“Özlediğin, gidip göremediğindir;
Ama, gidip görmek istediğin…
Özlem, gidip görememendir; ama
Gidip görmek istemen…
Özlediğin, gidip görmek istediğin-
Ama gidip göremediğin…
Özlem, gidip görmek istemen-
Ama gidememen, görememen;
Gene de istemen…
Kadın yemeği yaktı, DAYAK
Kadın çalışmak istedi, DAYAK
Kadın mantara et koydu, DAYAK
Kadın yemeği tuzlu yaptı, DAYAK
Yetmez. ŞİDDET devam etmeli.
Şişko de İSİM TAK
Beceriksiz de AŞAĞILA
Seni gebertirim de TEHDİT ET
Sen ne biçim kadınsın de KÜÇÜMSE
Yetmez. Yıllarca sürecek DUYGUSAL ŞİDDET yaşat.
Nasıl olsa vurmuyorum de, elbiselerini kes.
Nasıl olsa vurmuyorum de, tabağı, bardağı kır.
Nasıl olsa vurmuyorum de, kediyi duvara fırlat.
Nasıl olsa vuruyorum de, en ağır hakaretleri yap.
Bazılarımız alıntıları bile okurken rahatsız oldu.
Ben sizinle paylaşamadığım nice olayları okurken rahatsız oldum. Bir de bu acıları yaşayan kadınları düşünün. Ben düşünemedim. Bu acıları çeken kadınlar gerçekten var mı dedim. Sonra da onlara bu acıları yaşatan erkek müsveddelerini düşündüm. Öyle erkeklerin olacağını aklım almadı.
Siz söyleyin,
Hangi erkek karısına tecavüz ederken kızlarına izletir.
Hangi erkek 6 yaşındaki kızına cinsel tacizde bulunurken, sakın bağırma sana kocaman hediye alacam, der ve 14 yaşına kadar devam eder.
Hangi erkek en sevdiğim oğlum diye kucağında yatırdığı 4 yaşındaki oğluna aylarca tecavüz eder.
Hangi erkek kızına tecavüz etmek için doktorlardan, hocalardan medet umar.
HİÇ GÜZEL ŞEYLER DUYMAYACAKSINIZ!
Kadın açık giyinmiş, hak etti (!)
Kadın tenhada gezdi, hak etti (!)
Kadın gece sokağa çıktı, hak etti (!)
Kadın taksiye yalnız bindi, hak etti (!)
Kadın erkekle yemeğe çıktı, hak etti (!)
"Tabii ki şeffaf bir bluz ya da kıçına kadar çıkan bir mini etek giyen kadının tecavüze uğrama olasılığı daha fazladır." (24 yaşında bekar bir erkek).
Bütün suç kadınlardadır (!)
Erkekler hep masumdur (!)
"Erkek bir sorunu olduğu için tecavüz ediyor, yoksa başka bir nedenle değil. Benim olayda kadın tecavüze uğradıysa, bu sadece kendi suçuydu" (30 yaşında evli bir erkek)."
Erkek zaten hastadır.
Erkek zaten teşhircidir.
Erkek zaten sübyancıdır.
Erkeğin psikolojik sorunları vardır.
Kısacası erkeğin yaptığından aklanması için mazereti çoktur. Ama kadın yaşadığı olaydan dolayı yıllarca silinmeyecek izler taşır.
"Kendimi aşırı derecede sınırlanmış hissediyorum. Bitkisel bir hayat yaşar gibiyim. Sürekli bir korku içindeyim" (27 yaşında bekar bir kadın).
En önemlisi erkeğe güveni kalmamıştır. Yalnız sokağa çıkmaya gücü kalmamıştır. Tenhalarda zaten istese de dolaşamaz artık. Çünkü her an birileri gelip boğazına bıçağı dayar ve istediğini alır. Kadın yaşadığı olayı anlatmak istese de anlatamaz. Çünkü toplum erkeği değil de kadını suçlar, sanki kadın istemiş gibi.
"Tecavüze uğramış kadınların en aciz kaldıkları durumlardan biri, kocanın, erkek arkadaşın ya da baba ve annenin başından geçenlere inanmamaları, tersine ondan kuşkulanıp, aşağılamalarıdır."
Gitmeseymiş yemeğe!
O saatte ne işi varmış orada!
Dostlarım, size bir soru! Rıfat Ilgaz dediğimde aklınıza ilk ne gelir? Tabii ki Hababam Sınıfı! İtiraf ediyorum okumadım ama çok izledim. Benim gibi sizlerin de izlerken kahkaha ile güldüğüne eminim. Peki Rıfat Ilgaz Hababam Sınıfı'nı neden yazmış ve nasıl bu kadar güldürebilmiş, biliyor musunuz? Buyurun cevabını kendinden dinleyelim.
Soru: ‘’Nasıl bu kadar çok güldürebildiniz?’’
Rıfat Ilgaz: ‘’Eskiden idamlar sabaha karşı yapılırmış. Belli bir süre sonra idam yaklaştığında tüm dükkanlar açılmaya, esnaf satış yapmak için bağırıp çağırmaya başlamış.’’
‘’Bunun üzerine aileler de o saatlerde sokağa çıkmaya başlamış ve idam vakitleri panayır havasına bürünmüş. Sonuçta da ölen bir adama bakarak gülen bir halk görüntüsü oluşmuş.’’
‘’Ben de çöken eğitim sistemini anlattım. Hepimiz ölen bu sisteme bakarak güldük.’’
Bir çoğumuz yazarın hayatını hep yazdığı eserlere göre değerlendiririz. Ama derinlere indikçe hiç de öyle olmadığını görüyoruz. Mesela Aziz Nesin!
Aziz Nesin, hayatı boyunca sıkıntı çekmiş ama yazdıkları bizi hep güldürdü. Aziz Nesin'in çevresinde olup da sıkıntı çekmeyen bir tane yazar söyleyin desem mümkün değil sayamazsınız. Onun devrindeki yazarların hangisi iktidarın tokatını yemedi ki! İşte bir tane daha, Rıfat Ilgaz!
Yıl 1911. Ne Çanakkale Savaşı, ne Birinci Dünya Savaşı başlamamış daha. Kastamonu'nun Cide'sinde ailesinin son çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Üç kardeşin en küçüğü. Aslında fazlası var ama kimi hastalıktan kurtulamamış, kimi gittiği cepheden dönememiş . Kala kala üç kardeş kalmışlar. Küçük olunca da nazlı büyümüş biraz. Özellikle de babasının gözünde.
"Şu var ki babamı gerçekten de çok severdim. O benim her bakımdan arkadaşımdı." (s. 120)
Çocukluğunu okurken nedense aklıma hep küçük Nusret (Aziz Nesin) geldi. Onun kadar yolluk içinde büyümemiş büyümesine ama o