"Benim kimle arkadaşlık edeceğime karışamazsın!" demişti kocasına. Uzun süredir sesini ilk yükseltişiydi. Kavga etmekten kaçındığını bütün dostları bilirdi. Kocasının toplantılarda başkaları yüzünden (başkalarının giyim kuşamı, davranışı, başkalarının dünya görüşü, sanat anlayışı); evde, çocukların yanında, hiç yüzünden (yemeğin tuzsuzluğu, o uyurken sifonun gürültüyle çekilmesi); başbaşa kaldıklarında "zaten ilk evliliğini de yürütemediği" yüzünden başlattığı tartışmalara katılmazdı. Tartışma, kalabalık bir ortamda alevlendi mi, iki tarafın savunduğu görüşler arasındaki ortak noktayı serinkanlılıkla saptar, mantığın çağrısı işe yaramadı mı, pikaba bir plak koyardı. Bu hırçın erkeğe nasıl katlandığına şaşanların, kendisine gizliden gizliye acıyanların bakışlarına sırt çevirmiş olurdu böylelikle. Evde çıkan kavgalar, ara sıra sofra örtüsünün üstündeki tabak-çanakla birlikte yere savrulmasıyla sonuçlansa bile suskunluğunu korur, eğilip yerdeki kırıkları topladıktan sonra halıyı siler, köşesine çekilip bir sigara yakardı.
"Dedikoduyu dünyadaki her şeyden, hatta sofra zevklerinden bile daha çok severdi ve zararsız bir nezaketle başkalarının işleri hakkında saatlerce gevezelik ederdi."
Sonra imanın bir nuru olan muhabbeti sana vermekle, gayr-ı mütenahî bir sofra-i nimet ve saadet ve lezzet sana ihsan etmiştir.
(İman ve Küfür Müv. 127.sh - Risale-i Nur)