://unutulmazfilmler.online/...layer=pub&part=1
    33. Stalker - Tarkovsky bilmez müyük sandın? hem de en kralı:)
    http://unutulmazfilmler.online/stalker.html
    34. Coco - Bir insan onu tanıyan kimsesi kalmadığı zaman hiç varolmamıştır, muhteşem bir animasyon.
    https://hdfilmbro.com/...ili-1080p-full-izle/
    35. Büyük Budapeşte Oteli - Wes Anderson bilir misin, peki ya bu hikayeler Zweig'dan derlenmiş desem?
    https://www.altyazilifilmizle.biz/...pest-hotel-izle.html
    36. Küs Kardeşler Limited Şirketi - Kimler kimler yok ki filmde Wes Anderson'un filminin rengi bir başkadır:) litfen izleyin:)
    http://unutulmazfilmler.online/...limited-sirketi.html
    37. Into the wild - Biz nasıl kampçı olduk sanıyorsunuz?
    http://unutulmazfilmler.online/...d-ozgurluk-yolu.html
    38. Wild - İşte bu filmle de Likya Yolu'nu yürümeye karar verdim:)
    https://720p-izle.com/izle/altyazi/wild.html
    39. Amadeus - Müthiş bir biyografi , ah Salieri:)
    http://unutulmazfilmler.online/amadeus.html
    40. Get on up - James Brown'ın deli manyak hayatı :)
    kim mi? aşşa yoruma gel:) sonra filmi izle:)
    https://720p-izle.com/...tyazi/get-on-up.html
    41. Karşınızda Peter Sellers - Geoffrey Rush'tan yine mükemmel performans, Peter Sellers kim bilin mi, e pembe panter:)
    https://tamfilmizle.com/...l-hd-altyazili-izle/
    42. Pardon - B12 eksikliğimden yeni aklıma geldi çok üzgünüm ilk sırada olmalı çünkü ben filmi baştan sona ezbere biliyorum:) izlemeyen net ölsün:)
    https://www.fullhdfilmdiziizle.net/pardon-full-izle/
    43. İçimdeki Deniz - Ne filmdi beee, muhakkak izlemeli:)
    http://unutulmazfilmler.online/...ulmaz-vip&part=2
    44. Nostalji - Bir Tarkovsky şiiri gibi film, kesin izlemeli:)
    https://www.altyazilifilmizle.biz/...nostalghia-izle.html
    Aklıma geldikçe, zaman buldukça ekleyeceğim :) O kadar güzel film var ki:)
    45. Dr. Strangelove - Kubrick ve Peter Sellers birliği muazzam bir film lezzeti
    https://www.altyazilifilmizle.biz/dr-strangelove-izle.html
    46. Eternity and a Day Sonsuzluk ve Bir Gün - Ya ben seni nasıl unuturum şapşik :)
    http://unutulmazfilmler.pw/...-ve-bir-gun.html?d=1
    Şu müziği dekoyam bari :)
    https://www.youtube.com/watch?v=qfG9AdaR8yY
    47. Paramparça Aşklar Köpekler - Nasıl müthiş bir film bu ya
    https://720p-izle.com/...i/amores-perros.html
    48. 8. Gün - Müthiş bir Down Sendromlu hikayesi , bayılırsınız.
    https://tamfilmizle.com/...l-hd-altyazili-izle/
    49. Gandhi - Müthiş bir film olmuş, biyografi severiz:)
    http://unutulmazfilmler.pw/gandhi.html
    50. Hotel Rwanda - Yine iç parçalayan bir gerçeklik
    http://unutulmazfilmler.pw/hotel-rwanda.html
    51. Tootsie - Şabaniye'nin orjinalini bir de böyle izleyin:)
    http://unutulmazfilmler.pw/tootsie.html
    52. Şahane Oyun - Ya bu adamı izlemeden ölmeyin :) Komedinin kurucusu, kahkaha yüzlü Louis de Funes :)
    https://tafdi.org/...ande-vadrouille.html
    53. Mother - 2017 - Şahane metaforlar silsilesi
    https://720p-izle.com/izle/altyazi/anne.html
    54. Manderlay - L. V. Trier : Listemin başındaki ilk filmin ikincisi bu, muazzam bir eleştiri, muhakkak izleyin de konuşak:)
    https://720p-izle.com/...tyazi/manderlay.html
    55. Bohemian Rhapsody - Son zamanlarda izlediğim en en en iyi film. Freddy'min ruhuna değsin, ya canlandıran çocuk ne yaman imiş yaaa:)
    https://720p-izle.com/...hemian-rhapsody.html
    56. Violette 2013 - Müthiş bir hayat hikayesi, kimler var kimler
    https://www.altyazilifilmizle.biz/violette-izle.html/2
    57. Green Book- Sen ne güzel bir filmsin her dakikasıyla be:)
    https://www.altyazilifilmizle.biz/...green-book-izle.html
    58. Malena - Güzellik başa bela adlı başyapıt
    https://www.altyazilifilmizle.biz/malena-izle.html