Uzun bir sessizlikten sonra gelen o ilk kelimeyi
Bir insan gibi bir er gibi gören
Karşılayıp konuklayan kadın muştu sana
Ateş almış günü geçik resmi yapraklar gibi
Bir dağ ucuna yığılmış o kent ki
Seni en çarpık bir düşmanlıkla
Karşılamaya hazırlanmakta
Öyleyse ey bir kelime doğuran kadın
Muştu sana
Yankı yapan kutlu kadın muştu sana
Bir meleğin bir sözünden gebe kalan kutlu kadın
Ayrılığın şiddetinden gebe kaldın
Aydınlığın artışından oldu İsa
Artık çıkabilirsin temmuz öğlesine ama
Üç gün yüce bir oruca borçlandırıldın
En çok konuşman gerektiği anda
Ayazmaların aynasında boy gösteren
Dişbudak ormanı gibi azgın bir kalabalık
Önünde o ulu konuşmanı yapacakken
Bir yaratış susmasına adandın
Yalnız işareti serbest bırakan
Doğurman cinsinden bir oruca borçlandın
Çocuk erdi
Su durdu
Muştu sana
Hadrianus'un kütüphane mermeri
Çeşme oldu aydınlık bir kuşluk kitabına
Çocuğun mucize alfabesine
Loş aralıklarda
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Geride bıraktıklarına odaklanırsan önünde seni bekleyenleri göremezdin. Hayat da tam bu kaybettiğin yerde başlarda işte. Kaderden de medet umamazsın o anda. Sen gayret etmezsen o senin için kılını bile kıpırdatmazdı. En dibe vurduğunda yanan canın, daha fazla gidecek yerin olmayışın ve yalnızlığın yukarı çıkmaktan başka çare bırakmazdı insana. İşte orada hayat,yeniden daha hızlı ve bir o kadar güçlü başlar. Ağlaya ağlaya, belki de kanaya kanaya...O yüzden...Şu ana bir işaret koydum. Bu andan sonra sadece önüme bakacaktım. Bakmak zorundaydım.
Ölüme mahkum olanlar bile genellikle ancak son anlarında bunu hissederler. Aklının bir kenarında hep vardı ama genel, soyut ve belirsiz bir şekilde duruyordu. Çünkü dikkatini bu düşünce üzerinde toplamıyordu. Şu anda ise öleceği düşüncesiyle ürperiyor, titreme geliyor, ateş basıyor.
Yine de yaşamının anlamı pek doyurucu gelmemektedir. Neden özgürlük, diye sorar kendine, hep geriye dönük, önceden kazanılmış, denetimli bir şey olsun? Neden şu anda peşinde koşulacak bir özgürlük yok?